'Transit' yolculukların arifesinde

Önce kendi ülkesinde, ardından Fransa'da iki kez kamptan kaçan kahramanın Marsilya'da binlerce mültecinin arasında yaşadıkları anlatılıyor "Transit"te.

'Transit' yolculukların arifesinde
Barış Avşar
İkinci Dünya Savaşı denince ilk anda akla gelen belli olaylar vardır. Ve bu 'ilk akla gelenler' arasında mülteciler pek yoktur. Savaşın boyutları büyüdükçe, faşist ordular Avrupa'da adım adım ilerledikçe daha dramatik bir hal almıştır, bu ölüm makinesinden kaçmaya çalışan bin bir ulustan binlerce insanın yaşadıkları. O günlerde henüz toplama kamplarının dehşeti bugünkü gibi bilinmediğinden savaşın en sıcak gündemlerinden biridir aslında; kendini bir an önce Avrupa'nın dışında bir yerlere atmaya çalışanların mücadelesi.
Aradan geçen onca zamanın ardından son dünya savaşından bahsederken, artık belki sadece okyanusta ya da daha oraya bile açılamadan Alman denizaltıları veya mayınları tarafından batırılan onlarca sivil geminin öykülerinde karşımıza çıkabilecek bir gerçektir mülteciler. Ama onlar en sıcak günlerinde savaşın sonuçlarına belki de en kitlesel olarak katılan grup olmuşlardır. İspanya İç Savaşı'nda faşizme karşı direnen yetmiş iki milletten binlerce devrimci; Almanya'da ya da İtalya'da faşizmin azgınlaşmasıyla birlikte tutuklanmış, kamplara atılmış, gözetim altına alınmış yüzbinlerce -ki Hitler de Mussolini de kendilerine muhalif ararken pek seçici davranmamıştır!- rejim muhalifi; savaşın ilk yılllarında işgale uğrayan ülkelerinden son anda kaçabilmiş yerinden yurdundan olmuş milyonlarca savaş mağduru...
Mültecilik ve bürokrasi
Bütün bu insanların bir araya geldikleri işgal edilmiş Fransa'nın henüz Alman çizmesi altında ezilmemiş Marsilya'sında geçer Anna Seghers'in "Transit" romanı. Evrensel Basım Yayın kısa bir süre önce "Yedinci Şafak" ve "İlk Adımlar" isimli eserlerini yayınlayarak Seghers'i tekrar okura sundu. Ve İkinci Dünya Savaşı sonrasının Alman ve dünya edebiyatındaki yeri tartışılmaz olan Seghers bu kez "Transit"le bekliyor okurunu.
Biraz önce belirttiğimiz mülteci tablosu içinde yer alan 'kamplardan kaçan Alman muhalifler'in öyküsü "Yedinci Şafak"ın konusunu oluşturuyordu. Bu eserde ise bir adım sonrasına geçilmiş...
Önce kendi ülkesinde, ardından Fransa'da iki kez kamptan kaçan kahramanın Marsilya'da binlerce mültecinin arasında yaşadıkları anlatılıyor "Transit"te. Ve tıpkı "Yedinci Şafak"ta olduğu gibi, 'insanlığın kıyamet gününe en çok benzeyen günleri'nden arka arkaya birçok insan öyküsüyle sarmalanıyor okur. Asıl kahraman ve onun öyküsü akıp giderken, bir yandan da o günlerdeki insan tabloları resmi geçide çıkıyor. Savaş yıllarında kendisi de Marsilya'da mültecilik yaşayan Seghers, tıpkı "Yedinci Şafak"ta olduğu gibi aslında bir yandan da kendi yaşadıklarını aktarıyor.
Romanın içinde en çok anlatılan konulardan birisi ise savaşa ve savaşın getirdiği onca sıkıntıya rağmen, yenik Fransız devletinin her kurumunda ve ABD'den Brezilya'ya bütün ülkelerin konsolosluklarında tıkır tıkır -hatta normaldekinden dört beş defa daha fazla eziyet edecek şekilde- işleyen bürokrasi.
Avrupa'dan kurtulma kavgası
Ölmüş bir yazarın ardında bıraktığı belgeleri tesadüfen ele geçiren kamptan kaçmış kahramanımızın Marsilya'daki konsolosluklar ve resmi daireler arasındaki bitmez tükenmez turları; vizeler, transit vizeleri (bir ülkeden bir ülkeye giderken uğranacak ara ülkelerde bulunma izni), çıkış vizeleri, seyahat acentalarında yer ayırtma uğraşıları ile birlikte anlatılıyor. Bugün hâlâ dünyanın dört bir yanında rastlayabileceğiniz o 'mülteci çaresizliği'nin insanlık tarihi içinde en yoğun yaşandığı günlerin tanığı oluveriyorsunuz böylelikle. Ve savaşın dışında her zaman işleyen çark bu kez 'savaş koşulları'na göre yenilenerek işlemeye başlıyor. Rüşvetin ve adam kayırmacılığın düzeni işlerken binlerce insanın "Avrupa'da kapanıp kalma"ya karşı bütün bürokrasiyi aşıp, okyanusa açılacak bir gemi de yer bulabilme kavgası çoğu zaman iyice çapraşıklaşarak sürüyor.
Bütün bu olup bitenleri bize anlatansa aynı zamanda romanın baş kişisi ve onun özel hikâyesi de hayata karşı bütün kayıtsızlığına rağmen bu deli ırmağın içinde akıp gidiyor. Ta ki ırmakta debelenirken rastladığı kadını sevmekten kendini alıkoyana dek...
www.evrensel.net