Kafkaslar'ın bağımlı değişkeni:

   Gürcistan

Kafkaslar'ın bağımlı değişkeni: Gürcistan
İ. Gökhan Eren
26 Ekim tarihli Evrensel gazetesinin AA'ya dayandırdığı bir haberinde şöyle deniliyordu. "Rusya Dışişleri Bakanlığı, Gürcistan Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze'nin Financial Fimes gazetesinde yayılanan "Gelecek yıl yapılacak seçimleri kazanırsam, 2005 yılına kadar NATO'ya üyelik için başvuracağız" şeklinde demeci üzerine bir açıklama yaptı. Açıklama "Eğer NATO, BDT ve Baltık ülkelerinin oluşturduğu kırmızı hattı geçerse, yeni bir durum ortaya çıkmış olacak ve Rusya yanıt vermek zorunda kalacaktır" şeklindeydi.
Rusya'nın bu sert çıkışı, boru hatlarını da içine alan bir düzlemde, Bakanlar'dan Kafkaslar'a doğru gerçekleşen bir yeniden yapılandırma projesinin 'kırılma noktasını' oluşturuyor. Geçtiğimiz mart ayında faaliyete geçen Bakü-Supsa erken petrol (early oil) projesinin 400 kilometrelik kısmına ev sahipliği yapan Gürcistan, muhtemel Bakü-Ceyhan projesinin bir bölümüne de evsahipliği yaparak stratejik önemini pekiştirmiş olacak. Burada '3 ülke sorunu' olarak ortaya konulan, aslında projeyi destekleyen Gürcistan'dan öte Rusya'nın müdahele olasılığıdır. Rusya'nın Çeçenya manevrası, "3 ülke sorunu"nu Türkiye'ye 'anahtar teslimi projesi' olarak yüklenmiş ve doğal olarak da bölgede politik etkinliği çok fazla olmayan Türkiye'nin İngiltere ve ABD'nin belirlediği 'konsepte aktif yedeklenmesi' sağlanmıştır.
Projelerden sorumlu konsorsiyum AIOC (Azerbaijan International Operating Company), daha önce Sangaçhal (Bakü) ile Supsa arasındaki boru hattı ve pompa istasyonları projelerinin tüm risklerini üstlenmişti ve 'kamulaştırma problemlerini' zorlanmadan çökmüştü. Ancak Sovyetler Birliği dönemindeki etkinliğinin bir kısmını koruyan Rusya (istihbarat ve ordu içinde etkin, kısmen halk desteğine sahiptir), 1998 yazının başında bir askeri darbe girişimini örgütlemekte zorlanmamıştı. Bu darbe sırasında, konsorsiyum mensuplarının ülkeyi terk etmeye hazırlandıkları, Şevardnadze'nin ise televizyonda yaptığı konuşmada 'boru hattını koruyamayacağını' açıkladığı, medyada fazla yer bulamamış ve bu olay burjuva basınımızda da satır aralarında geçirilmişti.
Boru hatlarına ek olarak NATO ve BDT arasındaki geçiş ülkesi olarak işlev gören Gürcistan'in Sovyet Birliğinden kalma 'nükleer güç ve uranyuma' da sahip olduğu biliniyor. Nitekim Nisan 1998'de New York Times tarafından deşifre edilen bir anlaşmaya göre ABD ve İngiltere arasında, Gürcistan'ın elinde bulunan nükleer madde ve uranyumun, bu ülkeden alınarak İskoçya'da depolanmasına ilişkin gizli bir plan olduğu ortaya çıkmıştı. Olay, İskoçya Milli Partisi gibi partilerce büyük tepkiyle karşılanmıştı, İngiltere Başbakanı Tony Blair protesto edilmişti.
Aynı şekilde bu nükleer maddelerinin Türkiye tarafından da 'mafya veya resmi kanaldan' elde edilmesi 'muhtemel' kabul ediliyor. ('Cami içtiması' ile meşgul 'nükleer atık meraklısı' medyamızın böyle bir gelişmeye ortaya çıkarması ise, araştırmacı gazeteciliğinin dışındaki bir dokunulmaz alan olarak 'mahremiyete' müdahale noktasından bakıldığından olsa gerek, olası görünmüyor). 'International Herald Tribune' gazetesinin geçtiğimiz aralık ayında verdiği bir haberde elinde '1200 ton uranyum ve 150 ton plutonyum' bulunan Rusya'nın ekonomik krize bağlı 'hırsızlık ve kaçakçılık' nedeniyle bu tehlikeli maddeleri koruyamadığı belirtilmişti. Gürcistan'daki mafya yapılanmasının Rusya'daki yapılanmaya benzer olarak örgütlenmesi ve iki ülke arasındaki 'tarihsel benzerlik', bu endişeyi haklı çıkarabilecek argümanlar olarak kabul edilebilecektir.
İki yıl önce Şevardnadze'ye karşı düzenlenen 'başarısız suikast girişimi' sonrasında Şervardnadze'ye zıhlı bir otomobil hediye eden ve açık desteğini sunan Almanya'nın da olası bir yeniden düzleme sonrasında bölgede etkin olmak istediği açıktır. Gürcistan'daki mağzalarda 2. sınıf ürünlerini pazarlayan Almanya'nın ilişkilere 'başkanla kuracağı yakınlık' düzeyinden eklemlenme girişimi; şu an için altermatifsiz olarak görünen Şervardnadze'nin, varlığı sürdürmesi yönünde önemli bir destek olarak işlev görüyor.Ancak, Ermenistan Parlamentosu'na AGİT öncesi düzenlenen terörist saldırıyla da açığa çıktığı gibi bölgedeki hiçbir yönetimin iktidarı sağlamlaştırması, 'taşlar yerine konulmadan' mümkün değildir. Ülkenin başkentinde düzenlenen küçük gösterileri dahi önlemeyi başaramayan, mafyayla ilişkileri su yüzüne çıkmış, defalarca suikast girişimlerine maruz kalan Şevardnadze'nin devrilmesi her an gerçekleşebilicek bir gelişme olarak gözden ırak düşünülmüyor.
Gürcü, Abhaz, Çerkes, Laz, Asetilen ve Migrel gibi çeşitli hakları içinde barındıran yoksul Gürcistan, bu hakların bir kısmının ileri sürdüğü bağımsızlık tabepleriyle, her gün daha kötüye giden ekonomisini düzeltmenin 'ilacını' NATO'ya daha fazla yakınlaşmakta görüyor. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı'nda Abhaz sorununun Türkiye'nin de desteğiyle gündeme getirilmesi dışardan, Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'in MGK'nın her toplantısına çağrılmasını da içeriden Türkiye'nin bu bölgeye verdiği önemi, -NATO konsepti gereği üstlendiği role uygun olarak- ilacın yan etkilerinin önlenmesine dönük olarak ortaya koyduğu biçiminde anlaşılıyor.
Emperyalist kapitalizmin komplocu planlarının; Sovyetler Birliği döneminde bir arada kardeşçe yaşayan Kafkas haklarının birleşik mücadelesiyle önlenebileceği ise, 'bir güncel risk' olarak çokuluslu şirketleri ve komplocuları endişelendirmeye devam ediyor.
www.evrensel.net