EMEP: TBMM yeni yıkım yasaları    hazırlığında

EMEP: TBMM yeni yıkım yasaları    hazırlığında

Emeğin Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, TBMM'nin ülke bağımsızlığını yok eden ve emekçilerin yaşamlarını güçleştiren yeni yasal hazırlıklar içerisinde olduğunu vurguladı.

EMEP: TBMM yeni yıkım yasaları    hazırlığında
Emeğin Partisi (EMEP) Genel Başkanı Levent Tüzel, 21. dönemin ilk yasama yılını emperyalist ilişkiler ve IMF ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde özelleştirme, tahkim, sosyal güvenliğin tasfiyesi, çetelere af çalışmalarıyla geçiren TBMM'nin, ikinci yasama yılına başlarken ülke bağımsızlığını yok eden ve emekçilerin yaşamlarını güçleştiren yeni yasal hazırlıklar içerisinde olduğunu vurguladı.
55 milyonu tehdit eden gelişmeler
Tatil öncesi "yoğun çalışma" temposuyla ve işsizlik sigortası adı altında çıkartılan mezarda emeklilik düzenlemesini, sosyal güvenliği bütünüyle ortadan kaldıracak uyum yasalarının izleyeceği uyarısı yapan Tüzel, "Özelleştirmeci yeni liberal politikaların nasıl sosyal devlet anlayışını yok ederek 55 milyon emekçiyi tehdit eder noktaya geldiğini ibretle izleyeceğiz. Tabii sıcak yaz günleri beş yüz bin emekçinin pretosto ve isyanını veto beklentileriyle söndüren sendika bürokrasisi, emekçileri bu kez de yatıştırmayı becerebilirse bu kara tablo gerçekleşecek" dedi.
Yargıtay başkanının konuşmasıyla tekrar tartışmalara yol açan 12 Eylül Anayasası ve bunun şekil verdiği temel yasaların tüm antidemokratik baskıcı özellikleriyle ortada durduğunu dile getiren Tüzel, şöyle devam etti: "Değil demokratikleştirme düzenlemeleri, sistemin güçlendirilmesi yönünde ihtiyaç duyulan özelleştirme ve tahkim anayasal hükümler haline getirilmiştir. Meclis'in gündeminde bekleyen "reformlar" ise demokratik içerikten ve reform olmaktan uzaktır. Ülkenin bir bölümünde süren ve her dört ayda bir uzatılarak yıllardır bir yönetim biçimi haline gelen OHAL ve bunun şekillendirdiği yaşam biçimi, yakıcı olarak yaşamaya devam ettiğimiz Kürt sorununun merkezinde durmaktadır. Aradan geçen bunca gelişmeye; silahların bırakılması vb'ne rağmen hak eşitliği temelinde demokratikleşme ve yaşamın normalleşmesi, özel tim ve koruculuk uygulamalarının kaldırılması Meclis'in gündeminde değildir."
Üzerinden bir ayı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen tüm ülkeye bir felaket olarak çöken depremin yarattığı sorunları çözmek doğrultusunda ciddi hiçbir adım atmayan Meclis'in yeni dönemde de fon oluşturmak, vergi düzenlemek, konut ihaleleri açmak gibi halkı sıkıntıya sokmaktan ve belli çevreleri ihya etmekten başkaca bir planı olmadığını dile getiren Tüzel, "Yüz bini aşkın depremzede ailenin talepleri ve her yeri deprem alanı olan bütün Türkiye halkının önlemler ve hazırlıklara dönük talepleri orta yerde durmaktadır" dedi.
Tam tatil öncesi çıkartılan, ancak tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmek zorunda kalınan af yasasının, toplumda başka boyutlarıyla deprem havası yarattığını kaydeden Tüzel; Meclis'in açılmasıyla birlikte ilk sıralarda görüşülecek olan af yasası, on hükümlünün ölümüne ve onlarcasının yaralanmasına neden olan Ankara Merkez Cezaevi'ndeki operasyon üzerine tartışmalar yapılacağını hatırlattı. Tüzel, ayrıca, ayrımcı ve belli çevreleri koruyucu, toplum ve kamuoyundaki değerleri inciten bir af yerine gerçekten toplumsal bir barışa hizmet eden, siyasileri de kapsayan ayrımsız bir af yasasının yaşanan acıları biraz olsun hafifleteceğini vurguladı.
Başbakan'ın büyük umutlarla gittiği ABD'den eli boş döndüğünü dile getiren Tüzel, "Gözetilirse bütçe açıklarına kaynak yaratma adına başta enerji sektörünün peşkeşi, yeni zamlar ve vergiler, tasarruf fonları ve kıdem tazminatlarına göz dikilmesi, özel sigortacılığın sosyal güvenliğin yerini alması, Meclis'in yeni dönem uygulamalarının başında gelecektir" dedi.
Emekçilerin birleşmesi şart
Görünen tablonun hiç de iç açıcı olmadığını dile getiren Tüzel, sözlerini şöyle sürdürdü: "Fedakârlık halktan, dar gelirlilerden ve sürekli yoksullaşanlardan beklenmektedir. Halkın, dün oy verdiği ve Meclis'e taşıdığı partilere aradan geçen bunca şeyden sonra güveni kalmamıştır. Meclis bir bütün olarak halkın bu güvensizliğini pekiştirecek uygulamalar içinde olmuştur. Yapılacak olan, yine bizim, yani emekçilerin olan haklar ve özgürlükler için birleşmek, örgütlenmek ve mücadele etmektir." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'Sendikalar saldırılara boyun eğmeyecek'
Ankara Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi'nde gerçekleştirilen ve 10 tutuklunun ölümüyle sonuçlanan katliama tepkiler sürüyor. Tutuklulara yönelik saldırıları protesto etmek için, Türk-İş, DİSK ve KESK'e bağlı sendikalar ile Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi'nin katılımıyla dün saat 12.00'de, Genel-İş İstanbul 2 No'lu Bölge Şube'de basın toplantısı düzenlendi.
'Saldırı planlıydı'
Sendikalar ve ÇHD tarafından ortak hazırlanan basın metnini okuyan T. Deri-İş Başkan Vekili Musa Servi, katliamın, hükümet, patronların elindeki basın ve televizyonlar tarafından kamuoyuna basit bir "isyan bastırma" olarak sunulduğunu belirterek, "Oysa, ölenlerin önemli bir bölümünün av tüfeği türü özel silahlarla öldürülmüş olması gibi olgular göstermektedir ki olay bir çatışma değil, bilinçli ve planlı bir katliamdır" dedi.
'Gözdağı verildi'
Katliamın tesadüf olmadığını belirten Servi, uluslararası sermayenin, ABD ve IMF'nin direktifleriyle haraket eden siyasi iktidarın emekçi sınıflara karşı saldırgan bir eğilime girdiğini söyledi. Katliamın, olası muhalefeti engellemek için verilmiş bir gözdağı olduğunu ifade eden Servi, "Siyasi iktidar bu sorunu çözmek yerine, 'hücre tipi cezaevi' uygulamasını dayatmaktadır. Hücre tipi cezaevi uygulaması ise hükümlülerin diri diri mezara gömülmesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla ortaya çıkan gerginlik, devletin kendi sorumluluğunu yerine getirmemesinden kaynaklanmıştır" açıklamasında bulundu. 'Hükümet istifa etmeli'
"Katliamın siyasi sorumlusu olan hükümet istifa etmeli, katliamın failleri cezalandırılmalıdır. Hücre tipi cezaevi programına son verilmeli; cezaevleri insan onuruna uygun standartlarla yönetilmelidir" diyen Servi, düzenledikleri basın açıklamasının amacını, siyasi iktidarın şiddetlenen saldırganlığına karşı ortak bir emekçi duyarlılığı yaratmak olarak tanımladı.
Servi'nin basın açıklamasını okumasının ardından söz alan Limter-İş Sendikası Genel Başkanı Kazım Bakış ise, gerçekleştirilen katliamın, muhalif kesimlere ve hakkını arayanlara karşı yapıldığını söyledi. Bakış, sendikalarının eğitim uzmanı Süleyman Yeter'in gözaltında dövürülerek öldürüldüğünün savcılık tarafından da tespit edildiğini anımsatarak, olayın takipçisi olacaklarını söyledi.
Katılan sendikalar
Genel-İş'teki basın açıklamasına şu sendikalar katıldı: "T. Deri-İş, Hava-İş, TÜMTİS, Bank Sen, Basın-İş, Dev Sağlık-İş, Gıda-İş, Limter-İş, Nakliyat-İş sendikaları genel merkezleri ile Belediye-İş 1-2 No'lu, Mezbahalar ve Beyoğlu Şubeleri, Genel-İş 2 No'lu Bölge Şubesi, Emekli-Sen İstanbul Şubesi, Tüm Bel-Sen İstanbul 1 No'lu Şube, Enerji Yapı Yol-Sen İstanbul Şubesi, ÇHD İstanbul Şubesi."
İHD Ankara Şubesi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'ndeki katliamın ardından, olayı gizleme çabalarının ve tutuklu yakınlarına insanlık dışı baskıların sürdüğünü bildirdi. Açıklamada, katliamda yaşamını yitiren tutukluların cenazelerinin polis tarafından kaçırılarak gömüldüğüne ve cenaze törenine katılmak isteyenlerin kıyasıya dövülerek gözaltına alındığına dikkat çekildi.
'Katliam provokasyondur'
Büro Emekçileri Sendikası (BES) Ankara Şubesi ise, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'ndeki katliamın, af tartışmalarının gündemde olduğu bir dönemde mafya ve çetelerle siyasi tutukluları eşitlemek, siyasi tutukluların af kapsamı dışında tutulmasının gerekçelerini oluşturmak amacıyla yapılan provokatif bir operasyon olduğu ifade edildi.
Ölücanlar Cezaevi'
Tüm Çalışma ve Sosyal Güvenlik Çalışanları Sendikası (Tüm Sosyal Sen), Ulucanlar Cezaevi'nin "Ölücanlar Cezaevi"ne dönüştürüldüğünü bildirdi. Kamu Emekçileri Sendikaları Ankara Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Veysel Yıldız da, olayların sorumlusu tüm yetkililerin görevden alınarak, haklarında soruşturma başlatılmasını talep ettiklerini söyledi.
www.evrensel.net