NATO 'acil demokrasi' aramıyor

AGİT'in 'misafiri' NATO Sözcüsü James Shea, zirveye katılış nedeni konusunda konuşmazken, imzalanan silah kontrolü anlaşmasının NATO'nun ürünü olduğunu söyledi.

NATO 'acil demokrasi' aramıyor
Ali Karataş - Serpil Kurtay
İstanbul'daki AGİT Zirvesi'nde Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Anlaşması (AKKA) imzalandı. 30 ülkenin devlet ve hükümet başkanları tarafından imzalanan bu güncelleştirilmiş anlaşma metnini nasıl değerlendiriyorsunuz?
James Shea: Ben bir AGİT yetkilisi olarak değil, NATO Sözcüsü olarak konuşuyorum. Yeni AKKA Anlaşması'yla ilgili olarak öncelikle vurgulanması gerekenlerden biri, anlaşmanın imzalanmasına NATO'nun yaptığı önemli katkılardır. Anlaşmada yer alan en önemli fikirlerin yanında, işin pratik yönünün tamamına yakını NATO ittifakı tarafından Viyana'da gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, ortaya çıkan yeni silah kontrolü anlaşmasının ittifakın ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle İstanbul'da imzalanan anlaşmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Az önce toplantı salonundaydım ve izlenimlerim oldukça iyi.
AKKA'nın içeriğine ilişkin önemli iki nokta üzerinde duracak olursak, bu anlaşma son haliyle de Rusya'nın Çeçenya'da kullandığı silahlara ve Türkiye'nin OHAL sınırları içinde kullandığı silahlara sınırlama getirmiyor. Bu durum hakkında neler söylenebilir?
Son AKKA anlaşmasında Rusya'nın diğer birçok ülke için belirlenen konvansiyonel silah miktarını aşmasına izin verilmiştir. Ancak Rusya'nın konvansiyonel silahları bir önceki AKKA anlaşmasına göre azalmış olacak. Bu meşruluk kazanmış bir durumdur. Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov, silah limitlerinin düşürülmesi konusunda garanti verdi. Bu bir söz olarak kabul ediliyor ve Rusya mümkün olan en kısa zamanda silah indirimini gerçekleştirecektir. Bu yeni bir anlaşma ve Rusya için makul bu yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesini dikkatle takip edeceğiz. Tutumumuz, Rusya'nın sözünü tutup tutmadığı konusu netleşene kadar devam edecek.
Türkiye konusuna gelecek olursak, AKKA'da her ülke için bazı limitler belirlenmiştir. Bu limitler anlaşmada imzası olan tüm ülkeler tarafından kabul edilmiştir ve anlaşmada herhangi bir ülkenin iradesine karşı bir zorlama bulunmamaktadır. Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi tüm bu anlaşmalara saygı göstermesini bekliyoruz.
Rusya, Kafkaslar'da ve Balkanlar'da NATO yerine 'genişlemiş' bir AGİT'i tercih etme yönünde bir politika izliyor. Rusya bu siyasette ne kadar başarılı olabilir?
NATO'nun Çeçenya'da bir rol üstlenmek gibi bir niyeti yoktur. Ancak bu, konuyla igilenmediğimiz anlamına gelmiyor. İlgileniyoruz. NATO şu an Çeçenya'ya ilişkin bilgi alışverişinde bulunmaktadır. Bu alışveriş resmi olarak NATO tarafından değil, ittifakı oluşturan ABD, İngiltere gibi ülkeler tarafından yürütülüyor. İttifakın üyeleri tek tek tavırlarını açıkça ortaya koydular, özellikle zirvenin ilk günkü konuşmaları sırasında. Ancak NATO'nun şu an Çeçenya'da bir rol üstlenmesini öngörmüyoruz. Bölgede oynanacak başrolün AGİT'e ait olduğu açıktır. Bunun için Rusya'nın
Norveç Dışişleri Bakanı ve AGİT Başkanı Knut Vollebaek liderliğindeki bir AGİT'in misyonunun yakın bir tarihte bölgeye gitmesine izin vermesini umit ediyoruz, bu bir. İkincisi ise Rusya'nın Çeçenya'da AGİT'in insani yardımlarına izin vermelidir. Çünkü bu konu çok önemli ve bölgede 200 bin mülteci vardır. Olumlu olan başka bir nokta ise Rusya'nın burada Çeçenya konusunda askeri çözüm olmadığı konusunda ikna olması ve siyasi çözümü kabul ettiğini dile getirmesidir, bu nedenle siyasi çözüme ulaşılması için çaba göstermeliyiz. Önümüzdeki tanklarla, bombalarla, füzelerle veya uçaklarla çözülebilecek bir sorun değildir.
Ancak Yugoslavya konusunda konuşacak olursak, buradaki anahtar rol NATO'ya aittir. Bosna'ya ve Kosova'ya baktığımızda Rusya'nın da buralardaki misyonların içinde yer aldığını görüyoruz.
NATO'nun Kosova'daki misyonu ne kadar devam edecek?
Bu Amerikalıların '640 bin dolarlık soru' dediği türden bir soru. Bosna'ya bakarsak buradaki operasyonun beşinci yılına giriyoruz. Ancak kış boyunca buradaki asker sayısını 40 binden yaklaşık 18 bine indireceğiz. Yani, gördüğünüz gibi bu tip operasyonlar uzun zaman alıyor ve durumda gelişme oldukça asker sayısı azaltılıyor. Bosna'da ilerleme kaydedilmiştir. Oranlardan bahsedersek, 1995'te Bosna'da üç asker bulunuyorsa şimdi yalnızca bir asker bulunuyor.
Ancak Kosova konusunda yeteri kadar uzlaşma sağlanmadığını görüyoruz. Bölge halen gergin ve çok çeşitli sorunlar varlığını koruyor. NATO'nun Kosova'da yalnızca 160 gündür bulunduğunu unutmamalısınız. Yarım yıldan bile az bir süredir bu bölgedeyiz. Bosna'dan da biliyoruz ki, çözümler zaman alıyor. Eğer sabır gösterirseniz, azimli olursanız, üç dört yılın ardından yavaş yavaş başarıya ulaşabilirsiniz.
Ancak tabiiki, Miloseviç yönetimini göz ardı edemeyiz, Kosova'da istikrar söz konusu değildir. Miloseviç'in güçleri halen sınırın kuzeyinde ve NATO askerleri Kosova'da istikrarı sağlamak için çaba gösteriyor.
AGİT Zirvesi'nde İstanbul'a gelen Sırp muhalefet liderlerinin aralarında görüş ayrılıkları olduğu görüldü. Miloseviç karşısında başarılı olabilirler mi? NATO onları nasıl destekliyor?
Bence muhalefetin yapması gereken en önemli şey birleşmektir. Muhalefette üç oluşum var ve bir oluşumun içinde 30 ayrı grup var. Yani toplam olarak 50' yi aşkın farklı parti ve grup görüyoruz.
Muhalefetin başarılı olabilmesinin tek yolu birleşebilmesinden geçiyor. En azından en öne çıkan liderler bunu yapmalı; Draskoviç, Djindiç ve diğerleri birlekte çalışabilmeli. Başka bir anahtar nokta ise, muhalefetin seçimlerin hayata geçirilmesi konusunda göstereceği çaba. Önümüzdeki yılın mart veya nisan ayında seçimlerin yapılabileceğinden bahsediliyor. Eğer muhalefet bu seçimleri kazanırsa çok önemli bir sonuç olacaktır, bunun için de birleşmek zorundalar. Kendi kendilerine bu yoldan yardımcı oldukları oranda uluslararası toplumun da onlara yardım etmesi kolaylaşacaktır.
İkinci olarak, burada Bayan Albright ve Sırp muhaliflerinin yaptığı görüşmeler, bu kişileri meşru liderler olarak tanıdığımızın açık ifadesi anlamına gelmektedir. Şimdi, onlarla daha iyi bir işbirliği yapmaya çalışıyoruz. Miloseviç'in iktidardan ayrıldığı andan itibaren yapılacak yardımlar üzerinde duruyoruz. Gördüğünüz gibi şu an gelecek için hazırlıkları yapıyoruz ve zaman geldiğinde anında hayata geçirilebilecek planlarımız var.
Muhalif liderlerin en başta gelenlerinden Vuk Draskoviç, görüş ayrılıklarına karşın, tüm muhaliflerin seçimi ortak amaç haline getirmesi gerektiğini vurguluyor.
Seçimlerin yapılması muhalefet için yeterli değildir, çünkü geçmişteki seçimleri Miloseviç kazandı ve şunu kabul etmeliyiz ki Miloseviç seçim kazanma konusunda çok başarılı. Eğer muhalefet seçim düzenlemeyi başarır ve kendi içinde dağınık olması nedeniyle bu seçimi kaybederse, ne olacak? Eğer demokratsanız, seçimi düzenlemek değil kazanmak önemlidir.
Zirveyi Türkiye açısından nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye'nin bundan sonraki dönemde Balkanlar'da veya Kafkaslarda üstleneceği rol sizce ne olmalı?
Türkiye NATO'nun önem açısından en başta gelen üyeleri arasındadır. Bunu nezaket olsun diye söylemiyorum. Türkiye birkaç açıdan önem taşımaktadır. Avrupa dünyası ve İslam dünyası için bir bağlantı noktasıdır ve Avrupa'nın gelecekteki istikrarı açısından çok önemlidir. Türkiye'nin Balkanlar'da oynayacağı çok önemli roller de var. Türk askeri gücü Bosna'da ve Kosova'da üstüne düşeni yapmıştır. Önümüzdeki dönemde Balkanlar'da oluşturulması planlanan barış gücü fikrine de Türkiye'nin katkısı büyüktür. Ayrıca, Kafkaslar'daki Türkçe konuşan veya Türkçeye benzer diller konuşan ülkelerdeki istikrarın ve demokrasinin sağlanması yönünde de Türkiye'nin sağlayacağı katkılar var. Türkiye, Avrupa'yı, Kafkaslar'ı Balkanlar'ı, Ortadoğu'yu ve Orta Asya'yı bağlayarak bir geçiş noktası oluşturan bir konumda ve büyüklüğünden daha çok bağlantılarıyla önem kazamaktadır.
Şu an Türkiye ve Avrupa birliği ilişkilerinde gelişmeler var. Bildiğiniz gibi Avrupa Birliği bünyesinde bir Savunma Kimliği oluşturuluyor. Bu kimliğin içinde Türkiye'nin de yer alması, Türkiye'nin Avrupa'yla olan bağlarını ortaya koymakta. Bu zirve Türkiye için diplomatik bir başarı olmuştur.
Bu noktada, Türkiye'de halen varlığını sürdüren insan hakları ve demokrasi sorunu ile düşünce suçlarını göz ardı edebilir miyiz?
Demokrasi ve insan hakları asla bitmeyen bir üründür. Bunların tümü günlük meseleler. En gelişmiş demokrasilerde bile kusursuz bir demokrasi ve tamamen çözülmüş bir insan hakları sorunu bulamazsınız. Böyle bir mükemmellik yoktur. Benim ülkem olan İngiltere'de bile halen gerçekten demokratik olup olmadığımızı, insan haklarını tartışıyoruz. Yani bu mükemmel bir noktaya ulaşma tartışması değil, devam eden bir süreçtir. Başkan Clinton'ın da burada dile getirdiği gibi, Türkiye son iki yılda çok ilerleme kaydetti, gerek Kürt sorunu konusunda, gerekse anayasadaki bazı değişiklikler konusunda olsun, bu değişimler Avrupa Birliği tarafından tanındı. Önemli olan hareket edilen yöndür. NATO'ya göre de Türkiye doğru yolda ilerlemektedir.
www.evrensel.net