Polisten Adana

Polisten Adana'da infaz

Cezaevinde yaşanan katliamın ardından, Adana'da polisin gerçekleştirdiği yargısız infaz, halkın hiçbir yerde can güvenliği kalmadığını gözler önüne serdi.

Polisten Adana'da infaz
Milli Güvenlik Kurulu'nun son toplantısının ardından Ulucanlar Cezaevi katliamı ile kendini gösteren saldırılar, Adana'da biri temizlik işçisi, iki kişinin polis tarafından katledilmesi ile devam etti. Adana polisi, kapıyı kırarak girdiği evde, "Teslim ol" çağrısı bile yapmadan, hedef gözeterek ateş etti ve o esnada telefonla görüşen ve silahsız olan 30 yaşındaki Murat Bektaş adlı temizlik işçisini öldürdü. Saat 22.30'da yaşanan baskında, yemek sofrası kurmakta olan Murat Bektaş'ın karısı Kezban Bektaş'ın bağırıp, kendini çocuğunun üzerine atması üzerine, polisin "Eyvah, yanlış eve girdik dediği" öğrenildi. Kezban Bektaş, kendini çocuğunun üzerine atarak, ölümden dönerken, kolunu sıyıran kurşunlarla yaralandı.
Akıncılar Mahallesi 24. Sokak, 27 numaralı binada, DHKP-C'ye yönelik bir operasyon sırasında meydana gelen olayın ardından, "yanlış eve baskın düzenlediklerini" anlayan polisler, aşağı indiler. Binaya giren özel harekât timleri ise, karşı dairenin kapısını kırarak, içeriyi yaylım ateşine tuttu. Bu dairede, DHKP-C Akdeniz Bölge Sorumlusu olduğu iddia edilen Erdinç Aslan öldürüldü. DHKP-C Akdeniz Bölgesi Askeri Kanat Sorumlusu olduğu öne sürülen Mustafa Köklü'nün de yaralı olarak gözaltına alındığı evde, görgü tanıkları bir de kadının olduğunu aktardılar. Fakat, evde olduğu söylenen kadının akıbeti konusunda bilgi edinilemedi. Evin duvarlarında yüzlerce kurşun deliği olduğu gözlendi. Polis, olayı görüntüleyen KTV kameramanının kasetine el koyarak, suçunu gizlemeye çalıştı.
Valilik polisi korudu
Polis infazının ardından açıklama yapan Adana Valiliği, "kapıyı açmaksızın içeriden ateş ederek karşılık verenlerle polis arasında çatışma çıktığını" iddia etti. Cinayet işlendiği sırada evde olan Murat Bektaş'ın eşi Kezban Bektaş'ın görgü tanıklığına rağmen, Efes Pilsen'de temizlik işçisi olarak çalışan Murat Bektaş'ı "terörist" ilan eden Adana Valiliği, polisleri kurtarmak için içerden ateş açıldığı iddiasını yineledi. Ancak, ölen Murat Bektaş'ın temizlik işçisi olduğunun ve yıllardır o evde oturduğunun ortaya çıkması üzerine açıklamasını değiştiren Adana Valiliği, bu kez de Murat Bektaş'ı yardım ve yataklık yapmakla suçladı.
Nişan alıp, ateş açtılar
Kezban Bektaş ise, 3 katlı binanın son katında oturduklarını, operasyon sırasında polisin kapıyı tekmeleyerek kırdığını ve böyle içeri girdiğini anlattı. Kezban Bektaş, "Polis içeri girdikten sonra, telefonda askerdeki kardeşiyle konuşmakta olan kocamı kafasından vurdu. Polis nişan alarak ateş açınca, kafası parçalanan kocam yere düştü. Polisler, 'Sana bir şey yapmayacağız' dedikten sonra kocamın cesedini alıp götürdüler" dedi.
'Olayın peşini bırakmayacağız'
Murat Bektaş'ın annesi Fikriye ve babası Ali Bektaş da olay yerine gelerek, oğullarının durumu hakkında bilgi almak istediler. ANAP'ın eski yöneticilerinden olan Ali Bektaş, oğlunun "operasyon sırasında yanlışlıkla vurulduğu"nu belirterek, Murat Bektaş'ın bugüne kadar hiç gözaltına alınmadığını ve Efes Pilsen Adana Fabrikası'nda temizlik işçisi olarak çalıştığını söyledi. Oğlunun suçsuz olduğunu söyleyen Ali Bektaş, "Olayın peşini bırakmayacağız" dedi.
'Sorumlular cezalandırılsın'
Murat Bektaş'ın aynı evin giriş katında oturan ev sahibi, Murat Bektaş'ın herhangi bir yanlışlığını görmediklerini vurguladı. Bektaş'ın kayınbabası Ramazan Babagiray da, damadının suçsuz yere öldürüldüğünü belirterek, "Hiçbir suç bulamayınca, önce terörist dediler, sonra ifadelerini değiştirip, yardımve yataklık yaptığını söylediler. Emniyet Müdürü Şükrü Yetimoğlu, bunu açıklayamıyor. Katliama kılıf buluyorlar. Sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz" dedi. Polisin öldürdüğü Murat Bektaş ve Erdinç Aslan'ın cenazeleri Adli Tıp Kurumu'na getirildi. Öldürülen Murat Bektaş'ın ailesi cenazeyi teslim almak için işlem yaparken, polis çevrede geniş önlem aldı.
Yasalar infazcı polisleri koruyor
İnsanların yaşam hakkına ağır darbe vuran ve "Terörle Mücadele Yasası"nın 12 Nisan 1991'de yürürlüğe girmesiyle yaygınlaşan yargısız infazlar, "terörle mücadele" kılıfı altında meşrulaştırılarak sistematik hale dönüştürüldü.
  • 85 yıldır değiştirilemeyen Memurin Muhakematı Kanunu, polislerin yargılanmasının önündeki en önemli engellerden biri. Polise koruma zırhı getiren kanun, işledikleri suç adam öldürme suçu dahi olsa, sırf memur oldukları için polisler hakkında yargılama yapılıp yapılmayacağına yargı organlarının değil, onların amirleri konumunda olan bağlı oldukları idarenin karar vermesini öngörüyor.
  • Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nda, "adli görev sırasında polise şüphelendiği herkesi gözaltına alması ve yakalamaya çalışırken silah kullanabilmesi" ile ilgili son derece sınırsız yetkiler veriliyor. Tutukluların kaçması, şüpheli kişinin kaçtığı ya da "dur" ihtarına itaat etmemesi durumunda başka çare yoksa polisin silah kullanabileceği belirtilirken, nefsi müdafaa, ağır hapsi gerektiren ya da suçüstü durumlarda vazifesini yapan polise direnme, devletin nüfus ve icraatına silahlı olarak karşı gelinme konularında hiçbir şart aranmıyor. Yargısız infazlar da genelde, polisin silah kullanmasıyla ilgili yetkilerinin düzenlendiği bu 16. maddeye dayandırılarak gerçekleştiriliyor.
  • İller İdaresi Yasası'nda değişiklik yapan yasa tasarısı 29 Ağustos 1997 tarihinde TBMM'de kabul edildi. Bu değişiklik sırasında da Terörle Mücadele Kanunu'na bir madde eklendi: "Teslim ol emrine itaat edilmeyerek kaçmaya veya silahlı mukabeleye yeltenilmesi hallerinde, kolluk kuvveti görevlileri, doğruca ve duraksamadan hedefe ateş etme yetkisine sahiptir." Ancak daha önce meydana gelen infazlarda tanıklar polislerin "dur" "teslim ol" ihtarında bulunmadığını defalarca dile getirmişti. Bu olaylar yaşandığında da yine diğer yasa maddeleri kullanılarak gerekçeler yaratılmaya çalışılıyordu. Yasada yapılan bu değişiklikle ise gerekçeye gerek kalmadı. Ve yerinde infaz yasalaştı.
  • Türk Ceza Kanunu'ndaki bazı maddelerde polislerin yargılandığı takdirde daha az ceza almasını sağlıyor. 448. madde "kasten adam öldürmeye 24 seneden 30 seneye kadar ağır hapis cezası" öngörürken, davalar genelde başka maddelerden açılıyor. 49. maddede, "polisin yetkili bir mercinin emrini yerine getirirken meşru ve müdafa ve zaruret halinde olduğu, bu nedenle hakkında ceza verilemeyeceği" söyleniyor. Bu madde pek çok davanın iddianamesinde yer alan ve cezasızlık halini getiren bir madde. Bu maddenin devamı niteliğindeki TCK'nın 50. maddesine göre ise, cezaya indirim uygulanıyor. 455. madde, memurun neden olduğu ölüm olayını "tedbirsizlik, dikkatsizlik ve ya acemilik" kılıfına sokarken, 463. madde, "kurşunun hangi polisin silahından çıktığı belli olmadığı için üçte birden yarıya kadar indirim" getiriyor. Cezaya indirim getiren bu maddeler 448. maddeden açılan davalarda verilen cezaları en kısa süreye indirmek için de kullanılıyor.
    www.evrensel.net