Gerektiğinde bedeller ödenmeli

"Sermayeye, Meclis'e ve siyasi iktidara karşı ümit verici bir mücadele ortaya konuldu. Merkezi eylemler yapıldı."

Gerektiğinde bedeller ödenmeli
Gürsel Diliçıkık (Tek Gıda-İş Güney İlleri Bölge Temsilcisi): İyi bir emek cephesi oluşmuştu. Sermayeye, Meclis'e ve siyasi iktidara karşı ümit verici bir mücadele ortaya konuldu. Merkezi eylemler yapıldı. En son Ankara'da yaklaşık 700 bin işçinin emekçinin toplanması önemli bir durumdu. İşçiler kendi haklarına sahip çıkmak için alanlara çıktılar. Ama Emek Platformu'nu temsil eden bazı kişiler pazarlık yollarına yöneldiler. Kendilerini temsil edenlerin geri adım atması işçilerde güvensizlik doğurdu. Özellikle tabanda görev yapan sendikacı arkadaşlar zor durumda kaldı. Deprem zaten sarsılmaya başlayan mücadele kararlılığını tam olarak etkiledi. Onbinlerce insanımız enkaz altında kalmışken hükümet işçilerin aleyhine yasaları çıkardı. Yasanın çıkması işçilerin "Mücadele ediyoruz, alana çıkıyoruz, ama yine de yasa çıkıyor" demelerine neden oldu.
Sermayenin tutumu belli; daha örgütsüz bir toplum istiyor, sürekli açlığa terk edeceği sendikasız, örgütsüz bir toplum. Bunu da özelleştirme ve taşeronlaştırma ile yapıyor.
Ama bu mücadele burada bitmedi. Bundan sonra daha disiplinli, daha kararlı ve inisiyatifli bir önderlikle emek cephesi tekrar örülmelidir. İşçi sınıfının yeniden toparlanmaktan başka bir şansı yok. Gerektiğinde bedeller de ödemeli.
Hükümetin gerçek yüzü açığa çıktı, kimin gerçek vatansever olduğu, tahkimle, depremle, anlaşıldı. Memur, çiftçi küçük esnaf hepsi ateş püskürüyor. Bu tepkileri merkezileştirmek gerekiyor. Tekrar bir araya gelip doğru bir önderlikle mücadele etmek şart. Bunun koşulları var, önemli olan o güveni tekrar tabana vermek.
Hareket siyasallaştırılmalı
Halil Evyapan (Tek Gıda-İş 3 No'lu Şube Başkanı): İşçiler, emekçiler bir direniş gösterdi ama yine de hükümet yasayı Meclis'ten geçirdi. Çünkü mücadele uzun bir sürece yayılamadı. Yasanın tüm emekçileri ilgilendirdiği düşünülürse eylemler güdük kaldı. Mevcut yasalar tamamen işçi ve emekçi aleyhine. Ama bunu aşmanın yolu da kitleselleşmek, yani örgütlü bir güç olmayı başarmaktan geçiyor. Milyonlar olarak sokağa çıkıldığında, üretimden gelen güç kullanıldığında işverenler de, hükümet de bir şey yapamaz. Hareket tepki gösteren bir noktadaydı, ama kalıcı özellikler taşımıyordu, çünkü çok yönlü gelişmiyordu, sendikaların böyle bir çabası olmadı. Kalıcılaşması için hareketin siyasallaşması gerekiyor. Tamamen sisteme yönelik kalıcı bir çalışma yapılmadığı sürece kazanım getiren bir hareket yürütülemez. Emek Platformu kalıcılaşıp, emek sermaye çelişkisinde, emek cephesini temsil edebilirse o zaman bu sınıfın büyük bir kazanımı olur.
Bir de önderlik çok önemli, dikkat edilirse Sosyal Güvenlik Yasası'na karşı yürütülen mücadele sürecinde her konfederasyon ayrı bir baş çekiyordu. Hepsi Emek Platformu'nda olmasına rağmen çıkan kararlar kimse için bağlayıcı olmuyordu.
Bugün sendikalar söz söylemekten başka bir şey yapmıyor. Öyle bir durum ki; bazen sendikaların söylediği doğrulara da inanılmıyor. Çünkü sendikalara karşı bir güvensizlik var. İşçiler ise sendikaları ya kendi avukatı ya da ekonomik haklarını koruyan kurumlar olarak ele alıyor. Öncelikle bu anlayışın yıkılması lazım. İşçilere sendikanın işçilerin birleşik gücüyle var olabileceğini anlatmak lazım. İşçiler çelişkileri her boyutuyla yaşıyorlar, ama sadece ekonomik olarak kendilerine direkt bir saldırı geldiğinde tepki gösteriyorlar, oysa her alanda yaşanan saldırılara karşı derinlemesine bir çalışma yapmak, işçileri eğitmek lazım. Bunların hepsi sendikaların gündeminde olmalı. Ama yapılan kongrelerden de görülüyor, herkes tekrar görev başına gelip 2-3 yıllık yerini sağlama alma hesabı yapıyor.
www.evrensel.net