Depremzedeler unutuldu

Elinde muhtardan aldığı kağıtları gösteren bir depremzede, depremden sonra üç gün işe gitmediği için işten atıldığını, son yasayla emeklilik hakkını da yitirdiğini söylüyor.

Depremzedeler unutuldu
Ali Baş
Bir gece yarısı, bir dakika sürmedi yerkürenin sarsıntısı. Onbinlerce insan sokaklara saldı kendini. Onbinlercesi ise başlarını köydutları yastıklardan kaldırıp bir daha uyanmadılar. "Hayalet kentler" vardır, şimdi ülkemizde. Hayalet kentlerinde evlerine girmeye korkan insanlar. Oysa enkazların altındaki insanların umutları, gelecek güzel günlere dair özlemleri vardı. Hepsi yeni bir "filiz"di. Her bina mezar olurken insanlara, "Toplu katilamlaırın" üstü örtültü sessiz sedasız. Üstümüze yığılan her tuğla bedenimize saplanan 'bir kurşun'du aslında. 'Cinayetler' işlendi bir gece onbinlerce...
Deprem sonra 'Aynaya bir daha bakmayacak' onların dilinde. Cemal Süreya'nın şu şiiri vardı: "Yaşayanlar unutmuştu bizi Biz öldüğümüzle kalmıştık" Ölenler öldüğüyle kalmıştı da, yaşayanları hatırlayanların sayısı da öyle çok değildi. Depdemin üzerinden bir buçuk ay geçmesine rağmen çadırlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanlar devletin kendilerini hatırlamasını bekliyor. Ama, bu bekleyiş 'umutlu' bir bekleyiş değil.
Depremden zarar gören kentler arasında yer alan Sakarya'ya konuk oluyoruz. Arifiye'den Kent Merkezi'ne doğru ilerleyeceğimiz sırada gözlerimiz tren bekleyen fındık işçilerine takılıyor. İlk görüşte onları depremzede sanıyoruz. Bunun nedeni ise Kürt illerinden gelen fındık işçilerinin de tren saatini naylonla kaplanmış çadırlarında beklemeleri. Kent Merkezi'ne yaklaştıkça enkazların sayısı artıyor. İnsanların yüzlerinde ise yüzlerinde 'tek bir gülüş' bile yok.
Devletin büyük şehir yaptığı kentler gibi, çadırkent statüsüne alınan 'Park Çadırkent'e konut oluyoruz. Buraya gelmemizin nedeni bu çadırkent'deki işleyişin diğerlerine oranla oldukça farklı olması. Yaklaşık 200 çadırın bulunduğu Park Çadırkent'de on kişilik bir komite oluşturulmuş. Komite, çadırkente gelen malzemeleri ihtiyaç sahiplerine göre belirleyip dağıtımını gerçekleştiriyor. Buraya yakın illerden gelen EMEP'li gençler de depremzedelere yardımcı olabilmek için olağanca güçlerini harcıyor. Çadırkentlerde yaşayanları 'ortak' sorunu ise ilk kez 'gerekli' olan devletin kentlerine sırt çevirmesi. Çadırkentlerde insanlar normale dönme çabasında. Ama, insanların yüzlerinde ki burukluk kolay kolay gidecek gibi değil. Kafalarındaki en büyük sorun ise devletin vereceğini söylediği 100 milyon liralık kira yardımı. Ancak, kira yardımından yararlanmak isteyenler çadırları boşaltacaklar. Çadırları boşaltacaklar da nereye gidecekler? 100 milyon lirayı alan bir daha devlete 'problem' olmayacak. Herkes başının çaresine bakacak.
Elinde muhtardan aldığı kağıtları gösteren ve bir işe yaramadığını söyleyen Mürvet Yakışan depremden sonrasını şöyle anlatılyor: "Depremden sonra oturduğumuz ev zarar gördü. Korkudan eşyalarımızı girip almıyoruz. Günlük yaşantımızı devam ettirmek için çalışmak zorundayız. Üç gün işe gitmedin diye işten çıkarttılar. Şu anda temizliğe gidiyorum. Devlet bize iş göstersin çalışalım. Son çıkan yasayla zaten emeklilik hakkımı da kaybettim. Devlet 100 milyon lira kira yardımı yapacağını söylüyor. Ama, 'çadırları boşaltın' diyor. Nereye gidelim. Üstelik bizim bulunduğumuz çadırkentte devletin hiçbir yardımı olmadı. Sadece çadırkent statüsü verdiler. Sesimizi duyurmamız gerekiyor".
Hayri Kaş ise ülkede yıllardır değişen hiçbir şeyin olmadığını söylüyor ve ekliyor: "1967 yılında meydana gelen depremde de yardım sözü verildi. Ancak o yılarda da verilen sözler tutulmadı. Peki bu işin kaymağını kim yedi? Gelen yardımlar depremzedelere ulaşamıyor. Gerekli ihtiyaçlar dururken 'Soda' dağıtımı yapıyorlar".
Çadırların birinde ise Sakarya'da dördüncü kez depreme tanık olan 74 ve 75 yaşlarındaki Hayriye Cürük ile Nazmiye Nal'ın çadırlarına konuk oluyoruz. İki yaşlı kadın deprem sonrasını şöyle özetliyor: "Devlet buraya hiç uğramadı. Hep halk geldi. Biz hükümet istiyoruz. Bir daha oy kullanabilirsek bu partilerede oy vermeyeceğiz. Kızılay'ın yemeklerini yiyemiyoruz. Konservelerin hepsi bayat. Hep halk yardım etti. Sularımızı çadırlara kadar getirdiler. 250 gram yağ alabilmek için 1,5 saat kuyrukta bekledik. Polisler üstümüze saldırdı. Bir dayak yemediğimiz kaldı. Yardımı onlar yapmadı ama gelen yardımları da dağıtmayı beceremediler."
Hayalet kentlerindeki cesur insanlar inadına sarılıyorlar yaşama dört elle. Erzincan'da, Adana'da, Dinar'da, biz bu acıyı çok görmüştük. Acılarımız henüz 'kor' dur bizim 'Süslenmiş sözler' söndüremez bu koru. Söndüremez de iyice 'alevlendirir'. 'Çeliğe şekil veren eller' yeniden kuracak hayatı emekle, sabırla, sevgiyle canlanacak emekçilerin kentleri...
www.evrensel.net