Tek bir amaç için birleştiler

WTO Konferansı'nı protesto eylemlerine katılan Gaye Yılmaz ve Selim Yılmaz, eylemler ve WTO toplantısı konusundaki gelişmeleri bir rapor haline getirerek kamuoyuna açıkladılar.

Tek bir amaç için birleştiler
Türkiye MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu adına 20 Kasım – 4 Aralık 1999 tarihleri arasında yapılan Dünya Ticaret Örgütü (WTO) 3. Bakanlar Konferansı'nı protesto eylemlerine katılan Gaye Yılmaz ve Selim Yılmaz, eylemler ve WTO toplantısı konusundaki gelişmeleri bir rapor haline getirerek kamuoyuna açıkladılar. Bu raporu ve izlenimleri, hem WTO toplantısını hem de buna karşı dünyanın bir çok ülkesinden ABD'nin Seattle kentine akın eden çiftçi, işçi, öğrenci, çevreci vb. örgütlerin düzenledikleri eylemlerin hazırlanışını ve amacını özetlemesi ve Türkiye'deki mücadele bakımından da deneyim olması açısından kısaltarak yayınlıyoruz.
30 Kasım günü sabah saat 06.00 dan itibaren Convention Center'a (WTO toplantısının yapıldığı gökdelen) çıkan bütün cadde ve sokakların başlarında öğrenci grupları, köylü ve çiftçiler ile People Global Action isimli grup üyeleri birikmişti. Eylemciler herhangi bir barikat kurmamışlar, sadece kimi zaman yerlerde oturarak, kimi zaman ayakta ama toplantı merkezine geçişi kesme amacıyla toplanmışlardı.
Saat 09.00 dan itibaren otellerinden ayrılıp Merkeze doğru ilerlemeye çalışan bütün delegeler otellerine geri dönmek zorunda kalıyorlardı. Bu eylem sırasında hiçbir fiziksel tacizde bulunmamaya büyük özen gösteriliyor, hatta yaklaşan delegeyi hiç fark etmemişler gibi davranarak delegenin yöneldiği tarafta kümeleşiyorlardı. Delegeler de bu oyunu gördükleri için hiçbir şey yokmuş gibi aralarından geçip gitmeye çalışıyorlardı fakat, saat 15.00'e kadar bunu başarabilen tek bir WTO delegesi bile olamadı. Bu sessiz savaşın küçücük, park içlerindeki patikalarda bile gerçekleştirildiğine tanık olunuyordu. Özellikle öğrencilerin kendi iç örgütlenmelerine hayran olmamak elde değildi.
İşçiler başı çekti
Asıl büyük yürüyüş ise yine Down Town Seattle'daki Memorial Stadium'un içinde ve dışında biriken on binlerce insanın saat 12.30'dan itibaren bir çığ gibi büyüyerek toplantı binasına doğru harekete geçmesi ile başladı. 50 bini aşkın işçi grubu içersinde Marshall, Teamsters işçileri, AFL-CIO ve Çelik İşçileri Sendikası üyeleri, Otomobil İşçileri Sendikası, Kanada Sendikaları, Öğretmen Sendikaları, Sağlık Emekçileri Sendikaları, Ağaç İşçileri Sendikası ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş çeşitli Sendika delegasyonları bulunuyordu.
Saat 15.00 den itibaren Polis baskısı ile nöbet tuttukları bölgelerden ayrılmak zorunda kalan, ama buna rağmen 30 Kasım günü en önemli eylemi muazzam bir inat ve başarı ile noktalayan öğrenciler, köylüler ve PGA üyelerinin de katılımı ile 100 bini aşan bir çığ haline geldi kitle. Zaten çıkarılan arbede de bu kitleden gözü korkan kesimlerin toplantının devam edeceği diğer günleri garantiye almak amacıyla öncüleri kesmek ve ılımlılara göz dağı vermek için kasıtlı olarak yarattığı bir terörden başka bir şey değildi.
Tanıdık sahneler!
Hiçbir ön ikaz ya da uyarıda bulunmaksızın çok yakın mesafeden gaz spreyi boşaltan polis, hiç ara vermeden bu kez ardı ardına biber gazı bombalarını patlatmaya ve plastik kurşunlarla kitleyi geri püskürmeye çalıştı. Canı yanan geri çekiliyor, olayı görüp henüz yaralanmamış olanlar ise polisin elindeki ağır joplara hedef oluyordu. Kuşkusuz bu arada tepkiyle mağaza camlarını kırmaya yönelen gençler de oldu. Bu münferit olaylar ise "Seattle'daki masum vatandaşların ve mülk sahiplerinin haklarının protestocular tarafından ihlal edilmesi" şeklinde yorumlanmasına ve "Bu demokrasi mi?" şeklinde anlaşılmaz tartışmaların gündeme getirilmesine ortam hazırladı.
Yaşanan durumu anarşi ve terör olarak göstermeye çalışan ABD yetkililerine en güzel cevap bir sosyoloji profesöründen geldi. Bir ulusal TV kanalında kendisiyle yapılan ropörtajda, dünya tarihinde hiçbir sosyal kazanımın barışçı eylemlerle elde edilemediğini tarihten çeşitli örnekler vererek açıklayan profesör, Seattle'da yaşananların bir anarşi ya da terör olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağını, hele ki, Convention Centre'da imzalanmaya çalışılan ve dünyayı tüm halklar için bir cehenneme çevirecek anlaşmalar sonrasında ortaya çıkacak terör göz önüne alındığında birkaç tane mağaza camının kırılmasının bahis konusu bile edilmemesi gerektiğini anlattı.
Kent sağlık ekiplerinden hiçbir destek göremeyen yaralılara tek destek "Sınır Tanımayan Doktorlar" dan geldi. Down Town- 3. Caddedeki (Polisin saldırdığı noktaya 300 metre mesafede) Alternatif Medyan'ın merkezi de kapılarını bu insanlara açtı ve başta hukuki koruma olmak üzere büyük bir destek sundu. Merkezden olmayan insanlara o gece birlikte, aynı salonda kalabilecekleri (70'i aşkın insan ve yaklaşık 250 metrekare büyüklüğünde, tek bir tuvaleti olan bir salon) önerisinde bulunuldu, ancak mutlaka gitmek zorunda olanlar için tek bir müsait çıkışın bulunduğu ve 4'er kişilik gruplar halinde binadan ayrılmalarının daha doğru olacağı anlatıldı ve Polis tarafından alınırlarsa ne tip haklara sahip olduklarını anlatan bir broşür ile arayabilecekleri avukatların (ücretsiz) adresleri verildi.
Hep birlikte!
İşçi grupları arasında küçük bir topluluk vardı ki, bambaşka bir dilde sloganlar attığı halde kitleleri sürükledi ve coşkuyu doruğa taşıdı. Bu 16 kişiden oluşan grup Fransız sendikal hareketin öncüsü olan CGT sendikası temsilcileri ve üyelerinden başkası değildi. Belki yüzlerce kez tekrarladıkları ve "Hep birlikte!" anlamına gelen tempolu slogan, kitleler arasında dalga dalga yayıldı ve Amerikalılar tarafından da defalarca tekrar edildi. Bu arada yine CGT'lilerin Fransızca olarak başladıkları "Enternasyonal Marşı", Amerikalıların ve diğer ülke gruplarının da katılımı ile hep bir ağızdan söylenir duruma geldiğinde dilleri farklı, kültürleri farklı bu kitlelerin tek bir amaç çevresinde birleştiği görülebiliyordu.
www.evrensel.net