Eski defterleri canlı kayıtlarla karıştırmak

Bülent Ortaçgil'in "Eski Defterler" adlı yeni albümü, eski şarkıların, yeni düzenlemeler ve canlı kayıtlarla yorumlanmasıyla oluşturulmuş.

Eski defterleri canlı kayıtlarla karıştırmak
Sinan Gündoğar
Bülent Ortaçgil, her albümünde yeni şarkılar üreten ve bu şarkılarda kendini yansıtmaya çalışan bir sanatçı. Ortaçgil'in "Eski Defterler" adlı yeni albümü, birçok yönden önceki albümlerinden ayrılıyor. Bülent Ortaçgil ile, yeni albümünün niteliğinden şarkılarda kullandığı dile kadar farklı konularda görüştük.
"Eski Defterler"deki canlı kayıt projesi hakkında bilgi verir misiniz?
Bu proje, son albümüm "Light"ı kaydetmeden kafamda oluşturduğum bir projeydi. Çünkü beş kişiyle birlikte altı yedi yıldır çalıyoruz. O nedenle bu ekibin çaldığı Ortaçgil şarkılarının son sahne üstü canlı performansları nedir, bunu kaydetmek istiyordum zaten. Ekip yaratıcı bir ekip, sürekli çalmaktan ileri gelen bir form yükselişi de var ekipte.
İkinci sebep de, Türkiye'de canlı kayıt geleneği pek yok. Bunun önünde teknolojiden, çalgıcıdan kaynaklı engeller var. İnsanlar albüm çalışmasının nasıl yapıldığını bilmedikleri için bunu, "İnsanlar girip, önceden dinledikleri şeyleri patır kütür çalıyor" şeklinde düşünebilirler. Aslında müzik öyle kaydedilmiyor. Terzinin kumaş parçalarından yama yapışı gibi ya da bir ressamın değişik malzemelerle üst üste kolaj yapması gibi üretiliyor stüdyolarda müzik. Ama müzik canlı çalındığında var olan bir şeydir. Öbür türlüsü, teknolojinin ürünü olan başka bir şeydir. Kabaca hiledir. Stüdyoda yaptığınızı sahnede çalamadığınızda, bir anlamı kalmıyor ürettiğiniz müziğin.
Türkiye'de bu tarzdaki canlı kayıtlarla oluşturulmuş albümlerin sayısı bildiğim kadarıyla ikiyi üçü geçmiyor. O nedenle "Eski Defterler"in böyle bir orijinalliği var. Ekip olarak, çok sık çalmaktan kaynaklanan formumuzu, canlı kayıt yapmak için yeterli gördüğümüzden böyle bir kayıt yapalım dedik. Stüdyoda canlı kaydı gerçekleştirdik. Bir unsuru göz ardı etmek zorunda kaldık. Biz canlı çalarken, dinleyici unsurunu göz ardı ettik. Çünkü stüdyoda beş tane adam vardı. Biz canlı çaldık ama, dinleyiciyle karşılıklı etkileşimi içeren bir canlı kayıt olamadı ne yazık ki. Yine de Türkiye'de müzik dinleyenlerin pek alışık olmadığı biçimde canlı çalınmış, neyse o olan, yalanı dolanı olmayan bir projedir. O açıdan benim için önemli bir proje.
Albümde neden eski şarkılara yer verdiniz?
Bu proje aşamasında sürekli olarak "Benimle Oynar mısın?" şarkılarının -ki 25 yaşında onlar- neden yeniden kaydedilmediği soruluyordu. Ben de kendimi tekrarlamamak için bunları kaydetmek istemediğimi söylerdim. Canlı çalındığında bu parçaların form olarak da başka olduğu, şarkıların farklılaştığı, hatta 25 yıllık süreç içindeki o şarkıların nereden başlayıp nereye geldiğinin canlı bir örneği olacağı için, "Benimle Oynar mısın?"ı hiç kaydetmememe rağmen bu projede kullandım. Bir başka neden, benim müzikal arşivimde, Ortaçgil sevenlerinin en fazla eleştiri yönelttiği bir albüm vardır, o da Onno Tunç'la birlikte yaptığımız "İkinci Perde" albümüdür. Nedeni, albüm çoğunlukla bilgisayarla yapılmıştır, elektroniktir, o nedenle benim temsil ettiğim müzikal tavır içinde biraz yabancı tavırdır. Bilgisayarla uğraşanlar bilir: Her şey mükemmeldir, ama buna rağmen doğal sesler değillerdir, metal seslerden oluşmuştur. O nedenle, şarkıları ve Onno'nun aranjmanlarını çok beğenmeme rağmen, o albümün, müzisyenlerle birlikte çalındığında neye benzeyeceğini öğrenmek için de bir fırsat oldu, bu proje. Bir de "Benimle Oynar mısın?" ve "İkinci Perde" arasında Çekirdek Sanatevi'nde yaptığım ve hiçbir yerde doğru dürüst kaydı olmayan bir iki şarkı da canlı çalınarak repertuvara dahil edildi. "Eski Defterler"in kapsamı bu. Şimdiye kadar benim yaptığım bütün albümler, yeni şarkıları ve yeni müzikal tavırları da içerirlerdi, ilk defa böyle bir projede eski defterlerin karıştırıldığı, kendi içinde orijinalliği olan bir albüm gerçekleştirdim.
Yıllar önce oluşturulan şarkılarla belirli bir beğeni oluştuktan sonra, o şarkıları yeniden düzenlemek, aynı zamanda öncekinden geriye düşmek gibi bir tehlikeyi de içermiyor mu?
Geriye düşmek gibi olmaz da, burada önemli unsur şu: Müzik dinleyicileri de aslında tutucu olmaya başlıyorlar. Diyelim, "Benimle Oynar mısın"ı bir piyano ve bir gitarla, yirmi yaşındaki Ortaçgil sesiyle dinlemeye alışmış bir dinleyici Ortaçgil'in bundan sonraki müzikal gelişmesi de ona benzesin, onunla bağdaşık olsun istiyor. Ya da aynı şarkıyı 25 yıl sonra aynı şekilde dinlemek istiyor. Böyle bir şey doğanın yürüyüşüne aykırı. Ben değişiyorum, benimle birlikte o müziği çalanlar değişiyor, beni dinleyenler değişiyor. Aradan çeyrek yüzyıl geçmiş, Ortaçgil'in 25 yaşındaki "Benimle Oynar mısın?"ı yorumlamasıyla 45 yaşındaki yorumu arasında haliyle farklılıklar olacaktır. Bu doğaldır. Aksi durum, müzisyenliğin hep kendini tekrarlamaktan ibaret bir zanaat olmasına dönüşecektir ki, o da son derece tehlikeli, sıkıntı verici olacaktır. Şarkılar da yaşarlar, büyürler, gelişirler, başkalaşırlar. Bu her zaman daha iyi olacakları anlamına gelmiyor. Daha kötü de olabilir. Bu projede benim amacım, 25 yaşına gelmiş şarkıların yorumunda seçtiğim formatı sunmak.
Şarkılarda kullandığınız dil, tamamen bir konuşma dili. Şarkılarınızda kullandığınız dili nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu benim estetik dağarcığımın bir sonucu olarak ortaya çıkan bir seçimim. Bunu neden öyle yaptığımı açıklamam zor. Benim özellikle üzerinde uğraştığım ve müzikal yaşantımın benim için önemli olan bölümü şudur: Ben her zaman kendimi iyi anlatmayı denedim. Kendimi ne kadar iyi anlatırsam, insanlarla kurduğum diyaloğun tamamen tüketime yönelik olan bu piyasanın formatı dışında olacağını kavradım. Dolayısıyla ben kendimi iyi anlattığım için de, benim koşullarıma benzeyen koşullarda yetişmiş insanlarla bir şeyler paylaşacağımı umarak o dili kullandım. O dil Ortaçgil'e ait olan, içinde doğal olarak kendi şiirselliğini taşıyan, benim okuduklarımla, yetişmemle, kendi dağarcığımın büyüklüğüyle orantılı bir dil.
www.evrensel.net