Tottenham

Tottenham

Hiçbir şey söylemeseler de bakışlarında öfke biriktirmiş siyah kadınların, iki elleri pantolon ceplerinde caddeyi turlayan orta yaşlı işsiz Türk erkeklerin, sığındıkları ülkede ayakta kalma mücadelesi veren Kürt mültecilerin, ekmeğin aslanın ağzında olduğunu çok erken öğrenmiş Hindistanlı, Bengladeşli çocuklar

Nuray Sancar

Yoksulluğun artırdığı suç potansiyeli, yoksulun kirli işler için paha biçilmez önemde bir figür olduğunu bilen şebekelerin bölge üzerindeki özel çalışmasıyla genişler durmaksızın. Devletin bakışında güvenilmez ve sorun yaratan sakinlerdir bunlar. Yoksulun bakışında da devlet ve onu temsil eden bütün kurumlar öyledir elbette.

Woodgreen’den Haringey’e oradan Hackney’e, Islington’a ve Tottenham’dan biraz daha ötedeki Enfield’e kadar uzanan hatta açlık, yoksulluk ve dışlanmışlık “üçüncü dünya”lılar arasında renk, din, dil ayırmadan inanılmaz bir kakafoniyle bağırır durur. Bu semtlerin sakinlerinin yaşadığı sokaklar hakikaten renklidir ve başkentin diğer yerlerindeki can sıkıcı, orta sınıf sükunete inat, alabildiğine gürültülüdür.

Geçen hafta Kuzey Londra’nın adı geçen kentleri tutuştu bilindiği gibi. Dört çocuklu siyah bir adamın polis tarafından öldürülmesi, bu ülkenin, kayıtlı yurttaşı oldukları halde hayatları kayıt dışı kalmış sakinlerini deliye döndürdü. Tottenham caddesindeki polis otoları ve bazı binalar cayır cayır yandı. Sonra alevler Güney Londra’ya uzandı ve nihayet Pakistanlı-Bangladeşli yoksulların siyahlarla birlikte yaşadığı, Radikal İslamın İngiltere’deki yuvası olarak görülen, İslamofobinin konusu Birmingham’a sıçradı. Salı gecesi ise hayalet artık Manchester’deydi.  

‘KÜÇÜK DEVLET BÜYÜK TOPLUM’ ZORUNLU YOKSULLARI

Aslında birden bire olmadı bu. İngiliz gazetelerinin yorumcuları, eylemleri 80’li yıllardaki isyanlarla kıyaslamakla meşguller ve kimileri bu önemli sosyal olayı adli bir mesele gibi ele almaya devam ediyor. Ama Tottenham’dan patlayan öfkenin son yıllardaki gelişmelerle ilişkili olduğunu söylemek daha anlamlı olacak. David Cameron’ın başında olduğu Muhafazakar-Liberal koalisyon hükümeti, en çok yoksulların canını yakan neoliberal paketi açtığından bu yana Londra zaten hareket halinde. Geçtiğimiz yılın sonlarındaki, günler süren ve şiddet öğeleri de barındıran öğrenci eylemleri bu hareketin zirveye çıktığı andı. Ama ondan sonra da “they say cut back, we say fight back”** sloganlarının yükseldiği, mahalli ve parça parça direnişler yaşanır oldu Londra’da. Mart’ta Hackney Belediyesi’nin yerel kesintilerle ilgili kararı imzalayacağı gün, toplantı salonunu işgal edenler de bugün Londra’yı yangın yerine çevirenlerin arkadaşlarıydı muhtemelen. Bu kesintiler, iş piyasasında zaten en önce elenen, bu yüzden gittikçe azaltılan devlet yardımlarıyla geçinmeye çalışan insanların hayatını biraz daha zindana çevirecek düzenlemeler kapsamında yer alıyor. Cameron “küçük devlet büyük toplum” diye bir şey icat etti edeli, derilerinin renkleri veya uyrukları nedeniyle iş sahasının dışında kalan ve bu yüzden de zorunlu yoksulluk içinde debelenen, sonradan olma yurttaşlarının acılarını az çok telafi edebilecek destekleri tümden ortadan kaldırdı. Büyük toplum piyasa demekti ve o piyasada ayakta kalmaya çalışmanın yolu ister istemez suç vadisine açılacaktı. Şimdi ortaya çıkan durum, İşçi Partisi’nin başlattığı, şimdiki koalisyonun sürdürdüğü bu politikanın sonucu.

BİZ BRİTANYA YURTTAŞLARI… BRİTANYA YURTTAŞIYIZ!

Zizek Fransa’daki getto isyanlarında “Biz Fransız yurttaşları… biz Fransız yurttaşıyız” mesajının verildiğini yazıyordu 1968’den günümüzün nasıl göründüğünü tartışırken. İngiltere’deki göçmenlerin durumu bir parça bu saptamaya uygun aslında…

Tottenham’daki üst geçidin altında polis aracını yakanların statüsü İngiliz orta sınıflarınkine göre çok gerilere savruldu. 80’lerden bu yana eşitsizlik derinleştikçe derinleşti, “güvenli bir iş, konut ve gelecek” gibi temel insani ihtiyaçlar onlar için talep edilemeyecek kadar uzağa düştü. Britanya yurttaşı göçmenler zaten her zaman ikinci sınıftı ama şimdi daha çok ikinci sınıf… Bröton yurttaşın onları 7/7 teröründen beri can sıkıcı parazitler olarak gördüklerini de biliyorlar. Yoksul ve işsiz, siyah ve müslüman göçmenlere karşı yükselen milliyetçilik ve ırkçılık da kışkırtılan bir durum aynı zamanda. İngiliz işçi sınıfıyla, şimdi sınıf dışına itilmiş göçmen kesimler arasında ise bir kader ortaklığı var. Her iki kesim de yedek ordunun saflarını genişletirken yan yana dursalar da birbirlerine diş biliyor. Biri kendi yoksulluğunun nedeni olarak diğerini görürken diğeri sahip olamadıklarından ötekini sorumlu tutuyor.  

Bröton yurttaşların derisi renkli olanlara, dili kültürü farklı olanlara; yani ağabeyin ötekine karşı hoşgörüsünün teminatının belgesi olan çok kültürlülüğü Cameron iptal etmişti yakın bir zamanda. Ötekiye hoş görü göstermesi gereken, farklılıkları benimseyerek yaşamayı öğrenen Bröton hoş görmesinin beklendiği kesimler arasına katılmıştı iktisaden ve taammüden. Öteki, Britanya emekçilerinin en alt sıralarındakileri de kapsayan koca bir parantez oldu artık, ama umutsuzluğun insanların elinde bir molotof olarak patladığı gerilimli bir parantez.

Şimdi Woodgreen mağazalarını talan edenler kapıp kaçtıkları eşyaları üç otuz paraya Tottenham sokaklarında paraya çevirmekle meşgul. Anlı şanlı mağazaların mamullerinin değişim değeri, bu mallara eskiden uzaktan bakanlar için kundaklama zaviyesinden görünen değerine düştü bile. Bir laptop vitrinde 500 Sterlinmiş ne gam; Tottenham caddesindeki sergide 20 Sterlin. Piyasaya siyah ve görünür bir el müdahale edince denge bozuldu birden. Tottenham’dan başlayan yangın bir arıza, parlayıp sönen bir isyan olmayacak gelişmelere bakılırsa. Bu yangın, için için yanan Britanya’nın görülebileceği ayna bir bakıma. Ama sadece bu değil; Kuzey Afrika’daki ayaklanmaları başlatan kıvılcım Tottenham’ı yakan kıvılcımla aynı yerden doğuyor… Yoksulluktan, dışlanmışlıktan, ezilmişlikten ve itilip kakılmışlıktan… Martta kesintilere karşı büyük mitinge katılanlarla ama yıkıp yakanların dertleri aynı, kendilerini ifade edişleri farklı sadece… Londra’yı ateşe verenler işçi sınıfının ilkel bilincini taşıyan makine kırıcılarının göçmen torunları olarak sahnede.

Daha büyük bir yangın usul usul birikiyor görüldüğü gibi. Göreceğiz.

* Durdur ve ara

**Onlar kesinti diyor, biz mücadele (diyoruz)

www.evrensel.net