Sancılı Rusya ziyareti başladı

Sancılı Rusya ziyareti başladı

Başbakan Ecevit'in 'kritik' Rusya gezisi başladı. Moskova'da temaslarda bulunan Başbakan, gezisinin en önemli iki gündeminde de sıkıntılı.

Ecevit'in sancılı Rusya ziyareti
Başbakan Bülent Ecevit, oldukça sancılı geçeceği tahmin edilen ve günlerce öncesinden tartışılmaya başlanan Moskova gezisine dün başladı. Yarın sona erecek ziyaretin ana gündemleri ise, "terörle mücadele" konusunda işbirliği ve Mavi Akım Doğalgaz Projesi. Ecevit hükümetinin, her iki konuda da oldukça "sıkıntılı" olduğu, ziyaret öncesinde basına verilen "yuvarlak" demeçlerden belli oluyor.
Kendisi için "ikinci bir Afganistan" olan 1994-96 Çeçenya yenilgisinin ardından kendini toparlayan Rusya, Çeçenya'nın önemli bir bölümünü askeri denetim altına almış, başkent Grozni kapılarına dayanmış durumda. Yugoslavya topraklarına yönelik ABD-NATO saldırısına göz yummak durumunda kalan Devlet Başkanı Boris Yeltsin, şimdi aynı tavrı Batılı emperyalistlerden ve Türkiye'den bekliyor. ABD ve Avrupa'dan gelen tepkilere bakılırsa, beklentileri boşa çıkmayacak. Kosova'yı parçalayıp denetimleri altına almak için Sırp ordusunun Arnavut azınlığa karşı yürüttüğü baskıcı politikayı malzeme yapan bu ülkeler, Çeçenya'dan gelen katliam görüntüleri karşısında seslerini çıkarmıyorlar. Onlar için, yakılıp yıkılan köyler ve öldürülen insanlar, tıpkı NATO'nun hava saldırılarında olduğu gibi, "ikincil zayiat". Batılı emperyalistler, en azından bir süre için, Rusya'nın Çeçenya saldırısı karşısında cılız tepkilerle yetinecek. Rusya, Çeçenya diplomasisini, bu tepkilerin cılız kalmasını sağlamaya odaklamış bulunuyor.
Kontra diplomasisi
Bu noktada, Türkiye'nin alacağı tavır Rusya için önemli. Her şeyden önce, Türkiye, Çeçenya'daki hükümetle kimi zaman el altından, kimi zaman ise açıktan yürütülen ilişkilere sahip bulunuyor. Üstelik '94-96 savaşında Çeçenya'ya verdiği destek nedeniyle, Rusya için "sabıkalı" ülke. Hatırlanırsa, bu dönemde MHP, BBP ve RP'ye yakın gerici-faşist örgütler, Çeçenya'ya bölük bölük "mücahit" göndermiş, parasının nerelere gittiği hâlâ belli olmayan "yardım" kampanyalarıyla siyasi rant avlamışlardı. Bunların devlet rızası olmadan gerçekleşemeyeceğini Rusya da biliyordu. Bardağı taşıran son damla, bir grup "mücahit"in Avrasya Feribotu'nu kaçırması oldu. Bir kontrgerilla operasyonunun ipuçlarını taşıyan bu olay, Rusya'yı da "bazı tedbirler" almaya itti. Bu tepkiyi iyi değerlendiren PKK de, Rusya topraklarında yoğun bir örgütlenme içine girdi.
'Kardeş'ler malzeme oldu
Türkiye, Rusya'dan çekinmesi nedeniyle Çeçenya'nın bağımsızlığını "açıkça" desteklemese de, sorunu gerektiğinde iç politika malzemesi yapmaktan çekinmiyor. Bugün Meclis'te olan partilerin hepsi, zaman zaman, Çeçenleri "kardeş halk" ilan ederek Kafkasya'da dökülen kanı oya tahvil etmeye girişmişti. Çeçen halkının çektikleri üzerinden yapılan bu sömürü Ecevit'in DSP'si için "Kafkasya ve Türki cumhuriyetlerle ilişkilerin geliştirilmesi", MHP ve ANAP için ise "Müslüman Çeçenlere destek" propagandasına malzeme olageldi. Şimdi ise Rusya, Ecevit'ten, Türkiye'nin Çeçenya sorununa karışmayacağını ilan etmesini istiyor.
Ecevit 'hizaya geliyor'!
Ecevit'in dün sabah yola çıkmadan önce yaptığı açıklama, bu "hizaya gelme"nin ilk işaretleri. Başbakan, İzvestiya gazetesine verdiği demeçte "Rusya'nın içişlerine karışmak istemediklerini, bu sorunun barışçı yollarla çözümleneceğine inandığını" söylüyor. Rus gazetesine bunları söyleyen Ecevit, "kamuoyu"nu düşündüğünden olsa gerek, Esenboğa'da bu sözlerine ek yapma ihtiyacı hissediyor: "Son hafalarda sivil halka da zarar verilmesi bizi insani açıdan çok kaygılandırmaktadır. Bu yüzden Türkiye yeni bir göç sorunuyla karşı karşıya kalmak üzeredir." Görülüyor ki, Rusya'nın elindeki kartlar karşısında Türk hükümetinin Çeçenya ile ilgili duyduğu tek kaygı, "göçmen sorunu"na indirgenmiş bulunuyor!
'İnce' bağlantılar
Ecevit'in ağzından dile getirilen bu "devlet tavrı", tepkilere yol açmadı değil. Çeçenya sorununu hükümete karşı bir malzeme olarak kullanmak isteyen Fazilet Partisi, TBMM Başkanlığı'na genel görüşme açılması için bir teklif verdi. Teklifte, "Ecevit'in Rusya'ya gitmesi Çeçenya'daki Rus katliamının zımnen onaylanmasıdır" deniliyordu. Dini siyasetlerine alet eden basın-yayın organları da, bir süredir aynı çizgide bir yayın tutturmuş bulunuyor. Ecevit'in gezisi, bunların gündemine, uzun bir zamandan sonra, "türban"ın ardından "Çeçenya"yı da getirdi! Ecevit hükümetinin işbaşına gelmesinden bu yana "MHP tabanına şirin görünüp MHP yönetimini suçlama" gibi "köylü kurnazı" bir hatta ilerleyen ama -doğal olarak- pek başarılı olamayan siyasal İslamcılar, suçlamalarını yoğunlaştırmış durumda. Örneğin, Abdurrahman Dilipak, çok "ince" bir bağlantı keşfetmiş olmanın heyecanıyla sesleniyor: "Bu anlaşma bana, Erbakan zamanında yapılan İsrail'e karşı savunma işbirliği anlaşmasını hatırlatıyor. Gülme komşuna gelir başına derler ya, şimdi de MHP için aynı durum söz konusu."
Sürprizlere açık gezi
Çeçenya ve Mavi Akım projesi konusunda Moskova'da alınacak tavır belki hükümetin kendisi tarafından bile bilinmiyor olabilir, yani Ecevit'in gezisi "sürprizlere açık" bir gezi. Ecevit'in, Rusya'nın Çeçenya operasyonlarına ses çıkartmayacağını garanti etmesi karşılığında elde edeceği "siyasal" karşılık, en fazla, Rus hükümetinin PKK varlığına karşı "hoşgörüsünü yitirmesi" olacak. Gelinen noktada, bunun da pek bir anlam ifade etmediği açık. Ama böylesi bir durumda, burjuva medyanın "PKK'ye karşı vurulan yeni darbe" üzerinden hükümeti övmeye girişeceği söylenebilir.
SSCB'nin dağılmasından sonra, başta Demirel olmak üzere birçok devlet yetkilisi tarafından dile getirilen "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne Türk dünyasını kucaklayacağız" propagandası; Demirel, Çiller ve Yılmaz'ın ardından, bir de Ecevit'in ağzından iflasını ilan edecek gibi görünüyor. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


İşkence gören gençlere de 80 yıl hapis
6 Mart 1999'da evlerine yapılan baskınlarda gözaltına alınan ve tutuklu yargılanan 7 gence Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından toplam 80 yıl hapis cezası verildi. Gözaltında coplu tecavüz ve işkenceye maruz kalan 15 yaşındaki N.C.S. ve 18 yaşındaki Fatma Deniz Polattaş'a işkence yapıldığı yönündeki raporların dikkate bile alınmadığı mahkeme sonrasında, N.C.S.'nin babası bu davayı 2. Manisa davası olarak değerlendirdi ve iç hukukta sonuç alamazlarsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuracaklarını söyledi.
Doktorlardan sahte rapor
Tutuklu olarak yargılanan ve halen Adana Kürkçüler Cezaevi'nde bulunan N.C.S. ve Fatma Deniz Polattaş ile beş gencin yargılandığı mahkemeye Adana Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde devam edildi. N.C.S. ve Fatma Deniz Polattaş'ın İskenderun Emniyet Müdürlüğü'nde bulundukları sürede cinsel taciz, coplu tecavüz, kaba dayak, soğuk su uygulaması, çıplak bırakma, annelerine yönelik tecavüz tehdidi, ölüm tehdidi ve düz askıya maruz bırakıldıklarını söyledikleri duruşmada TTB'nin değil Adli Tıp doktorlarının verdiği sahte raporlar dikkate alındı. İşkence gören N.C.S.'ye İskenderun'da görevli olan doktorlar E.B., S.S., B.İ.K. ve A.A. sahte rapor vererek işkence ve tecavüz olmadığını söylediler. İskenderun Doğumevi Hastahanesi Başhekimi Dr. Tayfur Saygılı'nın sanıkların muayeneyi reddttiğini söylediği raporda F. Deniz Polattaş'a yapılan tecavüzün üzeri ise yine Dr. A.A. ve Dr. B.İ.K. darp izire rastlanılmadı ifadeleri ile örtüldü.
Polattaş tecavüzü anlattı
Kızına işkence yapılmadığı yönünde rapor verilen N.C.S.'nin babası Temim Salmanoğlu'nun başvurusu üzerine TTB Merkez Konseyi iki genç kızı muayene ederek bir rapor hazırladı. Raporda "Var olan rahatsızlık yönüyle oluşan bulgulara dikkat çekildi ve 'işkence yapılmış olabilir' denildi.
Polattaş mahkemede kendisine yapılan işkence ve tacizi şu sözlerle anlattı: "Emniyete girer girmez gözlerime kapadılar ve küçük bir odaya aldılar. Bir süre sonra pantolonumu çıkarmamı istediler. Korkudan çıkarttım. Bir süre sonra bir polis öne doğru eğilmemi istedi. Ardımdan makatıma bir şey soktu. Uzun tırtıllı bir şey, sopa gibi bir şey. O sırada kanama oldu, iki büklüm oldum. Onlar ise sopalarla vurarak, dik dur diyorlardı." NCS'nin babası Temim Salmanoğlu da duruşma sonrasında yaptığı açıklamada iç hukukta sonuç alamadıkları takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gideceklerini açıkladı. Yapılan mahkemede geçlere verilen cezalar ise şöyle: Mehmet Şirin Kaplan ve Müslüm Doğan 3 yıl 9 ay, 15 yaşındaki N.C.S. 12 yıl 13 gün, Abdulcabbar Karabey, Özgür Yaşar ve 18 yaşındaki Fatma Deniz Polattaş 12 yıl 6'şar ay, Yusuf Öntaş ise 16 yıl 8 ay hapis cezası aldı.
www.evrensel.net