Yaşama sanatını öğreten adam

Geçtiğimiz günlerde yetmişinci yaş gününü kutladığımız Fakir Baykurt, yazdığı romanlarla, masallarla, denemelerle, şiirlerle çağına tanıklık etti.

Yaşama sanatını öğreten adam
Molla Demirel
Çağının tanığı olmayan bir yazar yoktur. Ancak Fakir Baykurt çağın tanığı olmakla kalmamıştır. Yeni nesilleri gelecek çağa daha yaraşır, daha bilinçli taşımanın meşalesini hep elinde tutan ve alandaki çalışmalara hep yol açan, yol gösteren bir yazar olmuştur. Geçtiğimiz günlerde yetmişinci yaş gününü kutladığımız Fakir Baykurt, yazdığı romanlarla, masallarla, denemelerle, şiirlerle çağına tanıklık etti. Oysa o hiçbir zaman çağa tanıklık etmeyi düşünmedi. Dünya halklarının insanca yaşama mücadelesinin yolunu aydınlatacağını aklının ucundan bile geçirmedi. Hiçbir eserini bu düşünceyle kaleme almadı. O, kaleme aldığı yazıları Metin Gür'le yaptığı bir söyleşide şöyle değerlendirir: "Benim yazma yöntemim katılımcılık diye özetlenebilir. Köylünün yaşamını da öyle yazdım. Düş gücüne güvenirim tabii, ama yalnız ona yaslanmam. Yazmak istediğim yaşamı elimle tutacak derecede tanımak isterim. Bugünkü yazarın görevi doğru yazmaktır, doğru bilgi vermektir, doğruyu dosdoğru göstermektir. Son dönemde belgesel kitaplara gösterilen ilginin nedeni budur. Okur doğru bilgi istiyor. Yazar insan gerçeğini doğru görmeli, dosdoğru görmelidir. Bundan dolayı uzaktan baktığım, karşıdan seyrettiğim, elimle yakalayamadığım durumları yazmam, buna cesaret duymam..."
Gerçekçi bir yazın adamı
Tüm Köy Enstitülü yazarlar bozuk ve haksız düzeni eleştirdiler, ancak F. Baykurt özellikle eğitim konusunda, gençliğin yığınlarla kaynaşarak örgütlenmesi konusunda egemen güçlerin üzerine inanılmaz bir cesaretle gitti.
Onun eserlerini okuyanların etkilendiği olaylara sınıfsal bir açıdan bakılması gereğinin önemini kavradıkları da bir gerçektir. Örneğin onun "Yılanların Öcü", "Tırpan", "Kara Ahmet Destanı" ve "Köy Göçüren" adlı eserleri köy gerçeğini edebi sanata oturtarak romanda işlemekle kalmamıştır. Geri bırakılmış yoksul köylünün durumuna, köydeki yaşam koşullarına, sömürü düzenine eğilmiş, aynı zamanda köyün kalkınması için sorunlara bilimsel olarak bakılması gerektiğini de işlemiştir. "Irızca'nın Dirliği" ve "Tırpan"da Anadolu kadınının hakim sınıflara karşı diklenişini, direnişini işlerken özellikle "Tırpan"da olduğu gibi cinsel tecavüzü de açıkça işleyen ve romana taşıyan ilk yazarlardan biridir.
Sınıf sorununu en iyi biçimde "İçerdeki Oğul" ve "Kaplumbağalar"da işlemiştir. "Keklik", "Amerika Sargısı", "Kara Ahmet Destanı" başta olmak üzere tüm eserlerinde bağımsızlık, yabancı sömürüye karşı bir direniş, toplumsal hoşnutsuzluk işlenir.
"Fakir Baykurt bizimdir"
Neden F. Baykurt bizimdir. O, yüz yıllardır susturulan, konuşmayı, direnmeyi unutan bir halkın içinden çıkmış ve halkına yeniden sahneye çıkmasını, konuşmasını, direnmesini öğretmiştir. Her insanın çağdaş bilimden, insanca yaşamdan yararlanması gerektiğini halkın diliyle, basit anlaşılır cümlelerle anlatmıştır. O, TÖS davasında şöyle haykırır: "Bizim başta gelen görevimiz; ona (yani halka), İngiltere'nin ve Amerika'nın coğrafyasıyla, ineklerin ve sineklerin anotomisini öğretmekten önce geniş anlamıyla politik bilinç kazandırmaktır... Egemen sınıfların kitap yasaklarıyla bilgi sınırlamalarıyla bugüne kadar 'sır' gibi sakladığı bu bilinci halkımıza kazandıracağımız gün, dünyanın dönüşü değişecektir... "
Baykurt ve göçmen edebiyatı
Fakir Baykurt Türkiye'de başlattığı mücadelesini Avrupa'da sürdürür. 70 yıllık yaşamın son 20 yılını Avrupa'da geçirdi. Bu yılların onun için en verimli yıllar olduğunu söyleyebiliriz. O, Avrupa'ya geldiğinde de tek amacı vardı: Ülkedeki, olumsuz gelişmeyi dünya halklarının dikkatine çekmek, bu ülkelerde gelişen teknikten gençliğin yararlanması için üstüne düşeni omuzlamaktı. Amacı teknik alanında gelişen Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli insanları buralardaki olanaklardan yararlanmaya teşvik etmekti. Bunu yapabilmek için bir araştırmacı titizliğiyle göçmen işçilerin sorunlarını inceler ve onu gün ışığına çıkarırdı. Buradaki olanakları işçinin diliyle anlatır ve hep başarılı olanı seçerdi. Çekingen, korkak davranana, yabancı bir dil ve kültürden ırak durana yol gösterir, cesaret verirdi. Aydınların, öğretmenlerin çocuklara örnek olmasını isterdi.
Göçmenlerin sorunları
Onun bütün eserlerinde pedagojik bir eğitim vardır. Bu egemen güçlerin sunduğu insanı bireyciliğe, egoizme sürükleyen pedagojik değil, tersine bireysel bilinci iş, damla damla biriktirerek sonunda kocaman çağlayan bir nehir, bir göl halinde sunar topluma. Yaşama sanatını böylece öğretir bize. Almanya'da yazdığı, "Gece Vardiyesi", "İnce Kızlar", "Koca Ren", "Yüksek Fırınlar", "Duisburg Treni" başta olmak üzere bütün eserlerinde göçmen işçileri incelerken sürekli onların sorunlarını irdeler, gün ışığına çıkarır. Bu sorunların eğitim yoluyla, bilinçle çözülebilineceğini dile getirir. Bunu yaparken yukarda değindiğimiz gibi çok dilliliğin katkılarını göz ardı etmez. Göçmen ile yerli halkın kaynaşmasının yolunun sadece üretimde aynı yerde birlikte olmakla gerçekleşmeyeceğinin, bunun ancak dil alanında bir birini anlamakla olanaklı olduğunun altını çizer.
Zaten "Türkiye Nereye Gidiyor" adlı eserin arka kapağındaki yazısı şu cümlelerle bitiyor: "Kalemimi, insan haklarına saygısızlık bitsin, öldürümler dursun, ülkemize bir an önce barış gelsin diye sivriltiyorum. Okurlarımı, yaşam koşulları, para durumları ne olursa olsun, okuyup öğrenmeye çağırıyorum."
F. Baykurt, 70 yıllık yaşamında hep emekçiden işçi sınıfından yana oldu. Onların sorunlarını sanatın merceğinden süzerek edebiyatımıza aktardı. Bu tavrıyla sadece aydın bir yazar olmakla kalmadı, bir örgütleyici, bir eylem ve dava adamıydı. Bu mücadelenin içinde her devrimci gibi o da korkunç saldırılara uğradı. Yakılmak, kurşunlanmak, bıçaklanmak istendi. Zorla, tehditle susturulmak istendi. Çok acılar çekti, ama hiç boyun eğmedi, susmadı. Halkının, haklının, sömürülenlerin yanında oldu, işçinin, emekçinin dili oldu. Nefesini verdiği son ana kadar halkların yazarı olma gururunu taşıdı. Bizim ve gelecek nesillerin yüreğinde yaşayacak. Yolu açık ve aydınlık olsun..
www.evrensel.net