'27 Kuşağı'nın son temsilcisi

   Rafael Alberti

'27 Kuşağı'nın son temsilcisi: Rafael Alberti
Nick Caistor - The Guardian
Rafael Alberti'nin 96 yaşında hayata gözlerini yummasıyla, Federico Garcia Lorca, the Nobel laureate Vicente Aleixandre ve Luis Cernuda gibi dev şairlerin aralarında bulunduğu ve İspanyol şiirine yeni bir biçim, yeni bir ruh kazandıran "27 Kuşağı" da son temsilcisini yitirmiş oldu.
Rafael Alberti Cadiz yakınlarındaki Puerto de Santa Mari'nın Andalucian Limanı'nda dünyaya geldi. Andalucian'nın geleneklerini ve buradaki yaşamını La Arboleda Perdida (Kayıp Orman) isimli biyografisinde anlatır. Parlak gün ışığı, engin okyanus ve mağrur Güney İspanya ruhu, şairin çalışmalarında ve yaşamında silinmez bir etki bırakacaktı; tıpkı zorla gönderildiği dini okula karşı duyduğu tiksinti gibi.
Ressam olmak istiyordu
Kuşaklar boyunca şeri üretimiyle geçinen ailesi, 1917 yılında Madrid'e göç eder. Başlangıçta, Alberti daha çok bir ressam olma düşüncesindedir ve zamanın büyük bir kısmını Prado Müzesi'ndeki orijinal tabloları çalışmakla geçirir. '20'li yılların başlarında resmi bırakmaya ve kendini bütünüyle şiire adamaya karar verir.
Şiir yaşamının hemen başında, 1925 yılında Marinero en Tierra (Karadaki Denizci) isimli derlemesiyle İspanya Ulusal Ödülü'nü alarak başarıyla tanışır. İlk çalışmaları, Andalucian ve İspanyol romans geleneğinin etkisindeki basit şarkılardan, kökenlerini sinema ve İspanya'nın günlük yaşamından alan daha karmaşık modernist imgelemelere kadar uzanan bir yelpaze içerisinde farklılık gösterir. Bu döneme ait şiirlerden biri ünlü bir kaleciye, bir diğeri ise Laurel ve Hardy'ye methiyelerdir.
27 kuşağı
1927 yılında bir dizi İspanyol şairi Seville'de Şair Luis de Gongora'yu ölümünün üçyüzüncü yıldönümünde anmak üzere bir araya geldi. Bu grup kısa süre sonra "27 Kuşağı" adıyla tanınmaya başladı. Aralarında ön plana çıkan isimlerse, İspanyol şiirine yeni bir müzikalite ve hafiflik getiren Alberti ve Garcia Lorca oldu. Ancak, Alberti'nin yine bu döneme ait olan Sobre los Angeles (Meleklerle İlişki) kitabı, kendisinin daha derin ve karmaşık eserler vereceğinin izlerini taşır.
1931 yılında İkinci İspanyol Cumhuriyeti'nin ilanıyla, ülkedeki siyasi ortam karardı. Garcia Lorca gibi Alberti de 'tescilli' bir cumhuriyetçiydi. Komünist Parti'ye üye oldu ve devrimci Octubre (Ekim) dergisinde makaleler yazmaya başladı. Şiirindeki toplumcu yan da giderek daha ağır basıyordu.
Franco'nun yükseldiği 1936'da Alberti de, ilk eşi Maria Teresa ile birlikte, Alianza de Intelectuales Antifascistas (Antifaşist Entellektüeller Birliği) örgütünün önde gelen isimlerinden biriydi. Pablo Picasso ile birlikte, Prado Müzesi ve Madrid'deki diğer müzelerde bulunan sanat eserlerinin korunmasını sağladılar. 1939'da Fransa'ya sürgüne gönderildi.
Latin Amerika'ya
Fransa'nın Almanların eline geçmesiyle, 24 yıl kalacağı Arjantin'e doğru yelken açtı. Özellikle Entre el clavel y la espada (Karanfil İle Kılıç Arasında) gibi eserleri, şairin yurdundan uzak kalmaktan, iç savaş yıllarından ve ardından yaşananlardan ne denli etkilendiğini yansıtır. Bu üç duygunun bir tür dışavurumu olarak, Alberti resime geri döner ve yaşamı ve özgürlüğü anlatan basit eserler verir. '60'lı yılların ortalarında ailesiyle birlikte Roma'ya yerleşir. Halen Komünist Parti'nin resmi şairiydi.
Ancak 1977 yılında, yani Franco'nun ölümünden 38 sene sonra İspanya toprağına yeniden ayak basabildi. Kısa bir süre sonra, Franko sonrası ilk parlamentoya Cadiz'in üyesi olarak seçildi, ancak dört ay sonra yerini daha genç bir isme bıraktı.
Son yıllarda, genellikle Aktris ve Yönetmen Nuria Espert ile birlikte halk dinletileri vermeyi sürdürdü. 1983'te Cervantes Ödülü'nü aldı. Rafael Alberti, bu hafta içinde yaşamını yitirdi. Öldüğünde ikinci eşi Maria Asunción Mateos ve kızı Aitana yanındaydı. Özellikle ilk dönem eserleri ise, yaratıcılıkları ve duygu yoğunluklarıyla genç nesiller için bir yol gösterici olmaya devam edecek.
www.evrensel.net