'Susurluk bütün alanlarda yaşıyor'

TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Üyesi Fikri Sağlar, Susurluk'un bürokrasiden emniyet güçleri ve yargıya, gümrükten, Sağlık Bakanlığı'na kadar akla gelebilecek her kurumda varlığını sürdürdüğünü söyledi.

'Susurluk bütün alanlarda yaşıyor'
Barış Erbektaş
Susurluk'ta 3 Kasım 1996'da meydana gelen kazada ortaya çıkan fotoğraf, aradan üç yıl geçmesine rağmen halen aydınlatılmadı. TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Üyesi ve İçel eski Milletvekili Fikri Sağlar, Susurluk düzenine kalkan olan siyasetçilerin, bürokratların olduğuna dikkat çekti. Sağlar, 3 Kasım 1996'dan bugüne kadar kod adı Susurluk diye kabul edilen bu düzenin Türkiye'de yaşayan tüm insanlar tarafından görülmesinin en büyük gelişme olduğunu kaydetti. Susurluk'un bürokraside, emniyet güçleri arasında, yargıda, gümrükte, Sağlık Bakanlığı'nda aklınıza gelebilecek her kurumda varlığını sürdürdüğünü belirten Sağlar, bu düzenden kurtulmanın yolunun tam demokrasiden geçtiğini ifade etti. Fikri Sağlar, "Susurluk'tan bugüne nelerin yaşandığını?", "Çetelerin içyüzünü" ve "Erol Evcil'in yakalanmasının Susurluk'un açığa çıkarılmasındaki etkisini" gazetemize anlattı.
Susurluk'tan bugüne ne değişti?
- 3 Kasım 1996'dan bugüne Türkiye'deki var olan kazanım ne diye sorulduğunda cevap Susurluk düzeninin olduğunun ortaya çıkmasıdır. Bu düzeni yaratanlar, devletin içine sızanlar, siyasetçi, bürokrat, mafya, gladio, tarikat işbirliği ile Türkiye'yi hukuk devleti olmaktan çıkarmış, demokratik cumhuriyetin temel taşlarını ellerine geçirmiş ve devleti kendi çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Faili meçhul cinayetler, karapara, karaparanın doğmasına neden olan uyuşturucu, silah kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi konular, bu düzenin yarattığı olaylardır. Susurluk düzeni, kendisini koruyacak tüm mekanizmaları, kalkanları da oluşturmuştur. Bu kalkanda siyasetçiler, bürokratlar da vardır. Dolayısıyla bugüne kadar kod adı Susurluk diye kabul edilen bu düzen Türkiye'de yaşayan tüm insanlar tarafından görülmüştür. En büyük gelişme budur.
Peki bu düzen devam mı eder?
- Susurluk düzeninden kurtulmanın yolu tam demokrasiyi kurmakla mümkündür. Bunu yaparken yürütmenin yasama ve yargı üzerindeki baskısını da kaldıracaksınız. 'Devlet sırrı' kapsamını da daraltmış, değiştirmiş; yaşama hakkını, bireyin bilgi edinme hakkını, bireyin sorgulama hakkını vermiş olacaksınız. Bireyin düşünmesine ve ifade etmesine izin vereceksiniz. Ancak böyle kurtulur. Bunlar yapılmaz ise ülkedeki var olan düzen kendini korumak adına siyasi erki zayıf tutarak, yurttaşın gelişmesini, sorgulamasını, algılamasını yok edecek cidi bir sömürü oluşumunu gerçekleştirir. Siyasetçiler, bürokratlar, mafya, işadamları... Bu düzeni yaratanlar ve bu düzenden yaratılanlar kendi yaşantılarını olduğu gibi sürdüreceklerdir. Bunu önlemek uzun vadeli bir iş. Bilinen fotoğraftaki isimlerin cezalandırılması da bunun başlangıcı olmalıdır. Biz sadece bir fotoğraf gördük ancak öyle bir noktadasınız ki bin operasyon yapan ve bunu yaptığını açıklıkla söyleyen Mehmet Ağar'ın dokunulmazlığı bizim zorlamamız ile kaldırıldı. Ama Ağar'ı yargılayacak mahkeme bulunamadı. Çünkü düzen ona uygun bir düzen.
Susurluk 1996'da mı başladı?
- Daha geriye gitmek gerekir. 1950'lerde NATO'ya girmekle birlikte Türkiye ilk defa resmi en büyük yasadışı örgütünü kurdu. Gladio, kontrgerilla ne derseniz deyin o örgütlenme biçimi, Türkiye'nin içerisinde yönetimi ele geçirenlerin istedikleri şekillenmede bir şiddet gücü olarak kullanılmıştır. 12 Mart'a, 12 Eylül'e geliş, bu gücün değişik anlayışlarla sergilenmesinden kaynaklanıyor. Bunlar bürokraside, emniyet güçleri arasında, yargıda, gümrükte, Sağlık Bakanlığı'nda aklınıza gelebilecek her kurumda var. Bu bir yapı. Devletin 'menfaatleri' için oluşturulmuş olan örgütler, kurumlar daha sonra kendi çıkarları için mücadele etmişler. O çıkar çatışmasında da birbirlerine girmişler.
Mesut Yılmaz'ın bir sözü var. 3 Kasım 1996'dan sonra 11 Kasım'da Başkanlık Divanı'nda diyor ki; 'MİT'e alternatif bir güvenlik birimi kurduk. Özal'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde. Ancak bu güvenlik birimi siyasilerin eline geçti, çok tehlikeli hale geldi. Benim canım bile tehlikede.' Bu bir itiraftır. Siz alternatif hukukdışı bir örgütlenme içine girerseniz o örgütlenme içerisinde bulunanlar bir gün silahı kime çevireceklerine kendileri karar verir.
Susurluk düzeninin eli kanlı takımı da bundan kaynaklanıyor. 12 Eylül öncesi ve sonrasında kullanılar kişiler, adam öldürmeye hazır insanlar var. Bir de Kutlu Savaş'ın raporunda olduğu gibi; 'Devlet adam öldürebilir ama bunu belli bir ciddiyet içinde yapmalıdır. Bu bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de olacaktır" diyen resmi düşünce de devletin içinde olunca o zaman faili meçhul cinayetlerin neden çok fazla olduğunu yorumlayabiliriz.
Susurluk, Ahmet Taner Kışlalı cinayeti ve faili meçhul cinayetler...
- Ben Ahmet Taner Kışlalı cinayetinin cok profesyonelce işlendiğini düşünüyorum. Tetikçilere değil onların arkalarındakine bakmak gerekir. Kışlalı cinayeti ile Türkiye'de ne değişecektir, kimler bundan fayda sağlayacaktır. Bunları iyi gözlemlemek gerekir. Bu konuda peşin davranmamak lazım. Uğur Mumcu'da böyle davrandık, farklı neticeler çıktı. Gördüğüm kadarıyla ilk 10 gün içinde failler bulunmuyorsa -ki aştı- artık o 'faili meçhul' olmuştur. Türkiye'de faillerin bulunmaması konusunda bir faaliyet gösteriliyor.
www.evrensel.net