Ezgilerde köy ve kent uyumu

Ezgilerde köy ve kent uyumu

Nurettin Rençber, üniversite yıllarında çıkardığı "Dağ Türküleri ve Deniz Şarkıları" adlı ilk albümünden sonra...

Ezgilerde köy ve kent uyumu
Sinan Gündoğar
Nurettin Rençber, üniversite yıllarında çıkardığı "Dağ Türküleri ve Deniz Şarkıları" adlı ilk albümünden sonra, türkülerde göz ardı edilen bir içeriği yansıtan "Eşkıya Türküleri" ile dinleyicilerine ulaştı. Tok sesi ve etkileyici yorumuyla farklı bir renk taşıyan Nurettin Rençber, türkülerin beğenisinden hareket eden birçok sanatçıya karşın kendine ait bestelerden oluşan albümler oluşturdu. Nurettin Rençber, "Ay Düşünce" adlı yeni albümünde de bu yönelimini sürdürdü. Rençber ile, bestelerinde yer alan kentli motifler ile türkü formunun birlikteliğini nasıl sağladığı, bestelerindeki halk deyimlerini kullanış tarzı, bestelerinin içeriği ve albümlerindeki düzenlemeler konusunda görüştük.
Türkülerde bir furyanın yaşandığı günümüzde siz hem türkü formu hem de kent motifleri taşıyan bestelerinizle albüm çıkarıyorsunuz. Bunu değerlendirir misiniz?
Sanat, bir iç arayıştır. Siz kendinizi aramaya başladığınızda, kendinizi sorgulamaya başlamışsınızdır. Yaratılan her yeni şeyde kendini arama vardır. Ancak bu arayışa işin estetik boyutunu katmak zorundasınız. Ben de albümlerimde kendimi sorguluyorum. Hem türkü formunda hem de kent kültürünün ürünü olan besteler yapıyorum. Çünkü ben köylü kökenliyim. Türkü formundaki bestelerimi besleyen kaynağım buradan geliyor. Bir de kentlerde yaşadım, Ankara'da üniversite okudum, felsefe bölümünü bitirdim. Ankara'da değişik kültürlerle tanıştım. Bütün bunları iç içe koyduğunuzda, ortaya koyduğunuz sanat eserinin niteliği ortaya çıkıyor.
Şarkılarınızda halk şiirinde kullanılan benzetmeleri ve deyimleri nasıl bütünleştiriyorsunuz?
Halk deyimlerini kullanıyorum. Bunda, son dönemlerde halk şiirleri örneklerini bolca okumamın da hayli etkisi var. Bir de yetiştiğim aile ortamında halk deyimlerinin bolca kullanılmış olmasının da katkısının olduğunu düşünüyorum. Örneğin, bir düğünden söz edildiğinde, gelinin elbisesinin kumaşını Şam'dan getirmişler diye konuşulurdu, çocukluğumda. Bu da, benim bestemde, "Kahvesi Yemen'den, şekeri Şam'dan, yazması Kirman'dan gelir" diye zenginleşmiş olarak dinleyiciye ulaşır.
"Dağ Türküleri ve Deniz Şarkıları" ve "Eşkıya Türküleri" albümlerinde daha toplumsal konularla karşılaşmamıza karşın, son iki albümünüzde daha bireysel temaları işlemenizin sebebi nedir?
İnsanların yaşam serüvenleri onların düşüncelerini, davranış biçimlerini, duygularını etkiler. Benim "Dağ Türküleri ve Deniz Şarkıları" albümünü yaptığım yıllar, hem sosyal hem de siyasi anlamda, hayatla kavgalı olduğum yıllardı. Şu anda da siyası yaşantıdan kopmuş değilim, siyasi kişilikleri ve kurumları dıştalayan bir yapım yok. Yalnız siyasetin kendi içinde bir doğası olduğunu ve bunun sanatla pek uyuşmadığını fark ettim. Bu, sanat her şeyin üstündedir de, ona siyaset bulaşmasın tarzındaki bir yaklamış değil. Siyasetin doğasında kavga vardır, kavganın en üst noktasında "küt" diye barışma vardır. Bir sanatçı bunu çok çabuk sindiremeyebilir içine.
Söylediğiniz, burjuva politikası için geçerli. Ama, halkın politik yaşamında sınıf çatışması ve bunların uyuşması mümkün değil. Bunun üzerinden şekillenebilecek bir içerik olamaz mı? Önceki albümde yer alan "Dağ ve Adam" bestenizi de buna örnek olarak verebiliriz?
Toplumsal olarak değerlendirdiğiniz "Dağ ve Adam" adlı şarkıda, yönetsel değerler, mitolojik değerlerin eleştirisi ve emeğin en yüce değer olduğu vurgulanıyordu. Yalnız bu tür eserler her zaman kolaylıkla oluşmuyor. Ama, toplumsal içerikli çalışmalarımda hiçbir zaman sloganist bir tarzın olmadığını belirtmek istiyorum.
Toplumsallığı sloganistlik olarak tanımlak değil kasttettiğim. Halkın yaşantısında sorunlar var. Örneğin grevler var. Sesinizin rengine de tarzınıza da uygun iken neden grevlerle ilgili bir çalışmanız olmasın?
Bir sanatçı ürettikleri ile yavaş yavaş fark edildiği zaman, o sanatçıdan beklentiler de yavaş yavaş artıyor. Bu doğaldır. Örneğin kimi Kürt çevreleri, neden Kürtçe okumadığımı soruyorlar. Emek çevresine yakın olanlar, neden emek-sermaye çelişkisini -imgelerle de olsa- vurgulamadığımı soruyorlar. Aynı şeyi deyişler için de söylüyorlar. Bunlar hep beklenti. Bu talepleri de önemsiyorum. Bu talepler belki de bir şeyleri zorlayacak. Onun sözünü vermek anlamında söylemiyorum. Ama yaşam dayattığı zaman ortaya çıkacaktır, bu ürünler. Gerçekten de sözünü ettiğiniz içerik, boşluğumuz, eksiğimizdir, görmediklerimizdir, belki de görmek istemediklerimizdir, kulaklarımızı tıkadıklarımızdır. Ama bu, beni umutlandırıyor. Çünkü bu taleplerle gelinmesi, benim kaale alındığımı gösteriyor.
Albümlerinizdeki kimi çalışmalarda çok tipik bir arabeskvari tarz söz konusu. Bestelerinizdeki ezgiler ne kadar türkü formuna yakın olursa olsun, düzenlemelerle besteleriniz renk değiştiriyor. Siz kendi düzenlemelerinizi yapmayı düşünmüyor musunuz?
Buna benzer bir eleştiriyi Kemal Sahir Gürel de getirmişti. O da eleştirisinde son derece haklıydı. Yalnız, müzik çevrelerinden çıkıp gelmiş bir adam değilim. Ben kendi çapımda, sazımı elime alıyorum ve bestelerimi yapıyorum. Daha sonra bu, bir meta haline gelmeye başlıyor. O süreç içerisinde, kiminle çalışacağımız konusu kararlaştırılıyor. Bazen kararlarımız doğru olabiliyor, bazen de yanlış olabiliyor. Ben önceki albümüme kadar, müzik çevrelerinde çok ciddiye alınan bir besteci değildim. Bir eseri önüne koyduğumuzda, aranjör kendi kafasındaki armoniye uyduruyordu. Benim bestelerimin ruhu nedir, benim bakış açım nedir onu düşünmüyordu.
Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Şu ana kadarki albümlerimde kendimi tam anlamıyla ifade ettiğimi sanmıyorum. Belki bu duygu beni yeni şeyler üretmeye itecektir. Bunu süreç gösterecektir. Eğer düzenlemeleri de yapabilecek müzikal donanımım olsaydı, kendimi ifade edebilecek ürünler ortaya koyabilecektim. Fakat gücüm yettiği sürece kendi arayışımı sürdüreceğim. Bu arayışta, sosyal boyutlar ve etnik boyutlar da olacak mı, bunu zaman gösterecektir.
www.evrensel.net