Bir belgeselcinin sinema tadındaki çekim hikâyeleri!

Bir belgeselcinin sinema tadındaki çekim hikâyeleri!

Beden Ayetleri”, “Ekmek Kir Tutmaz” belgeselleri ile “Ağaçsız ve Gölgesiz” ve “İz” gibi kısa filmlerin yönetmeni İlham Bakır’ın yaşam hikâyesi, Türkiye’de bir belgesel yönetmeninin karşılaşabileceği zorluklara bir de Kürt olmanın zorluklarının eklenmesi durumunda neler yaşanabileceğini a

Emine Uyar

1968 yılında Bitlis’te doğan Bakır, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirmiş ve şu an edebiyat öğretmenliği ile birlikte belgesel ve film çalışmalarını birlikte yürütüyor.

İlham Bakır’ın belgesellerini çekerken başına gelen şeyler, bir sinema filminin senaryosunu oluşturacak nitelikte.
12 Eylül öncesi Bitlis’te güzel bir sinema salonu vardır. Bitlis Tütün Fabrikası’nda işçilik de yapan lisedeki ağabeyleri, Bakır ve arkadaşlarını derslerden alıp, Yılmaz Güney filmlerine götürürler. 12 Eylül’den sonra sinema kapatılır daha doğrusu porno filmlerin oynadığı bir sinemaya dönüşür. Bakır ise sinema aşkından vazgeçmez ve gitmeye devam eder! Bitlis’te kamerayı sadece turistlerin elinde görebilen Bakır, gerçek anlamda kamera ile üniversiteyi okumak üzere geldiği İzmir’de tanışır. İlgisi daha da artan Bakır arkadaşlarıyla birlikte, MKM bünyesinde bir atölye çalışması başlatır. Senaryo yazmayı, film yapım aşamalarını Güzel Sanatlar Fakültesinden gelen öğrencilerden öğrenirler. Atölye kapsamında Muş’un Varto ilçesinde bir kısa film çekme kararı alırlar ve 2001 yılında yapılan çekimler epeyce sıkıntılı olur. Gözaltına alınırlar, bir süre tutulurlar. Bunların sonucunda, bir dengbejin hikâyesini, onu dengbej yapan sürecin geri planını anlatan, “İz” isimli 33 dk’lık bir film çıkar ortaya.

VİRANŞEHİR KAYMAKAMI

Bakır, fakülteyi bitirdikten sonra Bitlis’e gider öğretmen olarak. Ancak kendi deyimiyle İzmir’e sürgün edilir. Sonraki çalışması Kürtlerin dövmelerini anlatan “Beden Ayetleri” adlı belgeseldir. İki yıl boyunca Kürt illerine giderler çekim için. Bölgedeki ikinci çekim deneyimlerinde de zorlanırlar. Kamera, ses sistemi kiralık, zaman az, bütçe ise hiç yoktur. Bunaltıcı sıcakta altı kişilik ekip, kliması olmayan bir araçta yolculuk eder. Bir başka zorluk da, insanlara ulaşma konusunda yaşanır. Dövmeler kadınların mahrem yerlerindedir ve onları açtırmak, çekmek hayli zor olur. Politik ilişkiler kurarak ulaşabilirler. Kısa bir süre önce aynı konu için bölgeye giden Atlas Dergisi’nin gittiği kişilerle görüşürler. Onlardan daha fazlasını çekebilirler. Bu süreçler hem keyifli hem de zordur. Polis hiç göz açtırmaz. Ekibin Kültür Bakanlığı’ndan izni vardır ama örneğin Viranşehir’deki Kaymakam Bakır ve arkadaşlarına, “Kültür Bakanlığı’nın size izin vermesi benim size izin vereceğim anlamına gelmiyor, burası özel bir bölgedir” gibi şeyler söyleyebilmektedir. “Yanımıza polis kattılar. Gittiğimiz her yerde polis yanımızda olunca insanlar bize konuşmuyorlardı. Viranşehir en iyi çalışabileceğimiz yerdi ama çalıştırmadılar, gece vakti gizlice kaçtık oradan” diye anlatıyor Bakır. Sonrasında gittikleri yerlerde izin istemeden gizlice çalışırlar. Koşullar projeyi sevimsiz kılar, ekipten bölgeyi bilmeyenler çok tedirgin olurlar. İlham Bakır’ın kendisi de tedirgin olur çünkü Özgür Gündem Gazetesi Bitlis Muhabiri iken 1993 yılında kaçırılarak öldürülen Ferhat Tepe, yanlarından alınıp götürülmüştür ve benzer tehditleri kendisi de almıştır.

GALADAN SONRA İNFAZ DENEMESİ

Bakır’ın, “Çok iyi bir malzeme imiş aslında, çekim aşamasında anladık. Öncesinde çok daha iyi çalışmak gerekiyormuş” dediği dövmeler üzerine 54 dakikalık bir belgesel çıkar ortaya. İnsanların dövmeyle kurduğu ilişkinin çok derin ve eski olduğunu belirtiyor Bakır. Estetikle ilgili gibi görünse de, kuma sorunu, ekmeğin bereketi, çocuk isteği gibi yaşamsal konuların dövmelere konu edildiğini, pagan dönemden kalma inanışın hâlâ devam edip geldiğini anlatıyor.

Belgeselin çekim süreci gibi gösterilme aşaması da olaylı olur. Belgeselin galası, 2003 yılında İzmir Dr. Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde yapılır. Galanın ardından evine giden Bakır, otobüsten indiğinde takip edildiğini hisseder, arkadan gelenler kafasına tişörtü geçirir ve Bakır bir anda kendisini arabanın içinde bulur. Bundan sonrasını şöyle anlatıyor: “Ormana götürdüler, dövdüler, yapmayacaksın dediler, ateş ettiler, vurulduğumu zannettim. Yalancı infaz yaptılar. Asfaltın üzerine bırakıp gittiler. Bir hafta evden çıkamadım”. Bu olayın ardından İHD ve KESK basın açıklaması yapar.

‘GÖNÜL KAMERASI İLE ÇEKİYORUZ’

İlham Bakır ve arkadaşlarının ellerinde pek çok proje var çekilmeyi bekleyen. Pippa Bacca da bunlardan birisi. Ama bütçe başta olmak üzere pek çok sorunla boğuşuyorlar. “Gönül kamerasıyla çekiyoruz deyim yerindeyse” diyor Bakır.
İzmir’in sinema yapmak için doğru bir kent olmadığını düşünüyor Bakır. “Sinema dünyası ile çok ilişkili değil. Keskin çelişkiler burada fazla yok. İstanbul ve Bölge bu açıdan çok daha fazla malzeme veriyor. Bölgede en normal insanın bile günlük bir yaşamını alıp çekseniz sağlam bir belgesel ya da uzun metraj çıkar ama burada öyle değil” diyor.
Genç ve iyi bir sinemacı kuşak olduğuna dikkat çekiyor. “Kürtler içinden, sol kesimden, sınıf bilincini almış ya da çok bilinçli olmasa da tepkisel olarak yapılan işler var. İlk filmler zaten hep derdi olan filmler ve bu yüzden iyi işler çıkıyor” diyor.   

Bakır çok yönlü bir sanatçı. Öykü, senaryo, oyun yazıyor. Tiyatro yönetmenliği yapıyor. Bir öyküsü DİSK’in düzenlediği, “Emek Öyküleri” yarışmasında ikinci olmuş.   

Öğretmenlik yaptığı okulda da öğrencilerine sinema yaptırıyor Bakır. Öğrencileriyle birlikte yaptığı “F” isimli bir kısa film bulunuyor. Film ÖSS karşıtı ve “F” testlerde olmayan altıncı şıkkı anlatıyor. Onlar kendi seçeneklerini yaratmışlardır. Film, Türkiye Liselerarası Kısa Film yarışmasında birinci olur. Bu topraklardan da daha çok film çıkar… (İzmir/EVRENSEL)


EKMEK KİR TUTMAZ

Bakır’ın çalıştığı konulardan biri de, “Ekmek Beşlemesi” adını verdiği belgeseller serisidir. Kurdukları Köstebek isimli yapım şirketi ile beş marjinal meslek üzerinden kısa filmler çekmeyi planlarlar. “Ekmek Kir Tutmaz” çöp toplayanları anlatır. Bu işi büyük oranda çingenelerin ve Kürtlerin yaptığını, çingenelerin daha kötü koşullarda olduğunu fark ettiklerini söylüyor Bakır.  “Kuruçay mahallesinin tümü çöp toplama işi ile uğraşıyor. Belediye çöp arabalarını alıyordu, çöp şirketleriyle mücadele ediyorlardı çöpler özelleştirilmişti. Hem mahallenin yıkılma riski vardı kentsel dönüşüm kapsamında. Hem çingene olmaktan dolayı gördükleri baskılar. Ya hırsızlık yapacağız ya da bunu yapacağız başka yapacak bir şeyimiz yok diyorlardı. O yüzden orası hoşumuza gitti güzel karakterler çıktı orada da” sözleriyle anlatıyor Bakır bu süreci.

Bakır, kadın karakterlerin daha çok ilgisini çektiğini belirtiyor. Daha derinlikli olduklarını ve içlerinde biriktirdikleri çok daha fazla şeyin olduğunu gözlemlemiş. “Ayşe teyze vardı bizim belgeselimizde çok dirayetli bir kadın. Günde 10 lira kazanıyorlardı. Kir tırnaklarının altına işlemişti. Evine davet etti. Kızarmış tavuk alıp getirmiş. Kirli elleriyle ditti tavukları, önümüze koydu kimsenin midesi bulanmadı. O paranın nasıl kazanıldığını görmüştük. Ekmeğin kir tutmadığını gördük. Ekmeğimiz kir tutmaz lafı da orada çalışanlardan birinin sözüydü”.

İzmir’de eskiden Salhane’nin bulunduğu bölgede, ana caddenin kenarında, “Kuzu var, koç var kesilir” tabelası tutanlar bulunur. İkinci belgeselin konusu o işi yapanlardır. O işi yapanların da sadece Kürtler olduğunu belirtiyor Bakır. Belgesellerde yazılı metin kullanmıyor. Doğal diyalogları kullanıyor. Üçüncü konu seyyar satıcılardır, bir kısmını çekerler ancak yine başlarına pek çok olay gelir.

BU İŞİN RENGİ DEĞİŞİR

Bornova Metrosu’nun yanındaki askeri lojmanların yakınında çok ilginç bir çöp toplayıcısı bulmuşlardır. Onu çekerken askeri lojmanları da çektiklerinin ise farkında değillerdir. İhbar edilirler ve gözaltına alınırlar. Bakır şöyle anlatıyor: “Belgesel yaptığımızı, lojmanları fark etmediğimizi, çektiklerimizi izleyebileceklerini söyledik. Aslında problem yoktu. Tam gidecekken, arabanın arkasındaki Kürtçe kitap gözlerine ilişti. ‘Bu işin rengi değişir’ deyip Bornova polis merkezine götürdüler. Telsiz düzenekli bomba ihbarı almışlar. Birkaç gün öncesinde bir tiyatro oyunu vardı benim yönettiğim. Orada kullandığımız telsizler, peruklar vardı. Onları da bagajda görünce zaten kesin kanaat getirdiler. Evi bastılar. Mahallede epeyce sorun çıkardılar. Evde bir şey çıkmadı tabi. Ama bizim çekim malzemelerimize el koydular, onları geri alamadık. Bunları niye çekiyorsunuz dediler.  Avrupa’ya bizi kötü mü göstermek istiyorsunuz. Olmayan bir şeyi göstermiyoruz varolan bir şeyi çekiyoruz dedik”.

Malzemeleri kaptırdıkları ve bütçeleri olmadığı için belgesel yarım kalır.

www.evrensel.net