Faiz ekonomiyi kemiriyor

Türkiye, son 20 yıllık dönemde tam anlamıyla bir faiz batağına saplandı. Devletin faiz ödemeleri, 1980 sonrası Türk lirası olarak 754 bin 750 kat artış gösterdi.

Faiz ekonomiyi kemiriyor
Türkiye, son 20 yıllık dönemde tam anlamıyla bir faiz batağına saplandı. Devletin faiz ödemeleri, 1980 sonrası Türk lirası bazında 754 bin 750, dolar bazında ise 100 kat artış gösterdi.
Maliye Bakanlığı verileri üzerinden yapılan hesaplamalara göre, iç ve dış borç faiz ödemeleri özellikle 1990'lı yıllarda Türk ekonomisinin elini kolunu bağladı. Türkiye'nin 1985 sonuna kadar milyar Türk Lirası ile ifade edilen faiz ödemeleri, 1986 yılında trilyon duvarını aştı. İç ve dış borç faizlerinde 1990 yılında 2 haneli, 1993 yılında 3 haneli trilyon rakamıyla tanışan Türkiye, 1996 yılında ise bu defa katrilyonluk faiz ödemeleriyle karşı karşıya kaldı. İçinde bulunduğumuz yıl, faizlere tek haneli katrilyon liralar da yetmez oldu. Bütçe verilerine göre, Türkiye 1980 yılında iç ve dış borçlar için 28 milyar lira faiz ödemesinde bulundu.
Bir başka ifadeyle, söz konusu yıl ortalama dolar kuruyla 368 milyon dolarlık bir faiz yükünün altına girildi.
1985 yılında toplam faiz ödemesi 596 milyar liraya, bunun döviz karşılığı 1 milyar 150 milyon dolara yükselirken, 1990 yılında bütçeden faizler için çıkan para 12 trilyon 486 milyar liraya, döviz karşılığı da 4 milyar 789 milyon dolara ulaştı. 1995 yılında 576 trilyon 115 milyon lira, döviz cinsinden ise 12 milyar 605 milyon dolar olan iç ve dış borçlar için ödenen faiz miktarı, 1996 yılında 1 katrilyon 497 trilyon 401 milyar lira olarak belirlendi. Türkiye'nin söz konusu yıl döviz karşılığı faiz ödemesi de, 18 milyar 455 milyon dolar oldu.
1997 yılında 2 katrilyon 277 trilyon 917 milyar, 1998 yılında 6 katrilyon 176 trilyon 595 milyar lira olan faiz faturası, bu yılın ilk 9 aylık döneminde 8 katrilyon 200 trilyon 106 milyar liraya çıktı.
1999 bütçesinde ise faizler için 10.3 katrilyon liralık bir ödenek tahsis edildi. 2000 yılı bütçesinden ise faizler için 21 katrilyon 133 trilyon lira çıkacağı hesaplandı. Böylece bu yıl bütçe hedefine göre 24 milyar 777 milyon dolar olması beklenen faiz ödemelerinin, yeni yıl için öngörülen ortalama dolar kuruyla 36 milyar 879 milyon dolara ulaşacağı ortaya çıktı. Türkiye'nin 1980-2000 yılı sürecinde yaşadığı faiz trendi, önümüzdeki dönemde de aynen devam ederse, bu defa iç ve dış borç faiz ödemelerinde "kentilyon" ve "sekstilyon" ile de tanışacağız.
Eğer faizlerde 1990-2000 yılı gelişimi, önümüzdeki 10 yılda da aynı trendi sürdürürse, Türkiye 2010 yılında 35 kentilyon 767 katrilyon 602 trilyon lira faiz ödemesinde bulunacak. Bir başka ifadeyle devlet kasasından iç ve dış borç faizleri için tam 283 milyar 968 milyon dolar çıkacak.
Son 20 yıldaki gelişimin önümüzdeki 20 yılda da aynen devamı durumunda ise bu defa 2020 yılında Türkiye'nin ödeyeceği iç ve dış borç faizi miktarı, 15 sekstilyon 950 kentilyon 131 katrilyon 750 trilyon liraya yükselecek. Böylece devletin kasasından yapılan faiz harcaması 3 trilyon 687.9 milyar doları bulacak. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Pratisyen hekimler, "ücretsiz ve kaliteli sağlık" dedi
5. Pratisyen Hekimlik Kongresi Sonuç Bildirgesi'nde, ulaşılabilir, insanca ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti istenerek, "Hükümetin son uygulamalarında da olduğu gibi genel toplum yararına, çalışanların yararına bir gelişme yok. Aksine sosyal güvenlik ve tahkim yasası ile bırakın kendi geleceğimizi, ülkenin geleceğinin tehlikeye atıldığı endişesini taşıyoruz" denildi. Türk Tabipleri Birliği ve Pratisyen Hekimlik Derneği tarafından 28-31 Ekim günleri arasında düzenlenen ve 700'den fazla hekimin katıldığı 5. Pratisyen Hekimlik Kongresi Sonuç Bildirgesi, dün açıklandı.
Bildirgede, Marmara depremi ve sonuçları, kentlerde temel sağlık hizmetlerinin durumu, genel pratisyenliğin dünyadaki gelişimi, TTB Genel Pratisyenlik Enstütisi'nün mesleki gelecekteki rolü, hasta-hekim ilişkileri ve hasta hakları, özlük hakları, olağanüstü koşullarda hekimlik, kronik hastalıklar, risk gruplarının sağlığı, sigara-alkol-madde bağımlılığı, temel ruh sağlığı gibi toplum sağlığını ilgilendiren konuların tartışıldığı belirtildi.
'Sorun bundan sonra başlıyor'
Temel sağlık hizmetlerine deprem öncesi gerekli önem ve öncelik verilseydi, depremde bu denli can kaybının olmayacağına dikkat çekilen bildirgede, şöyle denildi: "Ancak hâlâ endişeliyiz. Asıl sorun bundan sonra başlıyor. Bu bölgede yaşayanlara en temel gereksinimleri olan su, barınma, beslenme, bağışıklama, temizlik gibi koşulların bir an önce sağlanması önemli bir sorun olarak çözüm beklemektedir. Bölgede yıkılan, kullanılmaz hale gelen sağlık ocakları ve diğer sağlık üniteleri derhal onarılmalı, yenileri yapılmalı, bölgedeki sağlık personeli gereksinimi kalıcı olarak tamamlanmalıdır."
'Toplum yararına gelişme yok'
Bildirgede, pratisyen hekimlerin, çevre sağlığını etkileyen olumsuz koşullardan birey sağılığı etkileyen sigara-alkol-madde bağımlılığı gibi tüm konularda birçok kuruluş ile ortak projelerde yer almaya, kentlerde yaşayan insanların ulaşılabilir, insanca, ücretsiz ve kaliteli sağlık hizmeti için yeni modeller geliştirilmesi amacıyla çaba harcamaya devam edeceği kaydedilerek, ülkemiz insanlarının layık olmadıkları bir gerilim ve gerginlik içinde yaşamaya zorlandıkları vurgulandı. Hükümetin son uygulamalarında da olduğu gibi genel toplum yararına, çalışanların yararına bir gelişme olmadığının söylendiği bildirgede, "Aksine sosyal güvenlik ve tahkim yasası ile bırakın kendi geleceğimizi, ülkenin geleceğinin tehlikeye atıldığı endişesini taşıyoruz" denildi.
'Emeğimizin karşılığını istiyoruz'
Ülkemizde pratisyen hekimliğin ısrarla, bir disiplin olarak kabul edilmediğine dikkat çekilen bildirgede, tüm kongre katılımcılarının, Sağlık Bakanlığı'nın TTB Genel Pratisyenlik Enstitüsü çalışmalarını desteklemesi ve içinde yer alması konusunda çağrıda bulunduğu belirtildi. Bildirgede, şu görüşlere yer verildi: "Yıllardır özlük haklarımız için mücadele ettik. Beyaz yürüyüşler yaptık. Daha geçen yıl 3000 pratisyen hekim imzasını Başbakanlık'a ilettik. Bu yıl birçok ilimizde onbinlerce yurttaşın bu konudaki taleplerimizi haklı bulduğunu belirten imzalarını, meydanlardaki basın açıklamalarımız ile topladık. Dört kişilik ailenin aylık mutfak harcaması ile değerlendirilen, yoksulluk sınırında yaşamak zorunda bırakılan bir meslek grubu olmak istemiyoruz. Ve bu çıplak gerçeğin yüzde 15'lik iyileştirmeler ile düzeleceği yalanına inanmıyoruz. Sadece ülkemizin kaynaklarından emeğimizin karşılığını istiyoruz."
www.evrensel.net