Tartışma değil, mücadele süreci

Tartışma değil, mücadele süreci

KESK'in 9-10 Ekim tarihlerinde yapılan GYK toplantısında, merkezinde 2000 yılı bütçesinde taraf olmayı amaçlayan bir dizi eylem ve etkinlik kararı alınmıştı.

Tartışma değil, mücadele süreci
Müslüm Şahin/KESK Disiplin Kurulu Üyesi
KESK'in 9-10 Ekim tarihlerinde yapılan GYK toplantısında, merkezinde 2000 yılı bütçesinde taraf olmayı amaçlayan bir dizi eylem ve etkinlik kararı alınmıştı. Basın açıklamalarıyla başlayan bu süreç, bölge toplantıları, bölge mitingleri ile devam etti ve 4 Aralık'ta yapılan izinli Ankara mitingi ile doruğa ulaştı. Toplantıda alınan ve hiç kimsenin inkâr edemeyeceği en önemli karar, "eğer 4 Aralık'tan sonra da istemler hükümetçe göz önüne alınmazsa, üretimden gelen gücün kesinlikle kullanılacağı" idi.
4 Aralık öncesi süreçte sendikalar görevlerini yeterince yerine getirmemelerine rağmen Ankara mitingine azımsanmayacak kamu emekçisi katıldı. Çünkü kamu emekçilerini ayağa kaldıracak birçok gerekçe vardı. Her gün yapılan zamlar, daraltılan ekonomik ve özlük haklar, yeniden ısıtılan sahte sendika yasası, gündemde tutulan personel rejimi yasası, emperyalizme bağımlılığı giderek artıran yasal düzenlemeler, gasp edilmeye çalışılan tassarruf teşvikleri vb.
Tüm bunların üzerinden ve kamu emekçilerinin somut talepleri etrafında, hak alıcı daha güçlü eylemlerin kararının alınacağı umuduyla toplandı, KESK GYK, 5 Aralık'ta Ankara'da. Ancak sendika başkanları Sıhhiye'deki kararlılığı görmemiş olacaklar ki, işbırakmanın koşullarının olup olmadığını tartıştılar ve alınan kararlar sonucunda "kitlenin işbırakmaya hazır olmadığı" sonucuna vardılar. Hem de illerde ne kadar kitleyle toplantı yaptıklarını açıklamaya cesaret edemeden ve bu kararın dar çerçeveli kurullardan çıktığını gizleyerek.
Yani ortada bir suçlu varsa o da işbırakmaya hazır olmayan kitlelerdi. Sendika bürokratları üzerine düşeni yapmışlardı. Oysa hak elde etmenin tek yolunun işbırakma olduğunu, mutlaka işbırakmanın gerçekleştirilmesini savunan da yoktu. Zaten bu öyle bir süreçti ki; mücadelenin iyice kızışması sonucu yapılacak grevlerle sonuca gidilecekti. Bu, dünyanın her yerinde böyle olmuştu.
Ancak süreç tüm açıklığıyla şunu bir kez daha göstermiştir. Geldiğimiz nokta, kongreler sürecinde "Sendikalarımız burjuvazinin limanına çekiliyor" dedikleri için yönetimlerden tasfiye edilmek istenenlerin tanımladıkları noktadır. Yani "Sendikaları en iyi biz yönetiriz, sendikaların kurumsallaşmaya ihtiyacı var, siyasal tespitler sendikalara dayatılmak isteniyor" diyenlerin kendi ruh hallerini sendikalara dikte ettirmeleri sonucunda sendikalar bu duruma gelmiştir. Bu durumdan bir sorumlu aramak gerekirse, bu sorumlu, 10 yıldır her türlü bedeli ödeyen kamu emekçisi değil, KESK ve birçok sendika yönetiminde bulunan reformist anlayıştır.
Kaldı ki artık reformizmle de bir yerlere varılamaz. Çünkü bırakın hak elde etmeyi, hakların sürekli kısıtlandığı, saldırıların yoğunlaşacağı bir süreci yaşıyoruz.
Tabandaki kamu emekçileri KESK GYK'sını izlese neler hisseder bilinmez. Ancak saldırıların yoğunlaştığı, sefaletin diz boyu olduğu bir ortamda mücadeleyi tatil etme niteliğinde kararlar almak; kışın soğuğu, yazın sıcağı demeden yollara düşen kamu emekçilerine en azından saygısızlıktır. Örgütün kamu emekçilerinin istemleri değil, bazılarının siyasi tespitleri doğrultusunda yöneltildiğinin en güzel kanıtı da, "Zaten 9-10 Ekim'de işbırakma kararı alınırken kimse inanmıyordu" itirafıydı.
Peki ne yapılacaktı? Harcanan emekler, 5 Aralık gününü bekleyen kitleler, 5 Aralık sabahı yağmur gibi yağan zamlar söz konusuydu. Üstelik meydanın diğer rakiplere bırakılması da olmazdı. Tıpkı işbırakmanın önceden iptal edildiği gibi, bunun yerine vizite eylemi yapılması aynı çevrelerce dile getirildi. Hatta hızını alamayarak yeniden başa dönüp basın açıklaması, kokart eylemi, bordro yakmak, telefon kilitleme, kamu emekçilerine bunca zulmü yapan siyasi partileri ziyaret etmeyi önerenler bile vardı. Kamu emekçileri için bir üst mücadelenin yolunu açacak olan her eylem doğru ve meşrudur ama, gelinen noktada bu yaklaşımlar mücadeleyi inkâr etmektir.
Durum onu göstermektedir ki, kamu emekçilerinin gündemiyle KESK'e hakim anlayışın gündemi örtüşmüyor. Çünkü aynı anlayışın gündeminde örgütsel sürecin yeniden tartışılması, ödentilerin kaynaktan kesilmesinin bir referanduma dönüştürülmesi, medyanın iyi kullanılması varken; kamu emekçilerinin gündeminde hâlâ 2000 yılı bütçesi, vergiler, zamlar, özelleştirmeler sahte sendika yasası vb. vardır.
Gündemi örtüştürmenin tek yolu, olaya seyirci kalmadan bütün işyerlerinde somut talepler üzerinden yeni bir canlılık yaratmak, mücadelenin önünde engel olanları teşhir etmek, inatçı bir çabayla hak alıcı grevleri örgütlemektir.
Çünkü KESK geçmişte kamu emekçilerinin gerçek temsilcisi olduğunu defalarca kanıtlamış, yaptığı eylemlerle medya onun ardından koşmuş, mücadelenin ardında durduğu sürece maddi sıkıntı da çekmemiştir. Bazılarının tartışılacak şeyleri olabilir, ama kendi yarattıkları tıkanıklığı "tartışma süreçleriyle" aşma oyununa kimse gelmemelidir. Gün tartışma değil, mücadele günüdür. Bu amaçla alınan eylem kararlarına önerenlerin niyetine de aşan biçimde sahip çıkmalı, on yıllık emeğimizin çarçur edilmesine izin verilmemelidir.
www.evrensel.net