Hak ihlalleri dosyalara sığmıyor

Hak ihlalleri dosyalara sığmıyor

İnsan hakları açısından karnesi oldukça kötü olan Türkiye'de iktidara gelen hükümetler ise söz konusu ihlallerin 'münferit' olduğu iddialarından vazgeçmiyor.

Hak ihlalleri dosyalara sığmıyor
Beyda Yıldız
İstanbul Barosu bünyesinde kurulan Faili Meçhulleri ve Kayıpları Araştırma Komisyonu, bugün başlayacak insan hakları haftasında bir yıl içinde yaptığı çalışmaları bir rapor halinde sunacak. Türkiye'de şimdiye kadar yapılmış faili meçhul cinayetler ve kayıplar konusundaki incelemeler ve komisyonun elde ettiği bilgilerin yer aldığı rapor, devlet-çete bağlantılarının bir profilini de ortaya çıkarmaya çalışmış.
Faili Meçhul Cinayetleri ve Kayıpları Araştırma Komisyonu bir yıl içinde yaptığı çalışmaların toplandığı raporu 10-17 Aralık tarihleri arasındaki insan hakları haftasında kamuoyuna duyuracak. İstanbul Barosu bünyesinde 1 yıl önce kurulan komisyonun çıkış noktası Türkiye'deki faili meçhul cinayet ve kayıpları belirlemek, bu tip olayları engelleyecek mekanizmaların oluşturulması için hukuksal çözümler önermekti.
Dosya sayısı 149'a ulaştı
Komisyon şimdiye kadar yaptığı çalışmalarda 99 faili meçhul, 50 kayıp dosyasına ulaşmış.
TBMM'nin belirlediği 908 faili meçhul ve kayıp dosyasını buna ekleyince bu rakam 1057'yi bulmuş. Dosyaların tüm bilgileri içermediği ise komisyonun ifade ettiği bir gerçek. Örneğin faili meçhul cinayet olduğu iddia edilen başvurular bu konuda açılmış, ancak sonuçlandırılmamış soruşturmalar mevcut. Veya kayıp başvuruları...
Projenin koordinatörlerinden Avukat Mehmet Uçum, raporda yer alan bilgileri şöyle sıraladı: Kitaplar -ki Susurluk kazasından sonra bu sayı artmış-, öldürülenlerin ve kayıpların kimliklerine ilişkin bilgiler; statüleri, sosyal kimlikleri, politik tercihleri, bölgesel durumları..., şimdiye kadar sivil toplum örgütlerinin, derneklerin konu ile ilgili hazırladıkları raporlar, bilgi ve belgeler. Raporun en önemli özelliği bugüne kadar yapılan dağınık haldeki çalışmaları bir araya getirmek. Uçum ayrıca, çalışmaları bilgisayar ortamında değerlendirmek için yeni bir yazılım programı hazırladıklarını, bu programın çapraz sorgulama yaptığını ifade etti.
Devletin kimliğine ilişkin sorular
Uçum, raporda faili meçhul cinayetler ve kayıplarla devlet-çete bağlantısı ile ilgili soruların yanıt bulacağını söyleyerek; "Devlet-çete bağlantısı zaten biliniyor. Bilinen bir gerçek bu raporla bilimsel temellere oturtulacak. Değişik alanlarda uzman avukatların konu ile ilgili görüşleri yer alacak." Raporda çözüm yollarının da önerildiğini belirten Uçum şöyle devam etti: "Çözüm yolları ekonomiye ilişkin düzenlemeleri de içerebilir, vergi mevzuatına ilişkin düzenlemeleri de, hatta siyasal düzenlemeleri de. Anayasal, hukuksal, idari vs. düzeyde önerileriler bunlar." Raporda "Hukuk dışı işlerle uğraşan resmi birtakım odaklar var mı? Eğer varsa bunlar tamamen ortaya çıkarılmış mı?", "Çetelerin örgütlenmesi nasıl" şeklindeki sorulara yanıt da verilecek. Bu sorular devletin sicilini ortaya çıkaracak.
Uçum'a göre rapor, tam olmasa da şimdiye yapılmış en eksiksiz çalışma. Uçum ayrıca çalışmaları sonucunda dosya sayısının 1500'ü aşacağı kanaatinde. Faili meçhul cinayet ve kayıpların en fazla olduğu bölgenin "Güneydoğu" olduğunu vurgulayan Uçum, 1995 yılına kadar cinayet ve kayıpların yoğun olduğunu belirtti.
'Devlet özür dilemeli'
Uçum devletin, ister çeşitli örgütler aracılığı ile isterse ihmal sebebiyle bu olaylara sebebiyet vermesinden ötürü vatandaşa bir özür borcu olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Devlet dışı gerçekleşmiş olaylar da var. Bu tip olayların olması bile devletin hukuk işleyişinin oturmamış olmasından kaynaklanıyor. Devletin en önemli görevi yaşam hakkını güvence altına alması. Bu ortamı oluşturamıyorsa bir kusur vardır. Biz objektif olarak 'Devletin bu olaylarda ne olursa olsun bir sorumluluğu vardır', diyoruz.
En azından devlet bu tür ortamlar yaratmamakla görevlidir. Devletin vatandaşa bir özür borcu var. Görevini tam olarak yerine getirmediği için bu özrü dilemelidir. Devlet hiçbir kurumu ile böylesine hukuk dışı bu işin içinde olamaz, olmamalıdır." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


VİNSAN işçileri işbıraktı
Ortalama olarak aylık 78 ile 115 milyon lira arası ücretle çalışmalarına rağmen kendilerine temmuz ayında yapılan yüzde 30'luk zamları dahi alamayan VİNSAN işçileri, 27 Kasım'da yaptıkları 3 saatlik işbırakmanın ardından 7 Aralık'ta ikinci defa işbıraktılar. 450 kadar işçinin çalıştığı ve Marmaris'te bulunan şantiyede gerçekleşen işbırakmanın nedeni ise, zamların aralık ayının ilk haftasında kesin olarak ödeneceği sözünü veren şirket yetkilileri ve proje müdürünün sözlerini tutmaması olmuş.
Ali Haydar Veziroğlu'nun sahip olduğu fabrikada çalışan işçilerin çoğunu işsizlik yüzünden Kürt illerinden gelenler oluşturuyor.
Daha çok ailelerine yardımcı olabilmek için buralara geldiklerini anlatan işçiler, daha ilk maaşlarını dahi almadan 17 Ağustos depreminin gerçekleştiğini söylüyorlar. Ücretlerinden kendi bilgileri dışında yüzde 25 oranında bir kısmın deprem yardımı gerekçesiyle kesildiğini söyleyen işçiler, asıl kaygının yardım bahanesiyle şirket reklamı olduğunu vurguladılar. Ek verginin de işçi ve emekçilerin sırtına yüklendiğini hatırlatan işçiler, aralarında imza toplayarak kendilerine yapılan uygulamayı protesto ettiler. Parasını tam olarak almaya çalışanların işten atılmakla tehdit edildiğini söyleyen işçiler, işçilerin sadece bir kısmının ücretini tam olarak aldığını belirttiler.
Tüm işçilerden toplanan para 39 milyarı bulmuş. Bu paranın 'VİNSAN şirketi işçileri' adına yapılan reklamla birlikte deprem bölgesine dağıtıldığını anlatan işçiler, VİNSAN'da gerçekleşen işbırakma ve bu süreçte yaşananların işçilere, patronun Tuncelilisi, Kayserilisi, Alevisi-Sünnisi, Kürt'ü, Türk'ü veya sağcısı-solcusu olmadığını bir kez daha gösterdiğini söylüyorlar. Bu gerçeğe en iyi örnek ise, işvereniyle hemşeri olduğu için eylemlere başlangıçta katılmayan Tunceli'li Cemal Dayı'nın, ücretinin iki ay boyunca ödenmemesine tepki göstermesi üzerine işten atılması olmuş.
www.evrensel.net