Ortak Pazar'dan emperyalist AB'ye

Avrupa Birliği'nin kurulmasına kaynaklık eden düşünce, ilk olarak 1. Dünya Savaşı'nın öncesi ve sonrasında gündeme gelmişti.

Ortak Pazar'dan emperyalist AB'ye
Avrupa Birliği'nin kurulmasına kaynaklık eden düşünce, ilk olarak 1. Dünya Savaşı'nın öncesi ve sonrasında gündeme gelmişti. Avrupalı devletlerin birliğini "Avrupa Birleşik Devletleri", emperyalizmin tekelleşme eğiliminin doğal sonucu olarak gören ve yine tekelleşen finans kapitalin gelişmesi sırasında, emperyalistlerarası çelişkilerin giderek söneceğini; buradan da bir siyasal birliğin uç vereceğini iddia eden Kautsky de, bu düşüncenin en başlıca teorisyenlerindendi. Oysa 2. Dünya Savaşı, Kautsky'i mahçup etmekle kalmayıp Avrupa üzerinde, savaştan en kârlı çıkan ABD'nin hegemonyasının da başlangıcı oldu. ABD bu dönemde, Avrupa üzerindeki tahakkümünü, Sovyetler Birliği'nin etkisi ile genişleyen ve güçlenen 'sosyalizm tehdidi'ni bertaraf etmek doğrultusunda kullandı. Öncesine göre önemli oranda artan bir sermaye ihracı ve askeri güç yığınağı ile Avrupa'yı avucunun içine alan ABD, Avrupa'yı sosyalizme karşı bir kale olarak, yeniden inşa etti.
Belli başlı aşamalar...
2. Dünya Savaşı sonrasında, 'Avrupa'yı birleştirme' eğilimi, dönemin İngiltere Başbakanı Winston Churchill'in İsviçre Zürih'te 13 Eylül 1946 günü yaptığı konuşmada, Fransa ve Almanya'nın birleşmesi gerekliliğinden söz etmesi ile güç kazanmaya başladı. 5 Haziran 1947'de, ABD Dışişleri Bakanı George Marshall da, ABD'nin çok taraflı bir program ile Avrupa'ya yardım etmek istediğini söyledi ve böylece Avrupa, 'Marshall Yardımı'ndan yararlanarak bir bakıma ABD'nin de himayesine girmiş oldu.
25 Mart 1957'de, beş Avrupalı devletin Roma'da imzaladığı "Ortak Pazar Antlaşması"yla ise bugünkü Avrupa Birliği'nin de tohumları atılmış oldu. İmzalanmasında daha çok ekonomik çıkarların rol oynadığı bu antlaşmanın tarafı olan devletler bu aşamada, Fransa, Lüksemburg, Belçika, Hollanda, İtalya ve Almanya'dır.
Roma Antlaşması, Avrupa'da ekonomik, siyasal ve sosyal birliğin zeminini hazırlarken, diğer Avrupalı devletlere de kapılarını açık tutuyordu. ABD'nin hakimiyetindeki Avrupa ekonomisinin, bu ittifakı ile Sovyet Bloku'nda yer alan Doğu Avrupalı devletleri etkileme ve zayıflatma olanağına kavuşması, ABD'yi de hoşnut kılıyordu.
Bugüne gelirken...
AB bugün, ABD ve Japonya karşısında dünya hegemonyası mücadelesinde Avrupalı emperyalistlerin birliğini ifade etmektedir. Her ne kadar adı 'birlik' konmuş olsa da İngiltere, Almanya ve Fransa arasında çıkarların çeliştiği noktalarda uzlaşılamaması ve bu ülkelerin herbirinin kendi ülke sermayesinin çıkarlarına göre hareket etmesi, İngiltere'nin kara Avrupa ülkelerinden çok ABD ile ortak davranması gibi olgular, Avrupa Birliği içinde birlik eğilim kadar mücadele eğilimlerinin geliştiğini göstermektedir.
Hem Avrupalı emekçiler, hem de Avrupa emperyalizmine bağımlı kılınmış ülkelerin halklarına karşı insanlığın refah içindeki mutlu geleceğinin teminatı gibi sunulan söz konusu birlik fikri, Soğuk Savaş döneminin ardından; Sovyetlerin çöküşüyle birlikte, öncesine göre 'globalizmin zaferi' argumanı ile de desteklenerek daha güçlü kılınıyor.
www.evrensel.net