Tasarı,

Tasarı, 'güdümlü medya' yaratıyor

Basın Konseyi, hükümetin üzerinde çalıştığı radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları konusundaki yasa taslağının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Tasarı, 'güdümlü medya' yaratıyor
Basın Konseyi, hükümetin üzerinde çalıştığı radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları konusundaki yasa taslağının kabul edilemez olduğunu bildirdi. Basın Konseyi, radyo ve televizyonların kuruluş ve yayınları konusunda Milli Güvenlik Kurulu (MGK)'nda hazırlandığı bildirilen ve hükümet tarafından üzerinde çalışılan yasa taslağına ilişkin olarak "Karşılaştırmalı Rapor" yayınladı. Basın Konseyi'nden yapılan açıklamada, hükümetin üzerinde çalıştığı yasa taslağının birçok yönüyle RTÜK'ün siyasi etki altındaki yapısını daha da artıracak hükümler içerdiği bildirildi. Yürürlükteki yasa ile yasa taslağı karşılaştırıldığında bu hükümlerin iletişim özgürlüğü önünde açık bir tehdit olarak net bir görünüm kazandığına işaret edilen açıklamada, tasarının kabul edilemez olduğu vurgulandı.
Basın Konseyi tarafından hazırlanan "Karşılaştırmalı Rapor"da, Başbakanlık'taki bir alt komisyonun üzerinde çalıştığı taslağın en belirgin özelliğinin "radyo ve televizyon yayınlarını siyasi iktidarın güdümüne sokmak amacıyla hazırlanmış olması" gösterildi. Raporda, taslağın bu niteliğiyle yürürlükte bulunan, ancak siyasi kadrolar tarafından oluşturulduğu için çok eleştirilen mevcut RTÜK'ü aratacak hükümler içerdiği kaydedildi. "Yürürlükteki yasa, Türkiye'de yayın yapan tüm (özel ve televizyonlar ile TRT) sesli ve görüntülü yayınları kapsayan hükümlere sahiptir. Oysa taslak TRT'yi buradaki kurul ve yükümlülükler dışında tutmakta, özel radyo ve televizyonlar için kışla kuralları getirmektedir" ifadesine yer verilen raporda, tasarıda RTÜK'ün idari ve mali özerkliğe sahip olmasının yeterli sayıldığına işaret edildi. RTÜK'ün "ekran karartma" yetkisine sahip olmasının, yeni taslak ile valilere bile tanındığına dikkat çekilen raporda tasarıya yönelik değerlendirmelerden bazıları şöyle sıralandı:
  • Yürürlükteki yasa, ulusal bölgesel veya yerel radyo ve televizyon yayınlarını izleme ve değerlendirme yetkisini sadece RTÜK'e tanımaktadır. Yeni taslak ulusal radyo ve televizyonları izleme görevini RTÜK'e verirken bölgesel ve yerel radyo ve televizyonların yayının yapıldığı illerde valilerin, ilçelerde kaymakamların bu görevi yapacağını hükme bağlamaktadır. Böylece bölgesel ve yerel radyo ve televizyonlar (ancak tek partili ve faşist devletlerde görülebilecek bir şekilde) o yöredeki mülki amirin borazanı olmaya mecbur edilmektedir. (Madde 38/a)
  • Yeni taslağın getirdiği (Bize kalırsa maksadını iyi ifade etmediği için yanlış ve çok tehlikeli uygulamalarla olanak verecek) bir hükme göre 'haberin kaynağını açıklamak zorunlu olacaktır. (Made 4/m fıkrası) Bu hüküm yasada bu şekliyle yer alırsa 'haber kaynağının gizliliğini korumak' şeklindeki temel gazetecilik ilkesi çok vahim bir şekilde çiğnenecektir.
  • Yürürlükteki yasa "Hükümetin Üst Kurul ile ilişkileri Başbakan tarfından yürütülür' (Madde 14) demektedir. Oysa yeni taslak bu ilişkinin doğruca Başbakan tarafından değil, onun görevlendireceği herhangi bir bürokrat tarfından yürütülmesine izin vermektedir. Çünkü taslakta, 'Üst Kurul, hükümet ile ilişkilerini Başbakanlık aracılığıyla yürütür' denilmektedir.
  • Yeni taslak, yürürlükte bulunmayan ancak gerekli olduğu bilinen bir hükmü de sakıncalı bir şekilde getirmektedir. Yürürlükteki yasada RTÜK'ün 'mali kaynakları' ve 'bütçesi' hakkında hüküm vardır. Bunların muhatabı da TBMM Başkanlığı ve Plan ve Bütçe Komisyonu'dur. Buna karşılık yapılan harcamaları denetleyecek bir mekanizma mevcut değildir. Oysa bu denetim gereklidir. Ancak yeni taslak bu denetim hakkını 'Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'na yani dolayı olarak Başbakanlık'a tanınmış olmaktadır. Böylece RTÜK bir de mali denetim gerekçesiyle siyasi iktidarın etki alanı içine itilmektedir.
  • Yeni taslak, 'Bütün radyo ve televizyon kuruluşları, devletin güvenliği ile ilgili elde ettiği, ancak yayınlayamayadığı haberler(i) yalnızca Başbakan'ın tayin edeceği, ilgili yürütme unsuruna bildirir. Bu husus bir protokolle düzenlenir' (Madde 72) şeklinde, Türkçesi bozuk ama yayıncıları devletin gizli istihbarat elemanı konumuna sokmayı amaçlayan bir hükme sahiptir.
  • Taslağın en ilginç maddelerinden biri, 'Devletin dış ilişkileri ile ilgili yayınlarda uygulanacak esaslar, Dışişleri Bakanlığı'nca tespit edilerek ilgili radyo ve televizyon kuruluşlarına bildirilir. Dış lişkiler ile ilgili yorumlarda kaynak belirtilip belirtilmeyeceği hususunda Dışişleri Bakanlığı'nın görüşü gözönünde bulundurulur' (Madde 74) denmektedir. Böylece tek parti döneminden 54 sene sonra devletimiz tüm radyo ve televizyonları tekrar tek parti dönemi radyosu ve televizyonu haline getirmeye niyetli olduğunu ortaya koymaktadır. src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Yaşam hakkı kurşunların tehdidi altında
    Adana'da geçtiğimiz günlerde yaşanan ve Erdinç Arslan ve Murat Bektaş'ın öldürüldüğü yargısız infaza ilişkin dün ortak bir açıklama yapan İHD ve ÇHD katliamı kınadı. EMEP, ÖDP, DBP, Halkevi, Eğitim-Sen ve Genel-İş'in de destek verdiği basın açıklamasında konuşan Avukat Erdal Yıldırım, Türkiye'de yaşam hakkının, can güvenliğinin yasal ve hesapsız kurşunlarla tehdit altında olduğunu belirterek; "Yasadışı örgüt üyesi oldukları söylenerek öldürülebilmelerinin meşruluğuna, hepimizi aptal yerine koyma pahasına inandırmaya çalışan bu kişiler, alalecele ve oldukça acemice tasarladıkları mizansene pasif tribün seyircisi aramaktadırlar" dedi. Açıklamada ayrıca yasadışı örgüt üyesi olsalar bile bunun cezasının yasalarda belli olduğu ifade edildi.
    ÇHD ve İHD olarak tüm kitle örgütlerini, basını ve kamuoyunu göreve çağıran Yıldırım, ÇHD avukatlarının olayın hukuki boyutlarını araştıracaklarını söyleyerek; olay yerinde inceleme yapacaklarını, öldürülen iki kişinin ailesi ile görüşeceklerini, tanıkları dinleyeceklerini ve geniş bir rapor ile suç duyurusunda bulunacaklarını belirtti.
    Yaralı olarak yakalanan Mustafa Köprülü ile görüşemediklerin belirten ÇHD avukatları, dava ancak açıldıktan sonra girişimlerde bulunabileceklerini, çünkü dava başlamadan girişimlerin yasal olarak önünde engellerin bulunduğunu söylediler.
    TMMOB katliamı kınadı
    Bu arada TMMOB önceki gün yaptığı açıklamada, Adana Emniyet Müdürlüğü'nce gerçekleştirilen ve iki kişinin ölümüne neden olan olayı nefretle kınadığını bildirdi. TMMOB Adana İl Koordinasyonu'na bağlı Elektrik Mühendisleri, İnşaat Mühendisleri, Makine Mühendisleri, Jeoloji Mühendisleri, Harita ve Kadastro Mühendisleri, Ziraat Mühendisleri ve Jeofizik Mühendisleri odaları tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi: "Adana'da yapılan bu gece operasyonunda karanlık noktalar bulunmaktadır. İnsan hakları ihlallerinin son bulmasını istiyor, bu infazı gerçekleştirenleri ve basına baskı kuranları nefretle kınıyor, insanların katledilmesine neden olanların yargı önüne çıkarılmasını bekliyoruz."
    Ecevit: Olay aydınlanacak
    Öte yandan Başbakan Bülent Ecevit, yargısız infaz ile ilgili olarak, "soruşturma sonucunda aydınlanacağını" söyledi. Başbakanlık'tan ayrılırken gazetecilerin olayla ilgili sorularına Ecevit, "Savcılık o konuda soruşturma açtı" yanıtını verdi. Olayda bir gelişme olup olmadığını soran bir gazeteciye de Başbakan Ecevit, "O soruşturma sonucunda belli olur" dedi.
    www.evrensel.net