Beethoven'ı duymak...

30 yaşına geldiğinde Beethoven'da sağırlık belirtileri başgösterir. Bu durum onun insanlardan kaçması ve ruhsal durumunun bozulmasına neden olur.

Beethoven'ı duymak...
Sinan Alkan
Ludwig Van Beethoven, müzisyen bir ailenin çocuğu olarak, 1770 yılında Bonn'da doğar. 12 yaşındayken ilk eserini verir. 17 yaşına geldiğinde, müzikte büyük bir ilerleme gösterir ve Köln Başpiskoposu Masimilian Franz tarafından Mozart ile çalışması için Viyana'ya gönderilir. Ancak, Beethoven Viyana'da fazla kalmaz, tekrar Bonn'a geri döner.
30 yaşına geldiğinde Beethoven'da sağırlık belirtileri başgösterir. Bu durum onun insanlardan kaçması ve ruhsal durumunun bozulmasına neden olur. Rahatsızlığının geçmeyeceğini ve gittikçe daha da ilerleyeceğini anlayınca, büyük bir sıkıntı çeker ve hatta bir ara intihar etmeyi düşünür, ancak sanata olan tutkunluğu, daha iyiyi yaratma isteği onu bu düşüncesinden alıkoyar. 39 yaşından itibaren tamamen sağır olur Beethoven, içe kapanır. Toplum ve doğa olayları onun bestelerine esin kaynağı olmuştur. Çevresindeki her olayı titizlikle izler, tuttuğu müsvedde defterlerinde birkaç esere birden başladığı görülür, ama bunları tamamlamak için hiç de acele etmez. Yaratmak istediği eser üzerinde titizlikle durur, kafasında olgunlaştırmaya başlayınca besteleme işini tamamlar. Beethoven'ın taslak/müsvedde defterlerinde, çalışmalarında, gerçekliğe ve sadeliğe doğru giden yolu, sanatında salt mükemmelliğe gitmek için gösterilen büyük bir çabanın ve sabrın bir sonucu olarak nitelemek doğru değildir. Onun çabaları çok daha derindir. Örneğin 9. Senfoni'nin finalinde vermiş olduğu coşkuya, ezgisinin mükemmelliğine bütün bir müzik tarihi boyunca başka bir sanatçıda rastlamak zordur. Bu finalin mükemmelleşmesine Beethoven, birçok süreçten geçtikten sonra varmıştır.
Müzik eleştirmenleri Beethoven'ın müziğinin üç sürece tekabül ettiğini vurgularlar. Birinci dönemde Hayn ve Mozart'ın etkisi büyüktür, ancak üslup benzetmesi kendine özgü bir yolda ilerler. Tüm çağdaşları gibi o da halk müziğinin etkisinde kalmıştır. Bu ilk dönem eserlerinde Ren kıyılarına özgü dans ritimlerinin, İtalyan, Fransız ve hatta Kelt halk havalarının izlerini görmek pekâlâ mümkün. Örneğin 1790 yılında bestelediği Waldstein Balesi'nde ve yine ilk Lied'leriyle koro parçalarında bu tartımlara çok sık rastlanır ve iyine ilk piyano konçertolarını, piyanolu üçlülerini, birinci ve ikinci senfonileri bu dönemin ürünleridir. İkinci dönem, çalgı ve orkestra çalışmalarıyla nitelendirilen dönemdir. Piyano üslubu orkestraya yaklaşır, ama biçim geleneksel klasik müzik formatındadır. Bu dönemde gerçekleştirdiği en önemli yenilik senfonilerde Minuetto'nun (ağır ve zarif bir 17.yy. ve 18. yy. dansı ve bu dans için yazılmış müzik parçası) yerini Scherzo'nun (uzunca bir bestenin belli bir bölününü oluşturan yalnızca çalgılar için hızlı ve neşeli bir müzik parçası) almasıdır.
Üçüncü dönem ise, Beethoven'da biçim daha özgürdür. Eserlerin çoğu eski süit biçimini akla getirir. Özellikle dramatik, topluma özgü veya soyut bir niteliğe sahiptir. Üçüncü dönem eserlerinden Missa Solemnis, 9. Senfoni, op.106, 109, 111, 126 piyano sonatlarında ve yine son Yaylı Çalgılar Dördülleri gibi eserleri anıtsaldır. Bu yapıtlar klasizmin ulaştığı üslubun sınırlarını ve Beethoven'ın kendini aşma/geliştirme yolunda gösterdiği aşamayı yansıtır. Eşsiz bir yalınlık duruluk/arınmışlık, halk için yaptığı ezgiler, anlaşılmazı hoş, üzerinde sabırla durulmuş bir yoğunluğun birikimidir. Bakış açısı toplumsal olay ve olguların bütünlüğüne yönelmiş ve tüm toplumsal çelişkilere nesnel bir bakış açısıyla yaklaşmıştır.
Hiç kuşkusuz bu yaklaşım veya böyle bir bakış açısıyla Beethoven'ın anlayışı tümüyle klasiktir. Sağlığında Weber ve Schubert'te görülen ve sonraları Schumann ve Mendelsson'la gelişen romantik Alman anlayışının izleri onda bulunmaz. Beethoven'ı Haydn vb. gibi klasiklerden ayıran özellik ise, yapıtlarında insanlığın tüm sorunlarını içermesidir. Başka türlü söyleyecek olursak, toplumun acılarını, tutkularını, özlemlerini, hülyalarını, iç çelişkilerini vb. bilmesi ve bunları yansıtmasıdır. Çünkü, o, tüm bunları kendi içinde yaşar. Tüm toplumsal olay ve olgular sanatçının yapıtlarına temalar sunuyordu. Neyi nasıl besteleyeceği konusunda Beethoven, yalnızca kendi kişisel duyarlılığına karşı sorumluydu. Bu, bir anlamda taraf olmanın getirdiği kişisel bir duyarlılıktır.
Onunla birlikte müzik soyluların eğlencesi olmaktan kurtulup, insanlığın tümüne mal olur. Romantikler her ne kadar bazı çalgı tınılarının anlatım yolunda kullanılmasına dayanarak Beethoven'a sahip çıkmaya çalışsalar da, romantik eğilim Beethoven'ın sanatından uzaktı.
Beethoven, o zamana kadar resim ve edebiyattan daha az bir üne sahip olan müziğin toplum içerisinde gerektiği yerini almasını sağladı. Yanı sıra müzikte, çalgı müziğini ses müziğinin egemenliğinden kurtardı. Her ne kadar Beethoven, solo ses için beste yapmakta başarılı olmamışsa da koroyu çok büyük bir ustalıkla kullanmasını bilmiştir.
Son sözü, müziğin Beethoven için gururlu bir tutku olduğunu belirten Claude Debussy'in 9. Senfoni için yaptığı yorumdan yapacağımız alıntıyla noktalıyoruz: "... belki de korolu senfoniyi, bu müziksel gururun en taşkın bir yankısı olarak görmelidir, sadece o kadar. Küçük bir defterde senfoninin 'final' bölümünün ana teması ve bu temanın yüzden fazla değişimleri, Beethoven'ın inatçı arayışlarının ve özlü müzik anlayışının bir göstergesi değil midir?.. Beethoven'ın müzikle anlatmak istediklerinin tümünü kapsamak zorundaydı bu dizeler ve kendi güzelliklerinin dışında, Beethoven'ın özlemlerini gerçekleştirebildikleri oranda büyüklüğe vardılar... Beethoven'ın özgürlükten sarhoş ruhundan fışkıran bu derin insanlık duygusu, senfoninin sınırlarını kırmaktadır. Çünkü engel tanımayan dostluk anlayışı, altın kafeslere çarparak insafsızca yaralamıştı. O denli acı çekiyordu ki bu ruh en ateşli yoldan insanlığın sözcüsü olmayı amaç edindi. derin tutkuların içinde, en fakir ruh kardeşlerine bin bir sesle seslendi.
Ama kimler gerçekten işitebildi ki bu seslenişi?.."
Sahi siz Beethoven'ı duyuyor musunuz?
www.evrensel.net