Baudrillard ve Hollywood: Düzenin

   'tağyir, tebdil, ilgası' ve MATRIX

Baudrillard ve Hollywood:
   Düzenin 'tağyir, tebdil, ilgası' ve MATRIX
(Jim Rovira'nın yazısından derleyen Özgür Yaren)
İşyerinde birlikte çalıştığım şefim bir gün bana içini döküp önemli tahlillerde bulundu; basit gözlemler kılığında kurnazca düşünülmüş toplumsal tahliller…
Bana 'düzen'de yer alan herkesin düzene ne kadar bağımlı olduğunu, varlıklarına rıza gösterdiğimiz günlük temel "şey"lerin herbirinin artık yaşamsal önem taşıdığını gösterdi… Elektrik, otomobiller, benzin, hipermarketler, polis, telefon, bilgisayarlar… Liste uzayıp gidiyordu… Büyük şehirlerdeki hipermarketler bir gün kapansa, insanlar ciddi ciddi aç kalırlardı. Sonuç olarak hepimiz düzenin köleleriydik… Wachowski kardeşlerin son filmi Matrix de bu yönüyle Fransız sosyolog Jean Baudrillard'ın bir kitabıyla ilintiliydi..
İlk sahnelerin birinde "Neo" (Keanu Reeves) Baudrillard'ın "Simulacra and Simulation" (Hayal ve Taklit) adlı kitabının "Nihilizm Üzerine" bölümünü açar. Kitabın içi, Neo'nun el altından sattığı korsan bilgisayar programlarını saklaması için oyulmuştur… Filmde kitabın ortalarında gösterilen "Nihilizm Üzerine" bölümü aslında sonlarında yer alıyor, belli ki filmin yapımcıları, belirli bir felsefi metinden etkilendiklerini göstermeye çalışmışlar… (Bu "Sponsorumuz Nokia, bol bol cep telefonu gösterelim, Baudrillard'ın metninden yola çıktık, metnin kendisini gösterelim" anlayışı filmde takıntılı bir teşhircilik durumu yaratmış… Ç.N.)
Demek ki, mesih betimlemesi (Şu "seçilmiş kişi" (mesih) inancı), Doğu felsefesi, Yunan mitolojisi (Bu arada, Platon'un ünlü 'Mağara Allegorisi' vb.) gibi birçok farklı akım ve kaynaktan etkilenen yapımcılar filmin senaryosunu ve karakterlerini yaratırlarken özellikle bu metinden faydalanmışlar. Öyleyse, bu adamların aklından geçenleri anlamak ve filmin içeriğine "felsefi ve sosyolojik" bir yaklaşım için Baudrillard'ın "Hayal ve Taklit" kitabı iyi bir başlangıç noktası…
Matrix'te yapay zekâ üretimi yapacak düzeye gelen bilgisayar teknolojisinin düşünen, arzulayan ve bağımsız hareket edebilen ürünlerinin gelişerek insanlığın kontrolunü tümüyle eline geçirmesi anlatılıyor. (Yani "Dr. Frankenstein"dan "Terminatör"e, bilim kurmacanın en sık ele aldığı konu, yine karşımızda; teknoloji korkusu…) İnsanların ayaklanması kitlesel bir tufana dönüşmüş, nükleer zamazingolar tüm doğaya yayılmış, böylece güneş enerjisiyle çalışan yapay zekâlı bilgisayarların enerji kaynağını yok etmek için yeryüzünün güneş ışığıyla bağlantısını kesmişler, ama bu işe yaramamış ve robotlar bu kez enerji kaynağı olarak insan yetiştirmeye başlamışlar. İnsanlar içi vıcık vıcık tuhaf bir jelle dolu yapay rahimlerde doğar, büyür ve ölür olmuşlar. Bu arada ürettikleri vücut ısıları ve elektro kimyasal güçler de bu robotlara enerji kaynağı oluyormuş. Bu jöle dolu rahimlerde hayatını sürdüren insanları mümkün olduğunca uzun yaşatmak ve jöleli gerçeğin farkına varmalarını engellemek için de akıllı bilgisayarlar Matrix adında, insanlara 20. yüzyılın sonları dünyasının hatasız bir kopyasını sunan bir sanal dünya programlamışlar. Jöle dolu rahimlerde yaşayan insanlar bilgisayar ağına beyinlerinden kablolarla bağlı olduklarından her biri 20. yy'da dünyada bir yerlerde normal bir yaşam sürüyor gibi hissediyorlarmış.
Baudrillard'a göre "hayal" aslı olmayan bir surettir, 'Matrix' de tam böyle bir şey. Filmde 20. yüzyıl dünyası gitmiş, gerçek dünya nükleer bir çöplüğe dönmüş, şehirler kavrulmuş ve boşaltılmış, sadece yeraltında yaşam sürmek mümkün ama insanlar bu gerçekliği kendinden menkul hayallerde yaşıyorlar.
Baudrillard'a göre çağdaş bilim kurmacanın sonraki adımı böylesi sahte gerçekliklerle uğraşmak olmalı… Buck Rogers'tan 'Uzay Yolu'na, erken bilim kurmaca yapıtlarında konu edinilen 'uzaya yollanan öncü kuvvetler' teması, kostümler ve silahlar dışında, yerlilerle savaşarak yeni topraklar kazanmaya çalışan askerlerin hikâyesinden farklı değil.
Baudrillard bilim kurmacanın yeni bir yöne sapacağından bahsediyor… Ona göre bilim kurmaca türünün makbul olanı "Simulasyon modellerinin (ya da hayal mahsüllerinin) gerçek olduğuna dair duygu uyandıran ve sıradan, tecrübe edilmiş gerçeği ters yüz ederek kurmacaya dönüştüreni, çünkü bütün bunlar hayatımızdan elini eteğini çekmiş durumda… (Bu bir anlamda gerçeklik duygusunun yitirilmesi demek oluyor.) Gerçeğin halüsinasyonundan, tecrübe edilmiş, günlük rutin ama yeniden kurulmuş ve bazen hiç de sıradan olmayan tuhaf ayrıntılara değin…"
Matrix de tam "hayal mahsulü", gerçeklik duygusu yaratan, insanı bakır başlıklı pillere indirgemeye ve kontrol altına almaya çalışan ve onların enerjisiyle sistemi besleyen ve varlıklarını sürdürebilmek için sisteme bağımlı kılan bir dünya tasavvuru olarak beliriyor…
Bu yaşadığımız dünya, para kazanmak için çalışıyor ve kazandığımız parayı marketlere, giyim kuşama, örnek aldığımız "kentli insan" modeline kısaca hayatta kalma uğruna harcıyoruz… Tıpkı 'Neo'nun yaptığı gibi… Düzenden para alıp, düzene geri veriyoruz… Tıpkı, yediklerini toprağa gübre olarak geri veren sığırlar gibi…
Kader "Yeni adam" "Neo"yu bir mesih gibi -ölüp dirilen Matrix içinde mucizevi güçlere sahip olan, yahuda figürünün karşılığı "davadan dönen" Cipher tarafından (12 havariden İsa'ya ihanet edeni) ihanete uğrayan- "seçilmiş" kişi olarak 'Matrix'e son verip insanlığı kölelikten kurtarmaya yöneltiyor. Morpheus (Yunan mitolojisinde Rüya Tanrısı) Vaftizci John (İsa'nın habercisi) figüründe 'Neo'nun seçilmiş olduğunu diğerlerine ve özellikle Neo'nun kendisine müjdeliyor… Film içindeki ana çatışma hakikat ve rahatlık arasında geçiyor… Morpheus, Neo ve onlara inananlar "hakikat"i seçip ne pahasına olursa olsun 'Matrix'le boğuşurken, yan karakterlerden Cipher, 'Matrix'e yeniden dahil olabilmek ve geçmiş ihanetlerini hatırlamayacağı mutlu, konforlu bir hayat yaşayabilmek için arkadaşlarına ihaneti seçiyor, gerçek olmadığını bile bile Matrix'in konforunu tüm sertliğiyle "hakiki dünya"ya tercih ediyor.
Tüm bu kararlarla gerçek dünyada da yüz yüze gelmemiz gerekiyor. Bu yolda ilk adım 'düzen'in köleleri olduğumuz "hakikat"ini idrak etmemizden, sonraki ise özgürlüğümüzü kazanmak için "güvenliğimizden" ve konforumuzdan fedakârlık etmemiz gerektiğini bilmekten geçiyor... Bütün bu adımlar filmdeki tüm kahramanlar tarafından atılıyor, onların ötesinde ne var? "Nihilizm Üzerine" kitabının "Hayal ve Taklit" başlıklı bölümünde terörizmi, düzenin kontrol mekanizmalarını gün ışığına çıkarabildiği için savunuyor ama düzenin kendiliğinden nihilist olduğunu ve şiddeti bile kendi aldırmazlığı içinde soğurup etkisizleştirdiğini de gözlemliyor. Yani bu çaba beyhude mi? Baudrillard'a göre bu sorun çözümsüz görünüyor…
Bu terörizm savunusu filme nüfuz eden şiddeti açıklıyor. Peki film bir çözümü işaret ediyor mu? Film de 'Neo' Matrix içindeki kimliğini ve gücünü kavrıyor ve sonunda programa son veriyor. (En azından bize öyle olduğu izlenimi veriliyor) Ya sonrası? Filmin dünyasında milyonlarca insan yapay rahimlerde, içinde bulundukları gerçek durumdan habersiz ve "hakiki" dünyada yaşamak için hazırlıksız bir şekilde yaşamaktaydı, düzenin aldatıcı mekanizması çökertildiğinde bu milyonlara ne olacak? Dünya birdenbire bu kadar insanı besleme sorunuyla karşılaşırken ve insanların çoğu "aydınlatılmaya" hazır değilken 'Neo' ve 'Morpheus' programı kapatıp milyonları ölüme mahkûm etmeliler miydi? Bu tip bir isyan insanlık yararına haklı gösterilebilir mi?
Peki düzenin olduğu gibi sürüp gitmesine izin vermek kabul edilebilir midir? Filmin dünyasında olması gereken tek şey düzenin beyninin tekrar insanların kontrolüne geçmesidir. Hain bilgisayar, insanlar tarafından ele geçirilmeli, insanlarla beslenmesi engellenmeli ve mümkün olduğunca yapay rahimlerde yaşayan insanlar uyandırılmalı, alışamayacak olanların sanal hayatlarını sürdürmelerine izin verilmeli, yapay rahimlerde yaşayan nesil bittiğinde bilgisayar kapatılmalı…
Ancak içinde yaşadığımız 'Matrix' halihazırda insanlar tarafından, hem de kimi zaman filmdekinden daha zalimce kontrol edilmekte. Kaç seçeneğimiz var? 'Neo' sonunda 'Matrix'i kontrol edebilecek güce sahip olduğunu fark ettiğinde bir 'ajan'ın içine atılıp onu içinden patlatıyordu. Terörizm ise düzene dışarıdan saldırıp, düzene sıkışanları da tehlikeye attığı için başarısız oluyor. Hollywood, tüm dünyada tüketilmek üzere bütün ihtişamıyla bir şölen daha hazırlamış görünüyor. Etkileyici görselliği bir yana, içeriğiyle de benzerlerinden farklı olduğu da doğru. Filmin savunduğu değerler ve sahip olduğu içerik tıpkı görselliği gibi parlak ve cafcaflı, filmin yapımcılarının söyleyecek çok sözleri var gibi duruyor, ancak unutulmaması gereken bir gerçek, parlak ve afilli sözler aynı zamanda kafa karıştırıcı ve yanıltıcı olabiliyor, film tüm bu gerçeklik, taklit ve hayal tartışmaları arasında görselliğinden büyülenmiş gözlerin önünde usulca tarihe yön veren sınıf çatışmasını suya sabuna dokunmayan, zararsız "iyi insanlar-kötü robotlar" çatışmasıyla ikame ediyor… Üstelik bunu da alay edercesine, "hakimler"le mücadele eden "tabi"lerin benimsediği terminolojiyi kullanarak yapıyor…
"Direniş"ve "mücadele" kelimeleri akıllı bilgisayarlara karşı yürütülen bir savaşta kullanıldığında yumuşuyor, "zararsızlaşıyor".
www.evrensel.net