'Yeter, bunların peşine gitmeyin'

Nuran ve Fazıl Olcaner çifti, depremin ardından Avcılar'da oturan akrabalarının yanına gelmişler. Deprem öncesinde zaten pek yolunda gitmeyen yaşamları, şimdi iyice altüst olmuş.

'Yeter, bunların peşine gitmeyin'
Serpil İlgün
"Deprem sadece Marmara'yı vurmadı. Edirne'den Kars'a herkesi salladı, ki bunun şiddeti ölçülemez." Avcılar'daki depremden etkilenenlerin bir bölümünün barındığı Küçükçekmece Gölü kıyısında rastladığımız Fazıl Olcaner, böyle diyordu. Yaklaşık 150 çadırın dağınık bir halde yayıldığı göl kenarında, kardeşine ait, artık çürümeye başlayan eski bir Ford model minibüsün gölgesinde, bitkin yüzündeki sert bakışlarla etrafı izleyen 50 yaşındaki Fazıl Olcaner eşi Nuran Olcaner, yaşam öykülerini ve içinde yaşadıkları ülkenin depremle birlikte daha da su üzerine çıkan gerçeklerini anlattılar, kendilerince.
Silivri'de kirada oturdukları evleri depremden hasar gören üç çocuk sahibi Olcaner çifti, depremden birkaç saat sonra Silivri'den kalkarak, kendileri gibi evleri depremde hasar gören Avcılar'daki kardeşinin yanına gelmiş. Çadır alamadıkları için çoluk çocuk eski minibüste yaşıyorlar. Her ikisinde de 17 Ağustos sabahı yaşadıklarının etkisi devam ediyor. Her cümlesinde giderek artan öfkeli ses tonuyla Fazıl Olcaner, Silivri'yi ve deprem gecesini şöyle anlatıyor: "Evimiz dere yatağında. Silivri zaten Allahlık. Kamyon geçer, bizim ev sallanır. Olmaz böyle şey. Depremin olduğu gece nasıl sallandık. Ben bağıracaktım, 'yeter artık' diye. Her yer çatladı, eşyalarımız devrildi. Sağlam kalan eşyaları çarçabuk topladık, bir odaya tıkadık. Çıktık geldik. Şimdi ortadayız. Eski bir arabamız var. Kardeşimin yanına geldik. Ne olacağımız belli değil. Ne iş, ne güç, ne para, ne ev var. Her şey bitik kardeşim. Bu memleketin işi bitmiş, bizim nasıl bitmesin?"
'Milleti ne bölüyorsun'
Önce, 1982'de kanser teşhisi konan ve aynı yılın kasım ayında kanserin daha fazla ilerlemesini önlemek adına bacağı kesilen küçük kızları için verdikleri mücadeleyi anlatıyor Nuran Olcaner ve soruyor: "Bacağını kestikten sonra, 'en fazla üç ay yaşar' dediler. Kızım bugün 24 yaşında. Evlendi. Bir kanserli hiç tedavisiz 17 yıl yaşar mı?" Fazıl Olcaner, doktor Macit Uzel ve hastane aleyhine açtıkları 7 yıl süren tazminat davasını kaybettiklerini aktararak ekliyor: "Adamın arkası sağlam. Sosyete doktoru. Hiçbir şey yapamazsın. İki sene önce gittim sakat raporu almak için. Bana halen diyor ki, 'Kızınız ölecek.' Ameliyattan sonra altı ay geçti çocuk ölmüyor, bir yıl geçti çocuk ölmüyor. Dükkânı tezgâhı bıraktık, yollara düştük, çocuk ölecek diye. Kız televizyondan Bodrum'u görüyor, başlıyor 'anne-baba Bodrum.' Başladık seyyah gibi dolaşmaya. Her şeyimizi kaybettik. Ne ev, bark kaldı, ne de dükkân."
Nuran Olcaner sağlık sistemini eleştiriyor: "Çocuğa bir ayak bile yaptıramadık. Onu bile çok gördüler bize. Bir aylık bağlamadılar. Hastayım, doktora gidemiyorum, çünkü param yok. İstanbul hastanelerine Allah düşürmesin. Nedir o Sigorta? Millettin aylığından kesmesini biliyorsun. Gitse ya Mesut Yılmaz, Tansu Çiller Sigorta'da tedavi olmaya. Gitse ye Erbakan. Ayağına su döktürüyor. Biri mücahit, biri bilmem ne. (Parmaklarıyla işaretler yaparak) Bu parmak nedir? Milleti ne bölüyorsun? Bunlar mı bu memleketi kurtaracak. Bu memleket sizin mi?"
Sonra "vatandaşa" sesleniyor Nuran Olcaner: "Orası CHP, burası MHP; bunları artık bıraksınlar. Para verdiler, milletten oy topladılar. Ben atmadım, atmam onlara. İpe götürseler atmam. Hem kendim için hem etrafım için. Oyu alıyorsun, milletin canına da okuyorsun sonra. Başbakan, Cumhurbaşkanı olsan ne olacak, olmasan ne olacak? Şu baştakileri bir doğru göremedik. O deri koltukları girecek bir gün bir yelerine. Niye bir maaşlarını vermiyorlar depremzedelere? Verselerdi ya. Hepsi o biçim zengin. Bunlardan çöpçü olmaz. Değil beni idare edecek. En büyük üniversiteleri de bitirse, insan olmadıktan sonra beş para etmez."
Fazıl Olcaner, devam ediyor: "MHP diyor ki 'ya sev ya terk et.' Ulan siz mi seviyorsunuz bu memleketi. Ben Balat'da doğdum, büyüdüm. Çocukluğumda Rumlar, Yahudiler vardı Balat'da. O zaman ayrımcılık onlarla vardı. Şimdi, milleti kendi içinde böldüler. Hadi onlar Hıristiyan'dı. Onları da böldünüz, kaçırdınız. Şimdi bizim insanımızı bölüyor. Sen bilmem nesin, sen bilmem nesin. Biz hepimiz kardeşiz. Böyle şey olur mu?"
Nuran Olcaner, depremde hayatlarını kaybedenlerin sayısının 18 binden 12 bine indirilmesine öfkeli. Bunu dile getirirken, "vatandaşa" seslenmeye devam ediyor: "Birdenbire 6 bin insanı sildiler. Bu ne rezillik. Nerenizi kapatacaksınız? Millet yutmuyor artık. Vatandaşa sesleniyorum: Bunların peşine gitmeyin! Yeter artık bu şakşakçılık! Ramazan'da 30 gün yemek verdiler. Bayram günü açsınız. Yapmayın bu kepazeliği. Benim bu sene param yoktu, oruç tutmadım. Gidip de onun yemeğini yemem. Lanet olsun. 30 gün çadırda akşam yemek yiyeceğim. Bayram günü ne yiyeceğim? Zıkkımın kökünü. Biri oraya şarkıcı koyuyor. Millet, İbo çıkar bayılır, Mahsun çıkar bayılır. Yapmayın bunları; İbo'nun karısı rahat yaşıyor. Bunlara yüz vermeyin. Kalkındırmayın. Kendi açlığınıza bakın. Sefilleri oynuyoruz. Aç karnına kaset dinliyoruz."
Fazıl Olcaner, binlerce insanın enkaz altında diri diri öldürüldüğünü belirtiyor. "Niye sabremedin, hemen kepçeleri vurdun enkazlara? Avrupa'ya karşı rezilliğinizi toplamak istediniz. Avrupa yer mi, katil şerefsizler? Bir savaş olsa, Marmara Bölgesi'ne dört tane bomba atsalar Türkiye'nin işi biter. Depremde belli oldu işte. Önüne gelen 'ben müteahhidim' diyor, katlar dikiyor. Ulan sen müteahhitliğin 'm'sinden anlamazsın. Ne kadar anladığın da çıktı işte ortaya. Bunlar olacak iş mi? Böyle devlet mi olur?" diyen Olcaner, ülkeden gitmek istediklerini söylüyor. "Gönderebiliyorsanız, gönderin bizi buralardan. Kapıları açsalar, şerefsizim, yalınayak koşar giderim. Yeter artık. İnsan gibi yaşamak istiyoruz."
Sonra yeniden depreme dönüyor Fazıl Olcaner. Ve depremin suçlularından biri olarak ilan edilen gecekondulaşmanın nedenlerini aktararak, sistemi eleştirmeye devam ediyor: "Her şeyi doğuran devlettir. Başka bir şey bilmem. Ne yaptılar, doğu her şeyden tamamen yoksun. Millet aç kalınca ne yaptı? Batı'ya geldi. Ondan sonra gecekondu türedi. Türer tabi. O fakir insanı memleketinde kalkındır. Türkiye'nin her tarafı kalkınsın. Ben gideyim Erzincan'a, Diyarbakır'a mal satayım. Adıyaman'a geziye gideyim. Onların memleketi iyi değil mi? Oralar bizim memleketimiz değil mi? Oralar kötü yerler mi, Adana olsun, Urfa'sı, Mardin'i, Antep'i... gayet güzel yerler. Ama ne yapmışlar. Tıkamışlar insanları mağaraların içine, hiçbir şey yok. Televizyonlarda görüyoruz. Kızaklarla kadıncağızı doğuma götürüyorlar. Bu olur mu? Ha benim karım o durumda götürülmüş, ha onun karısı. Fark etmez ki. O da benim insanım. Ben onlarda kabahat bulmuyorum. Çünkü insanlar açlar, aç! Bir hastaneye aç, bir yola aç, bir sinemaya aç, bir güzel eve aç, eşyaya aç. Bunlar insan değil mi? Bunlar askere gitmiyor mu? Bunlar vergi vermiyor mu? Karı koca senelerdir içimiz kan ağlıyor. PKK olmuş falan. Kardeşim karnını doyur, insanı özgür bırak. Olur mu, olmaz mı?"
Sohbet devam ederken yanımızdan geçen türbanlı iki kadının hiç de olumlu olmayan bakışlarını yakalayan Fazıl Olcaner, sinirleniyor: "Benim hanım açık olduğu için yanımıza uğramıyorlar. Ne dersin buna sen? Bunlar olacak iş mi?"
İnsanların depremin acılarına boğulduğu sırada Meclis'ten çıkartılan Sosyal Güvenlik ve Af Yasaları'na değiniyorlar sonra. Fazıl Olcaner, Sosyal Güvenlik Yasa'na karşı yüz binlerce insanın yaptığı eylemlilikleri hatırlatıyor: "Fırsatçılık bu. Ama bunlardan başka bir şey de beklenemez. Çetecileri serbest bırakmayacak da beni mi bırakacak? Onları kalkındırmayacak da beni mi kalkındıracak? Herif hiçbir şeyle geliyor. Bir bakıyorsun altı ay sonra altına Polo çekiyor. Üç ay sonra beğenmiyor, Cheroki alıyor. Sen nasıl alıyorsun kardeşim. Maaşın belli. Elin cebinde dolaşıyorsun. Biz tezgâhta akşama kadar çalışıyoruz, senin aldığın paranın yarısını almıyoruz. Bu memleket kalkınır mı? Bu nasıl iştir? "
'Millete hava atmayın'
"Bundan sonra ne yapacaksınız" sorusuna, gülümseyerek şu yanıtı veriyor Fazıl Olcaner: "Geçen gün Karagümrük'de bir bodrumda çöp ev buldum. Gittim belediyeye söyledim, evi boşalttılar. Açtım camları, kapıları. Oraya girmeyi düşünüyoruz ama nerden baksan içine 300 milyon masraf ister. Yok ki benim cebimde o kadar para. (Arabayı göstererek) Şunu satsam para etmez. Bulursam şoförlük yapacağım. Kaç para alırım, nasıl geçinirim, bilmiyorum. Emekliliğim yok, bir şeyim yok. Karmakarışık bir durum. Şimdilik böyle oturup, düşünüyoruz. Kendi halime yanmıyorum, ülkenin durumuna daha çok yanıyorum. Ülkenin durumu benden daha kötü. Keşke bu ülkenin en kötü adamı ben olsam da. Ülke şahane olsa. Ben tuvalet temizlemeye bile razı olurum."
Nuran Olcaner son olarak hep yönetenlere hem de yönetilenlere sesleniyor: "Giyip takıp elbiseleri millete hava atmayın. Millet artık kanınızı da anladı, beyninizi de, kalbinizi de. Benim için sıfırsınız. Vatandaşlar da oy vermesin bunlara."
www.evrensel.net