31 Temmuz 1999 21:00

İlkçağ Mezopotamyası'nda müzik

MÖ 4000 yıllarından sonra Sümer tapınaklarında dinsel yakarıların geliştirdiği şiirsel sözlerin, dinsel şarkılara dönüştüğü tahmin edilmektedir.

Paylaş
İlkçağ Mezopotamyası'nda müzik
Sami Güvercin
Mezopatamya MÖ 4000 yıllarından başlayarak değişik uygarlıkların beşiği olmuştur. Bu verimli bölgede Sümer, Akad, Babil, Asur, Hitit, Kalde, Elam ve Pers uygarlıkları yerleşmişlerdir. Büyük İskender, MÖ 331 yılında Babil egemenliğine son vererek bölgeyi ele geçirmiştir. Mezopotamya coğrafi konumu açısından merkezi bir yerdedir. Güneyde Arap boylarının, batıda Hitit, Frigya, Fenike, Mısır ve Yunanlıların, kuzeyde İran ve Indu-Germen boyların, doğuda Hindistan'ın etkilerini yaşamıştır.
Mezopotamya müziği kuşatıldığı yöre ve kavimlerin öncelikli çalgılarını değerlendirmiş ve geliştirmiştir. MÖ 4000 yıllarından sonra Sümer tapınaklarında dinsel yakarılar, şiirsel bir biçim sergiliyordu. Yakarıların geliştirdiği şiirsel sözlerin, dinsel şarkılara dönüştüğü tahmin edilmektedir. MÖ 2000 yılı dolaylarında, Sümer dualarının rahip ve koronun karşılıklı söylediği "responce" ve iki koronun değişmeli olarak söylediği "antiphone" biçimleriyle yapılandığı bilinmektedir.
Dualardaki ilkel ezgilere, Sümerler "sir" diyorlardı. Solo ses ve koroya eşlik eden kamış kavallara "sem" dendiği için, dinsel şarkılara da "ersamma" adını vermişlerdi. Bilinen Sümer çalgıları şunlardır: Yan ve düz çalınan flüt "tig" ya da "tiggi", küçük davul "balag", timpaninin ilkeli olan ikili davul "lilis" ve tef "adapa".
Ur kentindeki kral mezarları kazılarından elde edilen bulgulara göre, çalgıcılara "zammeru", vokal müzik yapanlara "narn" denmektedir. Ayrıca, biçim olarak "arp"a benzeyen iki tür lirden bahsedilmektedir. Bu çalgılara genel olarak "algar" adı verilmiştir. İlkel "lir"in kalın sesine "saggal", ince seslisine "zagsal" adı verdikleri de bilinmektedir. Ancak, bu çalgıların tınıları akord ediliş biçimleri ve müzik işaretleri hakkında günümüze kalmış bir bilgi yoktur. Ur kenti kazılarında, Sümerlerin kullandığı lir, oldukça büyük ve boğa formunda bir çalgıydı. Bu form verimliliği simgeliyordu. Geç-Sümer ve Babil uygarlıklarında Lut da kullanılmıştır.
Babil uygarlığı Sümerlerden yaklaşık 2000 yıl sonra başlamıştır. Babil tapınaklarındaki müziğe ilişkin tek bir örneğe ratlanmaktadır. Beş ile 24 bölüm arasında değişen yakarılardan oluşan ve genelde çalgı müziğiyle başlayan ilahilerdir bunlar. Bu dualarda yer alan sözler, Sümerlerde de aynıydı.
MÖ 2500-600 yılları arasında uzun bir zaman diliminde egemen olan Asurlar'da dinsel törenleri yöneten rahipler, resmi kayıtlar tutmuştur. Geç-Asurlar döneminde (MÖ 1270-600) din dışı müzik de vardır. Müzikçilerin şenliklere ve kral eğlencelerine katıldıkları sanılmaktadır.
Kaldeliler döneminde (M.Ö. 626-538) kral II. Nabuşhadnezar zamanında (MÖ 604-562) bir bandonun kurulduğunu, bu olaydan 400 yıl sonra yazılan "Daniel'in Kitabı"ndan öğreniyoruz. Bu çalgı topluluğundaki boruya "qarna" (koro'nun ilkeli), kamıştan üretilen düdüklere "masroqitha", lir ya da kucakta çalınan arp çeşidine de "kastrop" denmektedir. Kaynaklara göre kalın sesli arpa "sebbeka", ince seslisine "psantrin" adı verilmiştir.
Günümüz Filistin toprakları üzerindeki Fenike ve İbrani uygarlıkları bazı çalgıların mucididir. Fenikeliler "çift aulos"u bulmuşlardır. "Psalterium"u da icat ettikleri söylenmektedir. Kesin olarak bilinen bilinçli ilk çalgı topluluğunu bir araya getirmiş oluşlarıdır. Böylece telli, üflemeli ve vurmalı çalgılardan oluşan ilk müzik topluluğuyla karşılaşıyoruz. İbranilerin çalgıları geliştirmeleri konusundaki katkıları önemlidir. Yahudi müziğinin gelişimi üç ana dönemi kapsar:
Göçebe dönem, krallık dönemi ve peygamber dönemi. Çalgılara ve yapılan müziğe ilişkin sadece Tevrat'taki bilgilerle yetinilmektedir. Buna göre çalgıcılar özellikle kadınlardan oluşmaktadır. Değişimli (karşılıklı) korolar vardır. Solo şarkıcılardan biri erkek diğeri kadındır (Musa ve Meryem gibi). İlk çalgıcının adı "Yuval" ya da "Yudal"dır. Martin Luther'in çevirisine göre "kinnor" kral Davut'un çalgısıdır: Arp. "Şofar" adlı, boynuzdan yapılma üflemeli çalgının ise o dönemde ağız parçası bulunmuyordu: İlkel korno.
ÖNCEKİ HABER

Altın Portakal hazırlıkları sürüyor

SONRAKİ HABER

Uzungöl’de saldırıya uğrayan Aldoskî: Suçsuzuz dedikçe suçlamalarla karşılaştık

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa