Yardımlar bilerek denetlenmiyor

Yardımlar bilerek denetlenmiyor

İSMMMO Başkanı Arıkan, yapılan yardımların denetlenmemesinin, ülkenin denetimden uzak tutulan genel yapısıyla özdeş olduğuna dikkat çekiyor.

Yardımlar bilerek denetlenmiyor
Ebru Ilgaz
Marmara'yı sarsan büyük deprem sonrası açılan 'bağış kampanyaları' aracılığıyla toplanan yüksek miktarlardaki paranın ne kadar olduğu, nerelere aktarıldığı, denetiminin kimler tarafından yapıldığı konusunda sağlıklı bir açıklama yapılmıyor. Başta depremzedeler olmak üzere toplum; "Peki devlet, depremzedenin yarasını sarmak ve bölgenin yeniden imarına yardımcı olmak için topladını söylediği yardımların akıbeti hakkında neden bir açıklama yapmıyor. Şu ana kadar toplanan trilyonlarla sarılacağı söylenen yaralar neden sarılmıyor?" sorularını soruyor.
Konuyla ilgili görüştüğümüz İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) Başkanı Yahya Arıkan, deprem bölgesine yapılan yardımların denetlenmemesinin, ülkenin denetimden uzak tutulan genel yapısıyla özdeş olduğuna dikkat çekiyor. Arıkan, denetimsizliğin 'toplanan yardımlardan nasıl rant elde edeceğinin hesabını yapanların' ve bütçedeki açığı kapatmaya çalışan politikacıların işine geldiğini ifade ediyor. Arıkan, şöyle konuşuyor: "Sistem denetime alışık değil. Dolayısıyla deprem yardımların yerine ulaşıp ulaşmadığı konusunda bilgi vermeye kimse yanaşmayacaktır."
İSMMMO depremden sonra bölgeye yapılan yardımların denetimini yapmayı talep etmişti. Bu talebinize bir cevap verilmedi. Yardımların şeffaflaştırılması, denetimlerin sağlıklı bir şekilde yapılıp kamu vicdanının rahatlatılması neden engelleniyor?
Denetim konusu Türkiye'nin en önemli sorunları arasında geliyor. Denetimin sadece mali konularda değil, hayatın diğer alanlarında da gerçekleşmesi gerekiyor. 17 Ağustos depreminde çok büyük kayıpların meydana gelme nedeni de yapılarda denetim mekanizmasının olmamasından kaynaklanıyordu. Denetimin zayıflığı Türkiye'nin genel ekonomik yapısıyla da bağlantılı. Türkiye'de 1998 yılında ilk kez vergi yasaları tartışılmaya başlandı. Özellikle 469 sayılı yasanın bel kemiği olan 'harcama ve zorunlu tasarrufların kaynağını sorma' olgusu çok önemliydi. Ama menfaat grupları bu uygulamayı hep ertelettiler. Türkiye burada kamu vicdanında rahatsızlık yaratan bir uygulamanın sona ermesini kaçırmış oldu. Cebine 2 milyon doları koyan villa satın almaya, 300 milyon doları koyan banka satın aldı. Ama bunun kaynağının izahı istenmedi. Belli menfaat gruplarına taviz verildi. Siz ekonominin genel boyutunda sistemi kurmamışsanız, denetime yetki vermemişseniz elbette depremde yapılan bağışların nereye harcandığı, doğru harcanıp harcanmadığı konusunda boşluklar meydana geliyor. Bu anlamda Türkiye'de hiç kimse bir denetim olgusundan yana olmuyor. Biz deprem bölgesine yapılan yardımların ücretsiz olarak denetimini yapacağımızı defalarca dile getirmemize rağmen buna kimse yanaşmadı. Herkes bir fırsatçılık ortamında toplanan yardımlardan nasıl rant elde edeceğinin hesabını yapıyor. Prefabrik konutların yapılıp yapılmaması uzun süre tartışıldı. Bu yapılar kimlere yaptırılıyor, kim menfaat elde ediyor bunlar kamu vicdanında sorular olarak önümüze geliyor. Bugüne kadar kimse İSMMMO'nun kapısını çalmadı. Yardımların ne olduğu konusu, kamu vicdanında soru olarak kalmaya devam edecektir.
Sözünü ettiğiniz mekanizmanın eksikliğinden dolayı, kamu yardımlarının nereye gittiğini merak ediyor. Yardımların bir kısmıyla memur maaşlarının ödendiği söyleniyor. Sizce yardımlar nerelere aktarıldı?
Hükümete ülkeyi yönetme yetkisi verilmiş. Ülke bütçeyle yönetilecek. Bakıyoruz bütçede bir sürü açık var. 2000 yılı bütçesinde 46.9 katrilyon lira gider, 14.3 katrilyon ise açık var. Giderlerin de yaklaşık 25.8 katrilyonu faize ödeniyor. Ülkenin yönetimini üstlenenler ne yapacak? Eline geçen her türlü fırsatı bütçe açıklarını gidermek için değerlendirecek. Bir ara işçi, memur fonları vardı, o zamanlar yaptığımız araştırmalarda bu fonların hiçbirinin amacına yönelik kullanılmadığını, belli kesimlere kredi olarak verildiğini gördük. Dolayısıyla depremle ilgili toplanan bağışların, devlet kasasına giren rakamların memur maaş ödemelerinde kullanılması çok doğal. Bütçe ortada, açık ortada. Vergilere sağlıklı gitmiyorsunuz. Beyanname kapsamını daraltıyorsunuz, vergi tabanını genişletmiyorsunuz, tek vergi sistemini hayata geçirmiyorsunuz. Ondan sonra yapacağınız şey; ya ek vergiler almak ya da vergi iadesi sistemini ortadan kaldırmak olacak. Bu şekilde bütçe açıklarını kapatmaya çalışacaksınız. Siyasi iktidarlar oy kaygısıyla hareket etmiyor olsalar, ciddi olarak üstüne gitmiş olsalar sorunu çözüme kavuşturacaklar. Artık yapılan bağışların nereye gittiği konusu unutturuluyor. Gündem değişiyor. Bütçe konusu geliyor. Ek vergiler konusu tartışılıyor. Bu gündemi saptırmak demektir.
Bu durumda bölgedeki yeniden yapılandırma hangi kaynaklarla sağlanacak?
Kaynakla ilgili şu anda çok önemli bir konu var. Bankalar bir logo oluşturmaya çalışıyorlar. Hükümet, ücretlilerin ödedikleri 300 trilyonluk vergi iadesini devre dışı bırakmak yerine 1999 bütçesinde ertelenen, bankaların portvirinde bulunan menkul sermaye 'iratlarının', bankaların portvirinde bulunan hisse senedi, tahvil vb. kıymetlerin değerlendirilmesiyle ilgili işlemi yürürlüğe koymalı. Vergi Usul Kanunu 379. maddesine göre bankaların bu kıymetleri değerlendirmesi gerekiyor. Değerlendirmeden kasıt, bankanın bir gelir elde etmesi ve bunun karşılığını devlete ödemesidir. Bunu 1999 yılında ertelettiler, bu dönem ertelemezlerse devletin buradan elde edeceği kaynak tam 1.5 katrilyondur. Bunu ön plana çıkarmak lazım. Özellikle bazı medya grupları bu konuyu örtbas etmeye çalışıyor. Bu çok ciddi bir kaynaktır. Bankalara peşkeş çekilmemesi gerekiyor. Siz bugün çalışandan, serbest meslek erbabından vergiyi tahsil ediyorsunuz, ama bankaların trilyonlarca kârını görüyorsunuz, bir şey yapmıyorsunuz. Görüldüğü gibi denetim olgusu genelden ayırt edilemez. Mevcut vergi mükellefleri sadece yüzde 2-3 oranında denetleniyor. Bölgenin yeniden yapılandırılması için öncelikle bir planlamanın yapılması gerekiyor. Geçmişten pay çıkararak nasıl bir yapılanmaya gidileceğinin adının konması gerekiyor.
Bunun adını koymadan kaynak aktarmak boşuna gider. Bu anlamda bu işin muhataplarıyla bir uzlaşma sağlanması gerekiyor. İşin muhatapları; belediyeler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşlarıdır. Bunlarla bağlantı kurulmadan yapılacak işlerin bir anlamı yoktur. Yapılan bağışlar illerde oluşturulan koordinasyon kurullarınca denetlenmeli, doğru harcanıp harcanmadığı konusunda şeffaf davranılması gerekiyor. Aksi halde kamu vicdanı rahat etmeyecektir.
www.evrensel.net