Karaoğlan haksızlıklara karşıdır

Suat Yalaz 'Karaoğlan' tiplemesinin 60'lı yıllarda ülkede egemen olmaya başlayan Amerikan kültürüne karşı doğduğunu ifade ediyor.

Karaoğlan haksızlıklara karşıdır
Özlem Ergun
Karaoğlan'ın yaratıcısı Suat Yalaz'la 1970'lerin en çok takip edilen, en çok izlenen çizgi roman kahramanı üzerine konuştuk. O dönem gençliğinin neredeyse birlikte büyüdüğü ve pek çoğunun da 'çocukluk düşlerimiz' diye tanımladığı Karaoğlan'ı bir de yaratıcısından dinleyelim dedik. Halen 1971 yılında gittiği Fransa'da yaşayan çizer; sanatta 50. yılını, geçtiğimiz günlerde Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde açılan bir sergiyle kutladı. Yalaz; yapımcılara, yayıncılara (ve diğerlerine) ilgisizliklerinden dolayı her ne kadar kırgın da olsa, o yine de Karoğlan'dan ve Karoğlan sevenlerden hayli umutlu. Yalaz, şu günlerde 'yaşamımdaki istasyonlardan biri' diye nitelediği Fransa'ya dönmeye hazırlanıyor. Tabii ki yeni projeler ve yeni beklentilerle.
Karaoğlan kimdir, Karaoğlan'ı tanımlamak gerekirse bu roman kahramanına rengini veren karakteristik özellikler nelerdir? Ve nasıl doğdu?
Karaoğlan 1960 yılında başladı, o zaman Abdullah Ziya Kozanoğlu konusunu veriyordu, ben de akşam gazetesinde çiziyordum. Bir ihtiyaçtan doğdu Karaoğlan. O zaman televizyonlardan izlediğimiz ve çizgi romanlarını okuduğumuz kahramanlar bizim kültürümüzle hiç ilgisi olmayan tiplemelerdi ve biz onları alkışlıyor onlara hayranlık duyuyorduk. O dönem Türkiye'de Türkçülüğün tamamen göz ardı edildiğini ve bir Amerikan hayranlığının başladığını gördüm. Şimdi ise büsbütün yayıldı artık. Karaoğlan kültürümüze sahip çıkmak, benleğimizi geri almaktı aslında. Biz bir delikanlı yaratalım dedik ve Dartalyan'dan, Pardanyan'dan, Zoro'dan daha marifetli olsun... Ve en güzeli de bizden olsun. Sonradan halkımızın böyle bir şeye büyük açlık duyduğu da o zaman ortaya çıktı. Ama Karaoğlan'ı işlerken, o kaba Türkçü-milliyetçi, ırkçı, kafatasçı kalıplara asla girmedim. Karaoğlan evrensel bir tip, aynı zamanda da iyi bir insan. Karaoğlan için Türkmüş, Japonmuş, Çinliymiş böyle bir ayrım yok, haklı-haksız var. Mesela 1200 yıllarında Orta Asya'da bir delikanlı çıkıp da Türklerin elinden bir Çinliyi kurtarmaz, ama benim kahramanım kurtarıyor. Çünkü ortada bir haksızlık var.
Sonrasında Karaoğlan'ın beyaz perdeye taşınması gündeme geldi. O zamana kadar çizgilerden tanıdığımız Karaoğlan sinemaya nasıl yansıdı, kahramanızı bu farklı alana istediğiniz gibi aktarabildiniz mi?
Sinemada çizdiğim Karaoğlan'ı tam veremedim, ama oldukça yaklaştım. 'Karaoğlan aranıyor' diye ilan verdiğimizde o zamanın hemen tüm jönleri gelmişti, ama ben çok bilinen bir isim olması taraftarı değildim. Ayhan Işık istedi, hayır dedim çünkü çizdiğim adam değildi. Yılmaz Güney "Abi karşında kapkara duruyorum, sen gidip Karaoğlan arıyorsun" diyordu. Cüneyt Arkın oynamak istedi, ona da hayır dedim. Ben meşhur adam istemiyordum. Benim Karaoğlanım kimsenin üzerinde yorum yapamayacağı bir karakter olarak çıkmalıydı beyaz perdeye.
Yoksa filmin adı Altaylar'dan gelen Cüneyt Arkın olurdu. Sonra Kartal Tibet'i buldum. İyi bir oyuncuydu ama yine de eksiklikleri vardı. O delişmen, o kıpır kıpır yerinde duramayan Karaoğlan değildi Kartal Tibet.
Bir de filmler maddi imkân meselesi. Bizans'ta halk isyan ediyor, sokağa dökülüyor. Bana 2000 kişi lazım, 20 kişiyle biz isyan yapıyoruz ama sokağı bile dolduramıyoruz. Bizans sarayı diyoruz, ancak saraylarda bize izin verilen iki sütun arkasında çalışabiliyoruz. Ama yine de küçük ekiple, küçük bütçeyle yapılan filmlerin içinde namusunu kurtarmış filmlerdendir Karaoğlan.
Sonra yurtdışına çıktınız...
20 yaşından itibaren isim yapmış bir karikatüristtim, günlük gazetelerde çizimlerim çıkıyordu. Pek çok şey iyi gidiyordu, film projelerim vardı. Bir sürü yer dolaştım ama yapımcılardan hiçbir destek görmedim, ben de Karaoğlan'ı kendi imkânlarımla yaptım. Her şey çok iyi gidiyordu ama Avrupa'da değildim, bu hudutlarının gerisinde kalmamak, Karaoğlan'ı oralara da taşımak lazımdı. Bir gün ben çalışma alanımı değiştireceğim dedim ve gittim.
Avrupa'da nasıl karşılandı Karaoğlan, beklediğiniz ilgiyi bulabildiniz mi?
Hemen satın aldılar. Nedeni; yeni arayışlarda olmaları, artık farklı şeyler seyretme istekleri... Çaldığımız üçüncü kapı filmleri gördü ve çok beğendi. Ertesi buluşmamızda adam kutluyorum dedi ve ekledi: "Zannetmeyin ki resimleriniz çok güzel olduğu için alıyorum. Hikâye çok güzel". Hayli ilgi gösterdi. 1,5 yıl süren bir Western film maceramız oldu. Çok orijinal bir çıkış yaptık.
Yaşamınızın önemli bir bölümünü yurtdışında geçirdiniz, şimdi kısa bir süreliğine de olsa buradasınız... Bu uzun ayrılığın ardından karikatür dünyasında gözünüze çarpan farklılıklar, yıllar öncesinden bugünlere değişenler nelerdir?Karikatür ve çizgi roman alanında çok güzel gelişmeler gördüm ve açıkçası böyle bir şey beklemiyordum. Karikatüristlere bakıyorsunuz artık bir karikatürist ordusu var. 20 kişi, 30 kişi değil, 200-300 kişi ve acayip güzel şeyler yapıyorlar. Bir Leman dergisi var örneğin, benim muhafazakâr anlayışıma biraz ters geliyor, ama yeni nesil bayılıyor onlara. Bize de bir şey söylemek düşmez artık. Ben şimdi onları şaşkın şaşkın seyrediyorum, ama olağanüstü bir enerji. Bir şey anlatmak isteyen yeni bir nesil. Fakat anlattıklarını çok hafif buluyorum, orda çuvallıyorlar işte. Ama belki de konunun sırrı, o basit konuları işlemeleri.
Bir başka röportajınızda şöyle diyorsunuz: 'Suat Yalaz çizmekten nefret eden bir çizer'. Gerçekten öyle mi?
Nefret değilde, fazla sevmiyorum diyebiliriz. Sinema çok daha cazip geliyor. Çünkü bir şeyi yaşıyorsunuz; çekim yerine gidiyorsunuz, ata biniyorsunuz, sonra gerektiğinde dağa çıkıyorsunuz, akşamları ateş yakıyorsunuz. Yani, önce yaşamayı seviyorum ben. Yoksa dört duvar arasında resim masasına kapan, bundan sürekli sıkıntı duyuyorum.
Ecevit'ten Karaoğlan unvanını geri aldığınızı biliyoruz, öyküsünü anlatır mısınız?
Umudumuz Ecevit olduğu zamanlar büyük bir cesaretle Amerika'ya kafa tutuyordu. Türklerin şahsiyet sahibi insanlar olduğunu anlatmaya çalışıyordu. İlk sendikal faaliyetlere yeşil ışık yakan bir politikacı olarak toplumcuydu. O zaman halk, Karaoğlan unvanını uygun görmüştü Ecevit'e; ama son zamanlarda durumu idare eden bir pozisyorda olmaya başladı. Ben de, bu Karaoğlanca bir davranış değildir diyerek, geçtiğimiz yıl yaptığım bir basın açıklamasında Karaoğlan'ın babası olarak ondan bu unvanı geri aldım. Karaoğlanlıktan seni azlediyorum, sen Karaoğlan olamazsın dedim.
www.evrensel.net