Avrupa

Avrupa'nın en görmüş geçirmiş kenti

Amsterdam'a Avrupa'nın en görmüş geçirmiş "kenti" derler. Kuzey'in Venedik'i sanını bile örter bu tanım.

Avrupa'nın en görmüş geçirmiş kenti
Sennur Sezer
Amsterdam'a Avrupa'nın en görmüş geçirmiş "kenti" derler. Kuzey'in Venedik'i sanını bile örter bu tanım. Bir liman kenti olmanın görmüş geçirmişliği midir bu? Belki. Uluslararası bir liman olmanın kışkırttığı kırmızı fenerli evlerin mağaza vitrini gibi sergilenmesi de vardır bu tanımda. Apaçık esrar içilen cafe shopların, sigara biçiminde pazarlanan extazylerin kelebekli ambalajlarının, afyon içmek için uydurulmuş renk renk cam kapların uluorta vitrinlerde yer almasının, "İngilizce biliyor musunuz" sorusuyla ot için para dilenen keşlerinin Amsterdam'ı var bir yanda. Bir yanda elmasın çeşit çeşit tıraşlandığı, parasız turların düzenlendiği pırlanta dükkânları var. Öte yanda meraklısına bu iki özelliği de anımsatmayan Flaman ressamlarının, çağdaş ustaların müzelerinin yer aldığı müzeler parkı. Müzeler yalnız sanat eserlerini değil, İkinci Dünya Savaşı'nın ırk ayrımını, soykırımını da belgeliyor. Belleği zayıf kişilere, dünya ünlülerini üç boyutlu gösteren Madam Taussand'ın müzesi de cabadan..
Adının kaynağını, İngilizcedeki bir tanımdan alan, deniz yüzeyinden alçak ülkeden alan bir ülkededir Amsterdam, Netherland'da. Hollanda adı bu ülkenin eski bir bölgesinin adıdır.
Tarihi, suyla boğuşmakla geçmiş Hollanda'nın. Suya setler yapmak, sabo denilen tahta pabuçlar üretmek, yağışın, inek gübresinin toprağın nemine etkisini ölçmek, yeldeğirmenleriyle suyu topraktan uzaklaştırma çabaları ülkeye turistik özellikler kazandırmış. Topraksızlığın getirdiği bir olgu mudur denizaşırı sömürgeler ve denizcilik... Belki. Bu olgulardan biri de sanatsal bir sonuç vermiş, bir opera. "Uçan Hollandalı". "Der Fliegende Hollander" adını taşıyan bu bir perdelik operanın söz ve müziği R. Wagner'in. Bu bir perdelik opera, ilk kez 1843 yılında Dresden'de (Almanya) sergilenmiş. Kendisine ömür boyu bağlı kalacak bir kadın bulana kadar denizlerde dolaşmaya mahkûm edilen bir Hollandalının efsanesi, belki de bir denizci korkusunun dışavurumudur.
Hollanda'nın bizimle ilişkileri, uzmanlara göre 16. yüzyıla uzanıyor. Şimdi Hollanda'da yaşayan Ali Develioğlu Avrupa'nın "İlk Laik Tüccar Cumhuriyeti/ Ringa Denizindeki Tutumlu Balıkçı" adlı çalışmasında, hem Hollanda tarihi hem Hollanda- Osmanlı ilişkileri bakımından ilginç noktaların altını çizmiş. Kitabı Hollanda Radyo 5 NPS Radyo Türkçe Haber ve Aktüalite Programı yayımlamış. 1998 ve 1999 yılında iki kez basılan bu el kitabı bana önemli bir şey de öğretti: Ünlü Türk korsanı olarak tanınan Süleyman Reis, Murat Reis ve iki Hasan Reis'in aslen Hollandalı olduğu. Osmanlı saflarına geçen bu deniz ustalarının ilkinin asıl adı Simon De Danser, ikincisinin adı Haarlemli Jan Jansz. Hasan Reislerden biri Meinart Dirxsen, öteki de Jan Marinus'muş. Daha onlarca böyle Türk bilinen korsan varmış. Lale, çini akrabalığı, korsan akrabalığı bizi yaklaştırmış mı birbirimize? Bu soruyu bir başka yazıda sormalı...
www.evrensel.net