15 Ağustos 2011 10:39
Son Düzenlenme Tarihi: 13 Aralık 2014 10:48

‘50 işçinin canı can da 49 kişininki patlıcan mı?’

Dün ilk bölümünü yayınladığımız röportajda işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda hükümetin yaklaşımlarını gazetemize anlatan İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer, bugün iş kazaları ve meslek hastalıklarını nasıl tespit etmeyi hedeflediklerini anlattı. Özer ayrıca, M

‘50 işçinin canı can da  49 kişininki patlıcan mı?’

Paylaş

Şiar Can Şener


İş Kanunu’nda iş sağlığı ve güvenliği konusunda değişiklikler yapıldı, değişikliklere çeşitli meslek odalarının itirazı da olmuştu. 50’den az işçi çalışan işyerinde işyeri hekimi olmaması, işçi sağlığı açısından risklerin sürmesi anlamına gelmez mi?
Genel müdürlük olarak çok yetkili ve gücü olan bir kurum değiliz. İşyerlerine girelim, ölçüm ve araştırma yapalım diyemiyoruz, kanunen yetkimiz de yok. Eğer “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”nu çıkarırsak, bu yetkimiz olacak. Örneğin bir işyerinden şikayet geldi, oraya gidip ölçüm yapamıyoruz. Ama yapmalıyız. İş müfettişi gider, teftiş yapar, olumsuz gördüğü noktaları yazar ama işvereni bizim yönlendirmemiz mümkün değil. Müfettiş, “burada gaz var bunun gidin ölçümünü yaptırın” dediği zaman, işveren gider istediği yere yaptırır ve olay kapanır.
Mevzuat hazırlandıktan sonra da kanun tasarımızı ortaya koyacağız, en acil işimiz bu. Çünkü 1930 yılında yürürlüğe giren Umumi Hıfzısıhha Kanunu’nda, “50 ve üzerinde çalışan işyerlerinde sağlık muayaneleri yapılır, 500 ve üzerinde işçi çalışan işyerlerinde sağlık merkezi kurulur” deniyor. O dönemde herhalde 500’den fazla işçi çalıştıran işyeri yoktu ki, “bir tane olursa oraya hastane kuralım” denmiş. Artık 2011’de bu sınırlar Türkiye’ye uymuyor. Bu sınırları “İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu”nda ortadan kaldırıyoruz. İşçi sayısına göre bir uygulama olmayacak. Bir kişi de çalışsa, bin kişi de çalışsa işyeridir, çalışandır ve aynı şartlara hakkı vardır. 49 kişinin çalıştığı bir işyerini nazara almıyorsunuz, 50 kişi çalışınca mı çok önemli oluyor! 50 işçinin canı can da 49 kişininki patlıcan mı? İşçi sayısını  49’da bırakan çok işyerine rastladım. İşçi sayısına bakıyorsun 49 ya da 48. Niye böyle deyince, “50 olunca başımıza çok iş geliyor” diyorlar. Bizim kanun tasarımız hazır ve Meclis açıldığında ilk çıkacak kanunlardan birisi.

Meslek hastalıklarını tespit etmekte mi sorun yaşanıyor ya da mevcut meslek hastalığı tanımı mı yetersiz? Ayrıca tüm Türkiye’de üç tane meslek hastalığı hastanesi olması sizce yeterli mi?
Sondan başlayayım; yeterli değil. Yıllardır istediğimiz bir şey vardı; devlet hastanelerinin meslek hastalıkları konusunda yetkili kılınması. Şimdi bu çalışma başladı. İnsanlar artık üç tane hastaneye mahkum değil. Devlet, üniversite ve araştırma hastaneleri bu konuda yetkili kılındı, bu güzel bir gelişme. 80 küsur hastaneye tekabül ediyor.
Meslek hastalığı teşhisi konulmasında ise ihmalkar davranılıyor. Doktorun ilaç yazıp, bir başka teşhis yaparak hastayı göndermesi sürekli yaşanıyor. Bir başka tespitimiz ise çalışanlar da meslek hastalığı teşhisi konulmasını istemiyorlar. Çürüğe çıkmak istemiyorlar çünkü işveren hasta işçi çalıştırmak istemiyor! Zonguldak’ta müfettiş olarak çalıştığım yıllarda, 1986 yılında laboratuvar kurduk; işçilerin çalışma ortamlarında kişileri muayene edelim, dedik. 1987 yılında bir heyet ölçüme geldi, o yıl Zonguldak’ta 35 bin işçi vardı. 10 bin kişinin dahi ölçümünü yaptıramadık çünkü kimse ölçüm yapmaya, muayeneye gitmiyordu. Zira yeraltında çalışan bir adam, eğer “yeraltında çalışamaz” raporu alırsa, yer üstünde daha düşük ücrete çalışmak zorunda kalacak. Vergiden muaf çalışıyor yeraltında, yerüstünde ise ücreti düşecek. Primden mahrum kalacak. Dolayısıyla maaşının düşmemesi için vardiya sonunda işveren ölçüm yerine yönlendirirken, çalışanlar bir yolunu bulup evlerine gidiyorlardı. Başarılı olamadık. 7 sene sonra o laboratuvarı kapattık. Bütün bu saydığımız faktörler bizim gerçek iş kazası sayısına ulaşmamıza engel oluyor. Bugün kayıtlı 10 milyon insan çalışıyorsa bizim en az 4 bin insanı meslek hastalığı tanısı konulmuş görmemiz gerekiyor.

Meslek hastalıkları ile ilgili verilerin geç yayınlaması sizin çalışmalarını aksatmıyor mu?
SGK verileri çok geç yayınlıyor; 3 yıl sonra. Örneğin 2009’un verileri bu yılın Eylül ayında yayınlanabilecek. Bu dünya için de geçerli, biz ILO’nun 2005-2007 verilerini kullanıyoruz maalesef. Bu yıl sonunda verileri yenileyeceklerini söylediler. Kurumlar veriyi toplarken senenin bitmesini bekliyor. İlgili kurumlara yönlendiriyorlar, onlar diğer bütün verilerin gelmesini bekliyor. Yayın haline gelmesi için de en az 6 ay geçiyor, toplam en az 2 buçuk yılda veriler yayınlanabiliyor. 2009’un verileri bütün dünyada bu aylarda yayınlanabilir hale geliyor. O yüzden biz de yakın zamanı inceleyemiyoruz. 6 ay ya da bir yıl geriye gidip ‘2010 Temmuz’undan bugüne ne oldu’, diyemiyoruz. 2013’ten sonra elimizdeki veriler gerçekçi olacak ve dünya ile uyumlu hale gelecek.

Bu konuda düzenleme yapacak mısınız?
Elektronik ortamda bildirimler bundan sonra alınacak ve tahminime göre 3 sene beklemek zorunda kalmayacağız. Çünkü işyeri “online” giriş yapacak, bilgiler SGK’nın eline hemen geçecek. Postadan gelmedi gibi bir durum olmayacak. Kurum işyerlerini takip edebiliyor, genel müdürlüğümüz de sisteme entegre olacak. İş kazalarının yoğunlaştığını tespit ettiğimiz bir bölgeye biz de el atarak sorunları çözeceğiz. Umuyoruz bu iş kazalarının önlenmesinde çok önemli bir adım olacak.
Yeni kanun tasarımızda yer alan bir maddeye göre, sağlık kurulları kendilerine gelen iş kazaları ve meslek hastalıklarını 10 gün içerisinde Çalışma Bakanlığı’na bildirecek. İşveren özel bir hastaneye götürüyor, tedavi ettiriyor ve kayıtlara girmiyordu. Bütün sağlık kuruluşları buna tabidir. Peki hastane bildirmezse ne olacak? İşçi tazminat davası açabilir ya da şikayet kurumu şikayet edebilir. O zaman o kurum cezalandırılacak.


50 BİN MESLEK HASTALIĞI DOSYASI!

Hazırladığınız raporda 2008 yılında kayıtlı yalnızca 539 meslek hastalığı tespit edildiği belirtiyorsunuz. Rakamların gerçeği yansıtıyor mu?
539 meslek hastasının 400 tanesi Zonguldak’tan gelen maden işçileridir. Diğer 139 tanesi ise de çeşitli işkollarından işçiler. Teşhisi konulmuş, raporu verilmiş ve maaş bağlanmış kişiler. Bu da ayrı bir problem; istatistiklere ulaşmakta sıkıntımız var. Meslek hastalığı teşhisi ile ilgili şu anda 40 veya 50 bin dosya var. Ama bu dosyalar Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Sağlık Kurulu tarafından netleştirene kadar bekletiliyor. SGK Sağlık Kurulu işyeri ortamını inceletecek, ifadeleri alacak, müfettiş raporu gelecek, hastane raporlarını inceleyecek ve ondan sonra “evet bu işçi meslek hastası” diyecek. On binlerce dosya bekliyor. Niye? Bu ön şartlar yerine gelmediği için. Bu 539 rakamı meslek hastasına tekabül etmiyor. Meslek hastalığı maaşı bağlanmış 539 kişi. Artık böyle söyleyeceğiz. 2008 yılında 539 kişi meslek hastalığına yakalanmış. Belki de bu dosyalar 2005’in sonuçlarıdır. 2008 yılında Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Genel Müdürü ziyaretimize geldi. Kendisine 40 dolayında şikayet geldiğini belirtti. İşçi bir hastaneye gidiyor, “meslek hastası değilsin” deniyor, bir başka hastaneye gidiyor meslek hastalığı tanısı konuyor. Bu şikayetlerden meslek hastalığı kabul edilen 539 kişi kayıtlara geçiyor. Sonuçlanmayan belki 50 bin kişi. SGK’nın bunu hızlandırması gerekiyor bir şekilde. Ya kural değiştirecek, ya işlemleri değiştirecek. Bir şekilde bu işi düzenleyecek. Yoksa 2005’in verileri 2008’e bağlanmış. Kaç kişi, 539!


Haluk Seçkin Başçıl - Kısa Kronolojik Hatırlatmalar

MÜDAHALECİ KAPİTALİST DÖNEM-1

*1900 Mart; günlük çalışma süresinin 1902 yılından itibaren 10 buçuk saatle, 1904 yılından sonra da 10 saatle sınırlandırılmasına ilişkin yasal düzenleme... Kadın ve çocuk işçilerde ise günlük çalışma süresinin 10 saat ile sınırlandırılmasına ilişkin düzenleme...
*1901 Ağustos; ‘Birinci Uluslararası İşçi Sendika’sının Kopenhag toplantısı...
*1901; İşçilerin Hukuki Korunması Uluslararası Derneği’nin kuruluşu...
*1903 Temmuz; tüm endüstriyel üretim yapan işyerlerinde iş hijyeni ve iş güvenliğine ilişkin yasal düzenlemenin çıkarılması... işverenlerin yasaya uymayı reddetmeleri, işçileri işten çıkararak evde iş yapanların işe alınması girişimleri ve bu politikalara karşı 800 bin işçinin eylemi...
*1903 Ekim; 40 bin tekstil işçisinin greve gitmesi...
*1905 Haziran; maden işçilerinin günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesine ilişkin kanuni düzenleme...
*1906 Şubat; işçilerin emekliliklerine ilişkin yasal düzenleme...
*1 Mayıs 1906; günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesine ilişkin gösteri ve şiddet olayları... Hükümetin olağanüstü hal ilanı...
*1906 Temmuz; işçilerin haftada 24 saatlik dinlenmesine ve Pazar gününün de resmi dinlenme günü olmasına ilişkin yasal düzenleme...
*1906 Kasım; çalışma bakanlığının oluşturulması...
*1909 Kasım; doğum yapan kadınların işlerini kaybetmemeleri için iş güvencesinin sağlanmasına ilişkin yasal düzenleme...
*1910 Aralık; iş kanununun oluşturulması...
*1912 Aralık; İşçi Sendikaları Konfederasyonu CGT’nin yaklaşan savaşa karşı genel greve gitmesi...
*1916 Kasım; silah fabrikalarında çalışan işçilerin ücretlerinin düşürülmesine karşı işçilerin ilk grev girişimleri...
*1917 Ekim; Rus Devrimi ve sosyalist bir devletin ortaya çıkışı...
*1918 Aralık; en büyük işçi sendikaları konfederasyonu CGT’nin minimum programını ilan etmesi: programda günlük çalışma süresinin 8 saat olarak belirlenmesi, ülkenin dışarıda kaynak arayışını bırakarak kendi kaynaklarına yönelmesi vb ilanı...
*1919 Nasyonal sosyalist (faşist) hareketlerin ortaya çıkışı...

(YARIN: İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin özelleştirilmesi felakete yol açacak! Dr. Sedat Abbasoğlu ile röportajın ilk bölümü)

evrensel.net

ÖNCEKİ HABER

Polis şiddeti bu hale getirdi

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu, CHP Parti Meclisi toplantısı öncesinde konuştu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa