İstanbul

İstanbul'u bezeyen mimar

Mimar Vedat Tek'in binaları arasında Sirkeci postanesi, Sultanahmet'teki Defter-i Hakani ve oybar Mescidi yer alıyor.

İstanbul'u bezeyen mimar
Özlem Ergun
Osmanlı'dan cumhuriyete değin yaptığı eserler ile günümüze kadar taşınmış bir mimar Vedat Tek. O dönemdeki adıyla Postane-i Amire yani Büyük Postane, Sirkeci Garı, Haydarpaşa İskelesi, Halk Fıkası Mahfeli yani eski Büyük Millet Meclisi gibi mimari yapıların yaratıcısı... Yıllar öncesinden bugünlere halen dimdik ayakta duran bu yapılar; günümüzde 'estetikten nasibini almamış' diye nitelemenin yanlış olmayacağı beton yığınlarının yanında birer sanat eseri. Osmanlı'nın önemli mimari yapıtları arasında sayılan bu eserler, bizler çok farkında olmasak da zengin bir mimari geleneğin temsilcileri.
Günümüzün çaprık, çirkin, karaktersiz betonlarının nasıl bir anlayışın ürünü olduğunu anlamak, "şehirleşme" olgusunun yansımalarının ürtücü boyutlarını kavrayabilmek için, o yılların mimari anlayışlarına bakmak gerektiğini düşünmek yerinde olacaktır. Ve her biri nakış nakış işlenmiş sütunlara, oymalarla bezenmiş kapılara, çinilerle renklendirilmiş duvarlara durup bir kez daha bakmak...
Vedat Tek mimar oluyor...
Osmanlı seçkinlerinin son kuşağından bir aileye mensup olan Mehmet Vedat, 1873 yılında doğar. Abdülmecit dönemi saray hekimlerinden İsmail Paşa'nın kızı Şair ve Bestekâr Leyla Saz ile, Bağdat Valiliği ve bir dönem vezirlik yapan Sırrı Paşa'nın oğludur. Babasının işi dolayısı ile eğitimini Trabzon, Girit ve Diyarbakır'da sürdüren Mehmet Vedat, iki yıl da Mektebi Sultaniye'ye devam eder. 16 yaşında Paris'teki ağabeyinin yanına giderek lise eğitimini tamamlar ve mühendislik okur. Babası Osmanlı elit sınıfının eğilimine uygun olarak çocuklarının diplomat ya da asker olması taraftarı ise de, Mehmet Vedat mimar olmakta kararlıdır. Paris'te mimarlık sınavına girerek 1893 yılında eğitimine başlar. 1898 yılında, ardından genç bir mimar olarak İstanbul'a döner. Akademideki hocalığının yanı sıra, Sirkeci'deki bir handa kiraladığı odada serbest mimarlık da yapmaya başlamıştır.
Batılılaşma eğilimi
İstanbul'da Melling, Vallaury, D'aronco gibi mimarların parladığı, gerek kamu binalarının ve gerekse kişilerin konutlarının projelerinin bu yabancı mimarlara verildiği yıllardır. Vedat Bey için zor zamanlar olsa da, kısa bir süre sonra kendini kabul ettirmeyi başaracaktır. 1905'te posta ve telgraf nezareti başmimarlığına atanır. Daha sonra, Sirkeci'deki Büyük Postane'yi o tasarlarlayacaktır, ardından da Hoybar Mescidi'ni...
Yıllar sonra yapılan bir röportajda işine gösterdiği özeni şöyle dile getirecektir: "Her yeni yapı bitiğinde kendi kendime, keşke böyle yapsaydım der dururum. Mesela yeni postanenin avlusunu, merdivenlerini beğenirim de dışarısına sinirlenirim. Dikkat ederseniz dışarıda ağırlıklar vardır."
1909 yılında, Sultan Reşat tarafından saray başmimarlığına atanan Vedat Bey, 1909-1910 yıllarında ikinci önemli kamu binası olan Sultanahmet'teki Defter-i Hakani (Tapu ve Kadastro Müdürlüğü)'yi tasarlar. 1913 yılında ise Harbiye Nezareti başmimarlığına atanır. Bu dönemde Cemil Topuzlu Köşkü, Tayyare Şehitleri Anıtı ve Moda İskelesi'ni de projelendirir ve inşa eder.
Saray mimarlığından...
Mimar Vedat, Ankara'da bulunduğu süre içinde, yeni başkentin oluşmasında önemli adledilen (başta Millet Meclisi olmak üzere) pek çok projeye imza atar. Ancak bunların bedellerini alamaz ve İstanbul'a geri döner. Türk mimarlığında ulusal özellikleri arayan akımların ilki olan ve başyapıtlarını 1908-1930 yılları arasında veren birinci ulusal mimarlık akımı, bu yıllardan sonra, batılılaşmaya bağlı olarak Avrupa'dan getirilen mimarların etkisiyle, eski gerçekliğini yitirmeye başlar. "Mimarlığında yeniyi simgelemesi gerektiği" anlayışı, bir yandan kamu binalarında yeni tasarım yaklaşımını desteklerken, öte yandan geleneksel mimarinin öncüsü olan hocaların atölyelerinin çeşitli gerekçelerle kapatılmasına neden olur. Mimar Vedat, ulusal mimarinin gözden düşmesine rağmen değişimleri yakından izlemiş ve tarzından ödün vermeden yorumlamıştır. Ve bu yaklaşımı karşısında yerel ve merkezi idareler engellerle çıkmakta gecikmemiştir. Bir başka röportajında şöyle der Mehmet Vedat: "Ben eserlerimde modern Türk mimarisini tercih ederim. Bunu Selçuk üslubu ile karıştırmamak lazımdır. İyi mimar yetiştikçe, tecrübesi arttıkça, gitgide sadeliğe meyletmeye başlar. Ancak sadeliğin bir haddi var... Bu temiz sadeliği kübizm denen karmakarışık abuk subuk sadelikten ayırt edince ortada mesele kalmaz."
1949'da öldü
Yaşamı boyunca pek çok esere imza atan, dönemsel değişimler karşısında mimari yorumundan taviz vermeyen, ancak yenilikleri de yine kendi pespektifi doğrultusunda yorumlama zenginliğini gösteren Mimar Vedat Tek, 1942 yılında vefat eder.
9 Ekim tarihine kadar Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde açık kalacak 'Bir Usta Bir Dünya: Vedat Tek Sergisi'nde, kısaca anlatmaya çalıştığımız tüm bu süreçleri görme, dönemin mimari anlayışlarını kavrama ve Osmanlı'dan günümüze yapı sektörünün nasıl bir seyir izlediğini algılama fırsatını yakalayacaksınız.
www.evrensel.net