Avrupa Birliği ve "kazın ayağı"

Avrupa Birliği ve "kazın ayağı"

AB üzerine yazılanlar tam evlere şenlik dedirtecek türden. Öyle anlatılıyor, öyle sunuluyor ki halkın 'Ah şu AB'ye bir girsek de şu dertlerden kurtulsak' demesi isteniyor.

Avrupa Birliği ve "kazın ayağı"
Hasan Durmaz
Son dönemlerde bütün gazetelerin haberleri ağırlıklı olarak bir konuyu işlemekte, sanki bir merkezden koordine edilen haberler AB'ye girildiğinde halkın durumundaki deişikliği abartılı bir olumlamayla sunmaktadır. Avrupa Birliği (AB)'ne girelim-girmeyelim tartışmaları artık burjuva cepheden sonuçlanmış durumda. Tüm burjuva çevreler artık AB hayaliyle yatıp AB hayaliyle kalkmaktadır.
Olası bir AB karşıtı muhalefetin güçlenmesini engellemek içinde yıllardan beri AB'ye girmekle emekçilerin yaşamlarından olumlu değişiklerin olacağı, birer Avrupa ülkesi olarak Türkiye halkının refah seviyesinin ve her alanda yaşam standartlarının artacağının propagandası yıllardır emekçi halka pompalanmakta. Yapılan bu propaganda bombardımanının soncunda emekçi halkın bilincinde önemli ölçüde bir bilinç çarpıtması yaratmış durumdadırlar.
Türkiye gericiliğinin önümüzdeki yıllar politikalarını belirleyecek olan alan AB ve bu birlik içerisindeki ABD planları yine bir gericilik olarak kendi çıkar ve politikaları olacaktır. Hiç kimse AB'ye girmekle emekçiler açısından her şeyin günlük gülistanlık olacağını zannetmesin. Böyle bir şey AB ülkelerindeki uygulamalara ve ülkenin içerisinde olduğu duruma baktığımızda mümkün görünmemektedir.
Gümrük Birliği'ne girişte de hemen hemen tüm bu burjuva çevreler tarafından GB'nin halkın yaşamında yol açacağı olumlu uygulamalarından bahsediyordu. Peki GB'ye tam girdik de ne oldu, emekçilerin yaşamında ne değişti? GB ile uluslararası kapitalizmle entegrasyonun önündeki engeller biraz daha kalktı, işbirlikçilerin ulusararası tekellerle daha rahat alışveriş yapmaları sağlandı. Yerli sanayinin uluslararası sanayi karşısında zorlanmasının bir sonucu olarak zaten yok olmaya yüz tutmuş yerli sanayinin hızla erimesine piyasanın her alanda esnekleştirilmesine, esnek çalışmanın işyerlerinde hayat bulmasına, işçi ücretlerinin ve işçi sayısının istenildiği gibi belirlenmesine, dolayısıyla sendikal örgütlülüğe ve işçilerin sosyal kazanımlarına dönük saldırıların artmasına vs. neden oldu.
Yine bu dönem sendika bürokratlarının yaptığı -bugünde benzer bir propagandanın içerisindeler- ''İşçi ücretleri yükselecek çünkü, kârları yükselen patronların bu kârlarından bir bölümünü sınıfa yansıtacağı" türündeki düşüncelerinin boş birer hayal olduğunu bugün daha iyi görüyoruz.
AB üzerine yazılanlar tam evlere şenlik dedirtecek türden. Öyle anlatılıyor, öyle sunuluyor ki halkın 'Ah şu AB'ye bir girsek de şu dertlerden kurtulsak' demesi isteniyor. Genel olarak burjuva, küçük burjuva aydın çevrelerinde bu durum kabul olmuş görünmekte. Onların korkusu AB'nin Türkiye'yi kabul etmemesidir, 'Ya AB'ye giremezsek ne olacak bu memleketin hali' bu kesimlerin ruh halinin en özlü ifadesidir.
AB öyle sunulmakta öyle anlatılmakta ki sanki bir cennet. Dertlerimizden kurtulacağımız sihirli bir mekân. Gerçekten böyle midir AB ülkeleri? Buralarda yaşayan emekçilerin bir eli yağda bir eli balda mı? Hayır, bizim gibi ülkelerde 'yapısal uyum reformları, yeniden yapılanma' olarak gündeme sürülen saldırı programları bu ülkelerde 'global ekonominin gereği ve zorunluluğu' adı ile emekçilere dayatılmakta ve yine bizde olduğu gibi emekçilerden sürekli fedakârlık istenmektedir. Özelleştirme ve kitlesel işten atmalar bu ülke emekçilerinin hâlâ birinci dereceden gündemidir.
Almanya'dan Fransa'ya, İtalya'dan İngiltereye, Danimarka'dan Belçika'ya kadar tüm AB ülkelerinde bütçe açığı her gün büyümekte, her yıl yapılan bütçe tahminleri tutturulamamakta, açığın büyümesi bu ülke burjuvalarının gözlerini emekçilerin kazanılmış haklarına dikmelerine neden olmaktadır. Milyonlarca işsize iş bulma adı altında emekçilere esnek çalışma dayatılmakta, bunun sonucu emekçilerin kazanılmış haklarına göz dikilmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda Floransa'da yapılan AB zirvesinde işsizliğe karşı esnek çalışmanın altı bir daha çizildi. Emekçilerin sosyal haklarını gasp etmek için bir dizi kararlar alındı. Ve bu kararlar üye ülke emekçilerine dayatıldı. İşçiler ve emekçiler asgari ücretin ortadan kaldırılması, iş saatlerinin esnekleştirilmesi mesai ve izinlerin keyfileştirilmesi, sendikal örgütlülğün ve birtakım sendikal hakların budanması gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Bu saldırılar hâlâ devam etmektedir.
www.evrensel.net