Annem gibi olmak istemiyorum

Annem gibi olmak istemiyorum

  • Sonumu görebiliyorum. Ailem “evet” dediğinde benim hayatım belli olacak. Eşim ve ailesi nasıl isterlerse öyle yaşayacağım. Kul gibi yaşayacağım o evde. Hazal gibi birçok işçi kadın için özgürlük, eline geçen üç beş kuruşun bir kısmını kendi ihtiyaçları için karşılamaktan ibaret. Hazal

    Neslihan Karyemez

    Sonumu görebiliyorum. Ailem “evet” dediğinde benim hayatım belli olacak. Eşim ve ailesi nasıl isterlerse öyle yaşayacağım. Kul gibi yaşayacağım o evde. Hazal gibi birçok işçi kadın için özgürlük, eline geçen üç beş kuruşun bir kısmını kendi ihtiyaçları için karşılamaktan ibaret. Hazal ve bu baskıyı yaşayan diğer işçi kadınlar, iyi ve anlayışlı bir eş, aile ve çevre baskısından kurtulmanın tek yolu olarak görüyor.

    “İlk paramı kazandığımda çok farklı hissettim kendimi. Kimseye ihtiyacım olmadan da yaşayabileceğimi anladım. Çalışmadan önce ‘ailem olmasa ben ne yaparım nasıl yaşarım?’ derdim. Çalışmaya başladıktan sonra bir birey olduğumu anladım. ‘Ben de ihtiyaçlarımı karşılayabilir ve yaşamımı sürdürebilirim’ demeye başladım. Yani, sadece erkekler değil ayakları üzerinde durabilen. Ama yine de bizim toplumda kadın olmak hiç kolay değil” diyor Hazal ve kadınların durumunu birkaç çarpıcı cümleyle özetleyiveriyor: “Ne kadar çalışıp paranı kendin kazansan da, belli bir yaşa gelsen de değişen hiç bir şey yok. Kadınsan ne kadar güçlü olursan ol ailen, çevren, akrabaların seni güçsüz görüyor. Başında baban, ağabeyin ya da kocan olmak zorunda...”

    Kurtuluş umudu: Anlayışlı bir eş

    Hazal’ın yaşadıkları bu ülkede yaşayan milyonlarca kadının yaşadıklarının aynası. Hazal gibi birçok işçi kadın için çalışmak bir yandan özgürlük olsa da, özgürlüğü eline geçen üç beş kuruşun bir kısmını kendi ihtiyaçları için karşılamaktan ibaret. Hazal ve bu baskıyı yaşayan diğer işçi kadınlar, iyi ve anlayışlı bir eş, düzgün bir evlilik, aile ve çevre baskısından kurtulmanın tek yolu olarak görüyor. Çünkü tek başına özgür bir birey olarak yaşamak, her ne kadar gelirini sağlayabilse dahi hayal. Anlayışlı bir eş, mutlu bir evlilik için bile kadının seçme hakkı, anca ailesinin beğendiği ve önüne gelenlerden birini tercihten ibaret. Evlendikten sonra çalışmak da eşinin iznine bağlı.

    “Bizde kadınlar evlenene kadar çalışırlar. Ben evlendikten sonra da çalışmayı istiyorum. Şu an babamın evinde kendim çalışıp ihtiyaçlarımı kendim karşılayabiliyorum. Kocamın yanında da böyle olsun istiyorum. Ama evlendiğimde sonumun annem gibi olmasından korkuyorum. On çocuk doğurup evde onlara bakarak geçirdi hayatını. Ben öyle olmak istemiyorum. Ancak biliyorum ki benim sonum da onun gibi olacak. Çünkü çevremdeki herkes öyle. İkiz kardeşim ailemin istediği bir akraba ile evlendi. Kayınbabası istemezse evden dışarı çıkamıyor. İstediği gibi giyinemiyor. Çok mutsuz. Bizde kadınlar genelde köle gibi oluyor. Kaç çocuk doğuracağına bile eşi ve ailesi karar veriyor. Kadınların genelde söz hakkı yok. Bana da görücü geliyor. Hepsi bizim köylü ya da akraba. Onlara baktığımda sonumu görebiliyorum. Neyse ki gelen görücüleri ailem beğenmiyor. Beğenseler o insan ile evlenmem için baskı kurarlar. Ailem ‘evet’ dediğinde benim hayatım belli olacak. Eşim ve ailesi nasıl isterlerse öyle yaşayacağım. Kul gibi yaşayacağım o evde. Bana görücü geldiğinde düşünüyorum ‘ben bu adamla mutlu olabilecek miyim?’ diye.”

    Birini sevmeye bile çalışmıyorum

    Birini sevmek, gönül vermek, yasak ve riskli yol Hazal için. Kadınsın, yanında birini görseler laf olur, ağabey, baba, tanıdıklar hatta anne için bile kabul edilemez. Sevdiğine varmak için, içerisinde cezalandırmaların da olduğu o zor yolu tercih edecek ya da görücü gelenlerden birini sevmeye çalışacaksın. İlk yolu tercih etmek, kadınların küçüklüklerinden beri kırılmış olan cesaretlerine bağlı. Çoğu kadın başka çaresin kalmadığını düşünüyor, önündeki örnekler hep böyle olduğu için bu durumu kabullenmek zorunda kalıyor.

    “Sevdiğin biri bile olsa bir şey değişmiyor. Ailen kimi beğenirse onunla evlenmek zorunda bırakıyorlar seni. Ailemden korktuğum için birini sevmeye bile çalışmıyorum. Birinden hoşlansam bile hemen ondan uzaklaşıyorum. Ağabeylerim istedikleri zaman kızlarla çıkıp gezebiliyorlar. Ama bizi dışarıda bir erkekle görseler o zaman kıyamet kopar. Kendileri yaparlar ama kız kardeşlerini öyle görmek istemezler. Beni yurtdışından bir akrabam istiyor. Hiç hatırlamıyorum. Çocukken görmüştüm. Ailem de kabul ederse onunla evlenmeyi kabul etmeyi düşünüyorum. Yurtdışında hayatın farklı olduğunu biliyorum. Orada insanlar daha medeniyetli. En azından giyimime, dışarı çıkmama karışmazlar. Çok çocuk doğurmamı istemezler. Daha farklı olacağına inanıyorum. Bir umut benimki, belki de daha kötü olur. Kadınlar hep boyun eğmek zorunda kalıyor. Karşı koyamıyorlar. Örneğin benim kardeşim; kayın babası ‘tesettürlü olacaksın dışarıda dolaşmayacaksın’ diyor. O da uyuyor. Çünkü o büyük, ne derse o olur. Onun dedikleri bir emir. Kocası da bir şey demeyince mecbur bunları yapmaya, istemese de mecbur. Benim de ağabeylerim öyle; bana ‘kapan’ diyorlar. Ben istemiyorum ve karşı çıkabiliyorum. Evlenirsem de buna karşı çıkacağım. Birçok kadın buna karşı koymuyor, boyun eğiyor.”

    Hazal için anlattıkları kader. Değiştirmek, mücadele etmek istiyor; ama kendisinin de dediği gibi önüne konulanlardan “en iyisini” seçip, anca ailesine karşı çıktığı çerçevede bir mücadele yürütebileceğini söylüyor. Yaşadığımız bu ülkede bizler yaşananları değiştirmek için kadınlar üzerinde oluşturulan bu baskılara karşı binlerce Hazal ile birlikte mücadele etmezsek her alandaki mücadelemiz eksik kalacak.

    www.evrensel.net