Ultraliberal dünyanın perde arkası

Ultraliberal dünyanın perde arkası

İnsanlığın kısa ama uzun yüzyılının birbiri ardınca özetlerinin yapılmaya başlandığı ve özellikle de televizyonlarda bu konuda programların yayınlandığı bir sırada...

Ultraliberal dünyanın perde arkası
Yaşar Öztürk
İnsanlığın kısa ama uzun yüzyılının birbiri ardınca özetlerinin yapılmaya başlandığı ve özellikle de televizyonlarda bu konuda programların yayınlandığı bir sırada Evrensel Basım Yayın tarafından basılan "Kapitalizmin Kara Kitabı" oldukça önemli bir yere sahip. Kitlesel olarak insanlığın uyutulmasının başarıldığı bir ortamda televizyon ekranlarına yansıyan ya da kapitalizme göbekten bağımlı basının sayfalarında yer alan fotoğrafın görünmeyen bölümünde inanılmaz acılar ve vahşet yatıyor.
24 makalenin her biri ayrı bir kitap. Keşke bu kitaptan yola çıkan bir belgesel yapılabilse. İnsanların okumaktan kaçtığı ve kolayına geldiği için yeni yüzyılın mabedine televizyona sarıldığı dünyada belki açık gözlerin geremedikleri gösterilebilirdi. Bu çalışmanın kitap olması da ayrı bir güzellik. Çünkü kitap olunca bu bilgiye her zaman ve mekânda ulaşmak olanaklı. Televizyonda ise bu zor.
Kerem Kurtgözü'nün Tükçeleştirdiği "Kapitalizmin Kara Kitabı" için enfes bir önsöz yazan Gilles Perrault "Bahtiyar kapitalizm... Sizi ezer, pestilinizi çıkarır, köleleştirir, üzüm üzüm üzer, ama düş kırıklığına uğratır mı? Mutsuz olmaya hakkınız vardır, ama düş kırıklığına değil, çünkü düş kırıklığı tutulmayan bir sözü varsayar. ...Daha çok doğal felaketleri hatırlayalım. Size boyuna şunu yineleyip dururlar: Kapitalizm insanlığın doğal halidir. Kapitalizmde insan havada balık gibidir. Devrim, bastırma, düş kırıklığı, pişmanlık gibi bilinen devresel acı sonuçlarıyla şeylerin düzenini değiştirmek istemek ideologlara özgü boş bir küstahlıktır...
Doğanın yıkımları vardır; kapitalizmin de. Bir depreme, bir deniz baskınına sorumlu aramaya kalkar mısınız? ...öyleyse bu kapitalizmin kara kitabı hikâyesi nedir? Görüyorsunuz ki girişimin ölçüsüzlüğü ortaya sayıklama çıkarıyor. Tarihin en berbat kitle katilini veriyor size, ama bu yüzsüz ve katılımsal kodu olmayan ve yüzyıllardır beş kıtada ceza görmeksizin iş çeviren bir katil... Hangi hasım? Davanın davacı tarafı geniş halk kitlesi. Ölüler ve yaşayanlar" diyor.
Kitabın giriş bölümünü yazan Maurice Cury şu soruyu soruyor: "...bundan böyle liberalizm diye anılan kapitalizm modern dünya demektir... Liberalizm yandaşları Birleşik Devletler pohpohçuları Vietnam'ın yıkımında, Endonezya soy kırımına, Latin Amerika'da liberalizm adına işlenen canavarlıklarına karşı tarihin en kanlı darbelerinden biri olan Pinochet'in darbesine Amerikan yardımına, Türk sendikacıların ölüme terk edilmesine karşı sesinizin yükseldiğini işitmedim ben; öfkeniz biraz seçmeciydi: Solinarnosc'a evet, DİSK'e hayır, Budapeşte'ye evet, Cezayir'e hayır, Prag'a evet, Santiago'ya hayır, Afganistan'a evet, Doğu Timur'a hayır, komünistler ya da sadece iktidarı halka vermek, yoksulları savunmak isteyenler öldürülürken öfkelendiğinizi görmedim ben. Suç ortaklığınız ya da suskunluğunuzdan ötürü özür dilediğinizi işitmiyorum."
Jean Suret Canale Kapitalizmin Kökenleri adlı yazısında Karl Marx'ın "bütün gözeneklerinden kan ve çirkef sızdırarak" doğan kapitalizmin XV-XIX yüzyıllar içinde gelişimini irdeliyor. Köleciliğin mini bir özeti ile batının ilerlemesi kalkınması olarak tarihe yutturulmaya çalışılan sömürgeciliği gözler önüne seriyor. Roger Bordier'in 'Ateş Edin, İşçi Parçası Onlar' sermayenin emekçi sınıfa bakış açısının 200 yüzyıllık değişmeyen yüzünü bütün dünyaya yutturulmaya çalışılan bir tarih var.
Kapitalizmin süzgecinden geçen kof bir bilgi yumağı. Tarih çarpıtıcıların göstermediklerinden bir demet var bu kitapta. Örneğin Sovyet Devrimi'nin ilk yıllarında "Karşı Devrim ve Rusya'ya Dış Müdahaleler" yazısında Pierre Durand; "bu dönemde ve dünyanın bu parçasında cinayetlerden söz açılınca bu birkaç inkâr edilmez tarihsel gerçeği" anımsatıyor. Ardından "Savaşların Kökeni ve Kapitalizmin En Şiddetli Biçimi" başlıklı bir başka yazısına geçerek "Günümüzde, bulutun fırtına taşıması gibi kapitalizmin de kendi içinde savaş taşıdığını öne süren Jean Jaures'i anıyor. Kapitalist bulutun üzerine çöreklendiği coğrafyalarda olup bitenlerden örnekler arasında Filistin, Vietnam, İran, Endonezya, Doğu Timur, Irak, Kara Afrika, Latin Amerika, ABD, Yerli Soykırımı, Asya yer alıyor. Tutulan mercekler kapitalizmin mikrobunun bulaştığı her noktada bir yangının olduğunu gösteriyor. Kapitalizm kan, gözyaşı ve yıkımlardan büyüyen saltanatı günümüze yansıması ise "Dünyasallaşmanın Yaşayan Ölüleri" makalesi ile özetlenmiş. Herkesin ağzına sakız olan globalleşme, küreselleşme dünya çapında saldırının gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Yakalarına taktıkları bir rozet ya da simge ile çevreci olduğunu ileri sürenler için bu yazının ayrı bir önemi var. Çevrebilimsel Bunalım alt başlığı ile verilen mesaj çok açık ve net: "Dünyanın en büyük çevre kirleten maddesi açık arayla hatta çok açık arayla eşitsizliktir. ...Kapitalizmin dünyasallaşması her şeyden önce insanlığı, av alanını yiyip bitiren hayvanlar derecesine düşüren bir etnik iflasın dünyasallaşmasıdır, hastalıklı bencilliği ve güç arzusunu haklı göstermeye dayalı felsefi yapıların başarısızlığıdır. Ortak bir çıkarla bağlı bir insan topluluğu düşüncesini bile dağıtmaya çalışarak, kapitalizm üstüne kurulan cinai ideoloji, türü tümüyle tehlikeye sokarak doğal yasanın dışında yer alır. Bu yüzden kendi kendisini mahkûm eder. Ultraliberal kapitalizm mezar kazıcılarını yaratmaz. Kendi mezarını kendisi kazar."
'İsviçre Bankacılarının Makineli Tüfeksiz Öldürdüğünü' Jean Ziegler anlatırken "İsviçre'nin çokuluslu banka oligarşisi de tıpkı Moloch gibi gezegenimizin en yoksul üç kıtasında haraca zorlanan tutsak halkların eti ve kanıyla beslenmekte" olduğu gerçeğini bize gösteriyor.
Pierre Durand'ın kapitalizmin "dünya katliamının kaç kişinin ölümüne neden olduğu kuşkusuz hiçbir zaman matematik bir kesinlikle bilinmeyecek" demesine karşın kitabın son bölümünde "Kapitalizm ve Barbarlık: XX. Yüzyılda Savaşların ve Toplu Öldürümlerin Kara Tablosu 1900-1997" yer alıyor. 97 yıllık sabıka kaydına rağmen, kapitalizm, dünyanın her yanında cinayetleri işlemeyi sürdürüyor.
www.evrensel.net