Hasar tespitleri gayri ciddi

Hasar tespitleri gayri ciddi

Adliye binalarının güvenilir olmadığını açıklayan İstanbul Barosudavalara girmeme eylemini, dün de tekrarladı.

Hasar tespitleri gayri ciddi
İstanbul Barosu, deprem sonrası adliyelerin güvenli olmadığı gerekçesiyle 1 Aralık'ta Kartal Rahmanlar Adliyesi'nde gerçekleştirdiği davalara girmeme eylemini, dün Küçükçekmece Adliyesi'nde tekrarladı.
Dün saat 10.00'da Küçükçekmece Adliyesi önüne gelen Baro Başkanı Yücel Sayman, baro yönetimi ve baroya bağlı avukatlar, Türkiye'de yargı sisteminin bozuk olduğunu ve bu mağduriyetin bir an önce giderilmesi gerektiğini söylediler. Avukatlar, "17 Ağustos günü meydana gelen depremde birçok adliye binası hasar gördü. Yargının ve yargılama faaliyetinin güvenliğinin sağlanması konusunda etkin ve ivedi önlem alınmasını sağlamak için 7 Aralık günü duruşmalara katılmayacağız" yazılı dilekçelerini ayrı ayrı mahkeme başkanlarına sunarak, Küçükçekmece Adliyesi'ndeki duruşmalara girmeyeceklerini resmi olarak beyan ettiler.
Yargı sistemi çarpık
Bu arada Sayman bir açıklama yapmaya çalıştı, ancak açıklamayı kesen adliye binası sahibi ve müteahhidi Ömer Lütfü Okudan, binanın güvenilir olduğunu ileri sürerek, bu konu ile ilgili belgelerin bulunduğunu kaydetti. Avukatların, var olan bilgi ve belgelerin çelişkili ve her raporda başka bir ifadenin yer aldığını söylemeleri üzerine, Okudan'ın bir adamı avukatların üzerine yürüdü. Bu yaşanan gerginlik sonrası açıklama yapan Sayman, "Hiçbir ülkede baro ya da avukatlarla bir müteahhit karşı karşıya gelmez. Ancak biz burada böylesi durumlarla muhatap olmak zorunda kalıyoruz. Bu Türkiye'deki yargı sisteminin ne kadar çarpık olduğunu gösteriyor. Çünkü biz böylesi bir durum karşısında adliyelere girmezken karşımıza Adalet Bakanlığı değil binanın sahibi çıkıyor" dedi. Burada yaşanan gerginlik sonrası Sayman ve avukatlar, adliyedeki hasarlı yerleri gezdiler. Özellikle adliyenin birinci katındaki çatlaklar dikkat çekerken, her katta deprem sonrası kolonlarda çatlaklar oluştuğu gözlendi.
"Sorumlular siyasi iktidarlar"
Daha sonra baro odasına gelen Sayman, burada basına bir açıklama yaptı. Sayman, adliyelere iki ayrı rapor verildiğine dikkat çekerek, hasar tespitlerinin gayri ciddi yapıldığını söyledi. İstanbul'da beklenen olası deprem öncesinde Adalet Bakanlığı'nın bu sorunların çözümü için adım atması gerektiğini kaydeden Sayman, "İstanbul'da adliyeler dağınık durumda. Altyapısı, fiziki yapısı uygun, depreme dayanıklı 3 büyük yeni adliye binasına İstanbul'un ihtiyacı var" diye konuştu. Bunun yapılması için de bütçeye ihtiyaç olduğunu vurgulayan Sayman, olası bir depremde adliye personelinin, hakimin, savcının, avukatın ve halkın enkaz altında kalacağını anlattı. Sayman, bunun sorumlusunun da adım atmayan iktidarlar olduğuna dikkat çekti.
Dolaplar güvencede!
Avukatlardan Mübeccel Ertem, adliye binasını göstererek, "Bu bina zaten sağlam değildi. Deprem sonrası iyice güvenilirliklerini yitirdiler. Binanın sağlamlaştırılması gerekir diyorlar. Bunun için de binanın tamamen boşaltılması gerekiyor. Ancak bunun yerine yan binadan bölümler kiralayarak dolapları oraya yerleştirdiler. Böylece dolaplar güvenceye alındı, ancak biz ve çalışanlar yine tehlikedeyiz" dedi. Özel şahsa ait adliye binalarının olmaması gerektiğini vurgulayan Ertem, bir an önce üç büyük adliyeye geçişin yapılması gerektiğini belirtti. Avukat Hasan Koçarslan da adliye ile ilgili raporların çelişkili olduğunu kaydederek, ortada bir muğlaklık olduğunu ve bu yüzden kaosa sürüklendiklerini söyledi. Yargının en iyi şekilde yapılması için adliyelerin birleştirilmesi ve gerçek adliye saraylarına geçilmesi gerektiğini anlatan Koçarslan, bu binaların özel şahsa değil, Adalet Bakanlığı'na ait olması gerektiğine vurgu yaptı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Türkiye'nin insan hakları tablosu karanlık
Barış Erbektaş
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin Birleşmiş Milletler'ce 10 Aralık 1948 yılında kabulü dolayısıyla her yıl 10 Aralık tüm dünyada İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor. İnsan Hakları Haftası Türkiye'de de 10-17 Aralık günleri arasında gösterilerden, panellere kadar değişik etkinliklerle kutlanacak.
Bildirgeye uyulmuyor
Türkiye insan hakları ihlalleriyle dolu bir yılı daha geride bırakıyor. Bu yıl 51'incisi kutlanacak olan İnsan Hakları Günü'nde, Türkiye'nin insan hakları tablosu yine kapkaranlık. Kimi çevreler tarafından Helsinki Zirvesi öncesi "Türkiye Avrupa Birliği'ne girerse demokratikleşme gelir, insan haklarında düzelme olur" tezleri savunadursun, 51 yıldır İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yürürlükte olmasına rağmen hak ihlallerinde bir azalma yaşanmadı. Tersine her yıl emekçiler; baskılarla, tehditlerle, gözaltılarla, işkencelerde can vermekle, sokak ortasında kurşunlanmakla, düşünceyi özgürce açıklayamamakla, işini, evini, yurdunu kaybetmekle karşı karşıya kaldı.
Kara tablo
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dökümantasyon Birimi tarafından hazırlanan aylık İnsan Hakları İhlalleri Bilançoları, Türkiye'nin kapkaranlık insan hakları tablosunu ortaya koydu. Rapora göre; sadece ocak ayında 33 kişinin faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirmesi, 100 kişinin işkence görmesi, 4007 kişinin işten çıkarılması ve bu dönemde 149 "düşünce suçlusu"nun cezaevinde olması yeni bir yılın hak ihlalleri açısından nasıl geçeceğinin habercesi oldu.
Gözaltılar yoğunlaştı
PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Kenya'da yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinden sonra sadece 16-24 Şubat tarihleri arasında 3369 kişi gözaltına alındı. Bu tarihlerde meydana gelen çatışmalarda 49 sivil, 11 polis ve 1 korucu yaralandı, 2 sivil, bir korucu da yaşamını yitirdi. Cezaevlerinde 12 kişi 'kendini yakma eylemi'nde bulundu ve bu eylemlerde 1 kişi yaşamını yitirdi.
Gözaltına alma operasyonları Diyarbakır özelinde yoğunluklu olarak, KESK'e bağlı sendikalar, İnşaat Mühendisleri Odası, Belediye-İş, Tes-İş 1 No'lu Şube, Makine Mühendisleri Odası, Harb-İş ve HADEP'e yönelik yaşandı.
Türkiye Newroz'u bir tarafta devlet erkanı tarafından şölenlerle, diğer taraftan da baskı ve gözaltılarla karşıladı. Türkiye genelinde 21 Mart Newroz kutlamaları dolayısıyla 5 yaşındaki çocukların da aralarında bulunduğu 8174 kişi gözaltına alındı. En fazla gözaltı 4000 ile Diyarbakır'da yaşandı.
Değişen bir şey yok!
1999 yılında seçimler yaşandı, ancak ne hükümette ne de insan haklarını iyileştirme konusunda gerçek bir değişim yaşanmadı. 18 Nisan'da yapılan erken seçim öncesi ve sonrasında TBMM'de temsil edilen partilerin seçim meydanlarında verdiği vaatlerin ne kadar gerçek dışı olduğu henüz nisan ayında ortaya çıktı.
Ülkücüsünden, "sosyal demokrat"ına kadar hemen hepsi "demokrasi, insan hakları" dedi; ancak nisan ayında 7078 kişi gözaltına alındı, 842 kişi işten çıkarıldı, 86 kişi çatışmalarda, 15 kişi de faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirdi, 44 kişi işkence gördü ve 19 yayın toplatıldı, yasaklandı.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs dolayısıyla yüzlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı, baskıya maruz kaldı.
Köyler boşaltıldı
PKK'nin 1 Eylül tarihine kadar silahlı güçlerini sınırların dışına çekmesi çatışmalarda yaşamını yitirenlerde kısmen de olsa bir azalma yaşanmasına neden olurken, boşaltılan-yakılan köy ve mezrada artış oldu.
Ocak'ta 3, mayısta 4, haziranda 5, temmuz-ağustos-eylülde de 15 köy ve mezra boşaltıldı, yakıldı. "Demokratik Cumhuriyet" tartışmalarına rağmen Kürt illerinde baskı azalmadı, Olağanüstü Hal uygulaması devam etti. Evrensel ve Özgür Bakış gazetelerinin OHAL'a girişine yine izin verilmedi.
'İşçi dostu Ecevit!'
Sendika, sigorta, sekiz saatlik iş günü talebi ile gasp edilen haklarını isterken ve ayrıca özelleştirmeler sonucu 1999 yılının ilk 9 ayında toplam 17 bin 322 kişi işten çıkarıldı.
Geçtiğimiz yıl ise 22 bin 899 kişi işten çıkarılmıştı. Bu yıl en çok işten atma, bir dönem "işçi dostu" olarak tanıtılan Ecevit hükümetinin yeniden başa geldiği mayıs ayında yaşandı ve 5823 kişi işten çıkarıldı. 1999 yılının Ocak ayında 4007, şubatta 1161, martta 1626, nisanda 842, mayısda 5823, haziranda 1105 ve temmuz-ağustos-eylül aylarında ise 2758 kişi işten atıldı.
Clinton demokrasisi!
Emperyalizmin baştemsilcisi, dünya halklarının kasabı ABD Başkanı Bill Clinton'un Türkiye'ye gelmesini "Clinton defol" ve "Yankee go home" sloganlarıyla karşılayan 113 kişi, Ankara'da vahşice dövülerek gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlar hakkında 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle jet hızıyla dava açıldı. 120 "düşünce suçlusu"nun halen cezaevinde düşünmeye devam etmesi ve bu 9 aylık hak ihlalleri bilançosu, Helsinki Zirvesi öncesi Türkiye'nin insan hakları fotoğrafını kapkaranlık gösterdi.
www.evrensel.net