Çingene'ye yardımda da ayrım

Deprem öncesinde Kocaeli'de yaşayan birçok Çingene, deprem sonrasında, zaten kıt kaanat sürdürdükleri yaşamlarını devam ettirmekte zorlanıyor. Birçoğunun çalışma alanları ortadan kalktığı için parasız kalan Çingeneler, yardım almak için başvurduklarında kovuluyorlar.

Fabrikalar kent dışına kaydırılmalı
Sibel Hürtaş/Muzaffer Özkurt
Onlar deprem bölgesinin "esmer vatandaş"ları: Kendilerine "Roman" diyen Çingenelere İzmit'teki yetkililerin taktığı isim bu. Deprem sonrası iş alanlarının tamamen sınırlandığını dile getiren Çingeneler, buna rağmen kendilerine yardım edilmediğini ve ayrım yapıldığını anlatıyorlar.
Bu konuda dertli olan insanlardan birisi de Huriye Ondan. Kaldıkları naylondan bozma barakayı göstererek, "Burada on kişi kalıyoruz. Yatacak yerimiz bile yok. Yemek, sağlık hiçbir derdimizle ilgilenmiyorlar" diyen Ondan, güvenliklerini de kimsenin umursamadığını söylüyor. Son 5.8'lik artçı deprem sonrası yamulan cami minarelerini gösteren Ondan, "Burada hiçbir önlem alınmadı. Güvenlik şeridi yapılmadı. Yıkılan binalar oldu. Korkuyoruz oralardan geçmeye" dedikten sonra ihtiyaçları için muhtara gittiklerinde, kovulduklarını belirtiyor.
Konuşma sırasında kızını kucağına alarak yanımıza gelen Yılmaz Çaça da dertlerini anlatıyor: "Her şeyi kendi imkânlarımızla yapıyoruz. Hiçbir yardım yapılmıyor. İki kızımla bu barakalarda yaşıyorum. Ne yapsın bu insanlar da oradan buradan bulduklarıyla yaşıyor" diyen Çaça, bu hallerini Kocaeli Belediye Başkanı Sefa Sirmen'in görmesi gerektiğini belirtiyor öfkeyle ve "Seçim zamanı geliyorlar şimdiyse bir tek yardım yapmıyorlar" diyor. Şu an parası olanın bir şeyler bulabildiğini, kendileri gibi parası olmayanların ise açıkta kaldığını kaydeden Çaça, tüm bu dertlerine bir de işsizliğin eklendiğini ifade ediyor. Çaça, en çok da ırk ayrımı yapılmasına kızıyor ve "Bizi adam yerine koymuyorlar. Bak bu barakanın içinde on kişi kalıyor. Biz Roman'ız diye ayrım yapıyorlar" diyor.
Yılmaz Çaça, bizi daha sonra ablasının yanına götürüyor. O da dertli: "İzmit'te Çingeneler dışlanıyor. Depremden beri buradayız, hiçbir yardım görmedik. Çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılayamıyoruz. Bize esmer vatandaş diyorlar. Devletin bizimle ilgilenmesini istiyoruz. Biz de insanız. Üç çocuğum var 7, 8 ve 10 yaşında. Bizim de çocuklarımız okula gidiyor. Erkeklerimiz askere gidiyor. Niye bize yardım etmiyorlar o zaman?"
'Ayrım yapmasınlar'
Dertli insanlar hep bir ağızdan şikâyetlerini dile getirirken elli, elli beş yaşlarındaki Emiş Yılmaz yaklaşıyor yanımıza. O da diğerleri gibi yetkililerin insan ayrımı yaptığını söylüyor ve kendilerine yardım yapılmasını istiyor. "Ben dul kadınım. Hastayım. Kimse bize yardım etmiyor. Ayrım yaptıkları yetmiyor bir de 'Burayı boşaltın' diyorlar" diyen Yılmaz şimdiye kadar kendisine yardım olarak sadece bir yorganla bir naylon verildiğini söylüyor ve ekliyor: "Yardım istemeye gittim beni azarladılar" diyor. Eskiden aylıkçı olarak çalışan Yılmaz, şu an iş bulamıyor ve yetkililere sesleniyor: "Bana aylık versinler."
'Birbirimizi koruyoruz'
Biraz ileride kalaslara naylon geren Cüneyt Çaça ve Dilek Çaça ile karşılaşıyoruz. Bir çocukları olan bu çift de ayrım yapılmasına kızıyor. "Muhtar ismimizi, soyadımızı aldı, birçok kişiye de yardım yapıldı. Tamam onlara da yardım yapılsın ama bize kimse yardım yapmıyor. Ayrımcılık yapıyorlar biz Çingene'yiz diye. Yiyecek içecek bir şekilde geliyor ama çadırımız yok" diyen Cüneyt Çaça, kendilerine bir yardım yapılmadığı gibi, bir de kendilerinin bölgeden çıkartılmaya çalışıldıklarını söylüyor.
Dilek Çaça konuşmaya girerek, "Ne temizlik yardımı var ne de çadır yardımı var. Burada çocuklara bakacak durumumuz yok. Hastalanacaklar diye korkuyoruz" diyor. "Duyuyoruz, başka yerlere az da olsa yardım yapıyorlar, ama buraya hiçbir yardım yapılmıyor. Kendi imkânlarımızla yaşıyoruz. İş sahamız her şeyimiz yok oldu. Her şeyden mağdur kalan insanlarız.
Ne paramız, ne işimiz ne de kalacak yerimiz var" diyen Dilek Çaça, yıkılmaya yüz tutan binalar olduğunu, ancak bunlara karşı da önlem alınmadığını söyleyerek bitiriyor sözlerini: "Önlem alınmıyor. Tehlike var ama uyaran yok. Yıkılacak cami var, ama hiçbir yetkili gelip 'Şuradan geçmeyin. Şunu yapmayın' diye uyarmadı. Yani biz birbirimizi koruyoruz."
www.evrensel.net