Avrupa kapısında 40 yıl

Avrupa kapısında 40 yıl

Türkiye'nin AB'ye girme serüveni, 1959'da AET'ye tam üyelik başvurusuyla başladı. Ankara Anlaşması 1 Aralık 1964'te de yürürlüğe girdi.

Avrupa kapısında 40 yıl
Türkiye'nin 40 yılı bulan Avrupa Birliği (AB)'ne girme serüveni, dönemin hükümetinin 31 Temmuz 1959'da Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)'na tam üyelik başvurusunda bulunmasıyla başladı. Bu başvuruyu değerlendirmeye alan AET, uzun süren müzakereler sonunda, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığını bildirdi ve tam üyelik gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önerdi. Türkiye-AB ilişkilerinin temelini oluşturan Ankara Anlaşması, bu öneriye dayanarak 12 Eylül 1963'te imzalandı ve 1 Aralık 1964'te de yürürlüğe girdi.
Uzun müzakerelerden sonra imzalanan Ortaklık Anlaşması, Türkiye'de, hükümet çevrelerince ekonomik ve siyasi bir başarı olarak nitelendirildi. Ankara Anlaşması, Türkiye-AB ortaklık ilişkisinin nihai hedefini tam üyelik olarak gösteriyor ve "hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve son dönem" olarak üç safha öngörüyordu. 20 yıla yakın sürmesi planlanan bu üç safha sonunda Türkiye, AET'yi oluşturan Roma Anlaşması'nın bütün yükümlülüklerini üstlenebilecek bir duruma geldiğinde tam üye olabilecekti. Ancak, Ortaklık Anlaşması, birçok nedenle 1980'li yılların ortalarına kadar statik bir şekilde devam etti.
Cuntada bir süre ara
Türkiye-AB ilişkileri 1980'deki askeri müdahaleden olumsuz yönde etkilendi. Topluluk, müdahalenin ardından Türkiye ile ilişkilerini dondurmaya ve 4. Mali Protokol'ü de bloke etmeye karar verdi. Yunanistan ise 1981 yılında topluluğa tam üye oldu.
Türkiye'de 1983 sonunda yeniden seçimlerin yapılmasının ardından Türkiye-AB ilişkileri canlandı. Türkiye, ilişkilerdeki bu canlanma ile birlikte 14 Nisan 1987'de bir adım daha atarak tam üyelik için resmen başvurdu. Ankara, diğer taraftan da ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe koydu.
Matutes Paketi
Tam üyelik başvurusunu değerlendirmeye alan Avrupa Komisyonu, 18 Aralık 1989'da kabul ettiği görüşünde, hem ekonomik hem de siyasi nedenlere dayanarak, "Türkiye ile derhal katılım müzakerelerini başlatmanın yararlı olmayacağı" sonucuna vardı. Komisyon, bu görüşünde Türkiye ile Yunanistan arasındaki ihtilafın "olumsuz etkilerine" ve "Kıbrıs'taki duruma" dikkatleri çekti. Komisyon 7 Haziran 1990'da, gümrük birliğinin tamamlanmasını, mali işbirliğinin yeniden başlatılması ve yoğunlaştırılmasını, siyasi ve kültürel bağların güçlendirilmesini içeren bir dizi teklif (Matutes Paketi) kabul etti. Ancak bu paket Konsey tarafından onaylanmadı.
Onlar ortak, biz pazar
Türkiye ile AB Ortaklık Konseyi'nin 6 Mart 1995'te yaptığı toplantıda, gümrük birliğinin son aşamasına geçilmesine ve mali işbirliğinin yeniden başlatılmasına karar verildi. Avrupa Parlamentosu'nun 13 Aralık 1995'te onayladığı karar çerçevesinde, Gümrük Birliği Ortak Komitesi adlı bir istişare organı kuruldu. Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996'da yürürlüğe girdi.
Türkiye-AB Ortaklık Konseyi'nin 29 Nisan 1997'deki toplantısında, Türkiye'nin üyeliğe ehil olduğu bir kez daha teyit edilirken, Türkiye'nin başvurusunun diğer aday ülkelerle aynı kriterlere göre değerlendirileceği ifade edildi. Konsey ayrıca komisyondan gümrük birliği bağlamında, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişimi üzerine bir tebliğ hazırlamasını istedi.
Gündem 2000 Raporu
AB Komisyonu'nun genişlemeye ilişkin stratejisine esas teşkil eden öneriler, 16 Temmuz 1997'de "Gündem 2000" başlıklı bir raporla açıklandı. Raporda, Doğu Avrupa ülkeleri ile Kıbrıs Rum yönetiminin iki dalga şeklinde 2000'li yıllarda AB'ye tam üye olmaları öngörüldü. Türkiye'ye ilişkin bölümünde ise gümrük birliğinin tatminkâr bir şekilde işlediği belirtilirken, siyasi konularda insan hakları ve Güneydoğu sorunu ile ilgili olarak bilinen görüşler tekrar edildi ve bu soruna siyasi çözüm bulunması gerektiği belirtildi.
Gündem 2000 raporunun açıklanmasını izleyen dönemde Türkiye, AB'den Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecine dahil olduğunun resmen ilanını isterken, Lüksemburg Zirvesi'ni toplayan AB, Türkiye'yi Avrupa Konferansı genişleme sürecinin bir unsuru olmaktan çıkardı.
Bu gelişmeler üzerine, Lüksemburg zirvesinin sonuç bildirisinde yer alan ifadelere Türkiye'nin tepkisi sert oldu. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, 14 Aralık'ta yaptığı basın toplantısında, bundan böyle AB ile siyasi diyaloğun, "Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs sorunu ve insan hakları" konularında kesildiğini açıkladı.
7Cardiff Zirvesi
15-16 Haziran 1998'deki Cardiff Zirvesi'nde Türkiye'ye, Başkanlık bildirisinin genişlemeye ilişkin bölümünde yer verilirken, Cardiff'te ayrıca AB Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye için Avrupa Stratejisi onaylandı. AB Komisyonunun bu stratejinin yanı sıra, Türkiye için bir de ilerleme raporu hazırlaması karara bağlandı. Cardiff sonuç belgesinde, Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecindeki konumunu nispi şekilde iyileştiren bir üsluba yer verildi.
11-12 Aralık 1998'teki Viyana Zirvesi'nde Türkiye'ye, genişlemeyle ilgili bölümde tek bir paragrafta yer verildi. Kararda, Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlayacak olan strateji teyit edilmekle birlikte, Türkiye'nin adaylık konumuna ilişkin ek bir gelişmeye yer verilmedi.
Olumlu hava
AB dönem başkanlığını devralan Almanya'da, Ekim 1998'de işbaşına gelen Sosyal Demokrat-Yeşiller koalisyonu, Türkiye-AB ilişkileri açısından bir önceki hükümete kıyasla daha olumlu bir çizgi izlemeye başladı. Ancak, 3-4 Haziran 1999'daki Köln zirvesinde, Almanya tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin beklentilerini karşılayabilecek taslak metin, Fransa'nın desteğine rağmen, Yunanistan'ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları nedeniyle kabul edilmedi.
AB Komisyonu, 13 Ekim'de yıllık olağan raporunu açıkladı. Raporda, Türkiye'nin Helsinki zirvesinde aday olarak tescil edilmesi gerektiği belirtilirken, tam üyelik görüşmelerinin bu aşamada başlayamayacağı kaydedildi.
Avrupa Parlamentosu, 2 Aralık'taki genel kurul toplantılarında AB'nin Helsinki zirvesinde ele alınacak konular üzerinde görüşlerini bildiren bir kararı oylayarak kabul etti. Parlamento, kararın Türkiye ile ilgili maddelerinde ''Türkiye'nin AB'ye tam üyelik adaylığına hakkı olduğunu'' teyid etti ve iki ayrı paragrafta Türkiye'yi ''aday ülke'' olarak adlandırdı.
Türkiye-AB ilişkilerinin aradan geçen 40 yıla karşın aldığı mesafe, bir arpa boyu. 10-11 Aralık'ta yapılacak Helsinki Zirvesi'nde bir ihtimal olarak Türkiye "aday" olarak kabul edilecek.
www.evrensel.net