05 Temmuz 1999 21:00

Otuz yılın tuvale dökülüşü

Sergisinde 30 yıllık dönemini kapsayan 40'a yakın resme yer veren Yılmaz Topçu, kendisini gerçeküstücü olarak adlandırıyor.

Paylaş
Otuz yılın tuvale dökülüşü src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Barış Kaygısız src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Ressam Yılmaz Topçu, Türkiyeli resimseverlerle ilk kişisel sergisinde buluştu. Sergide, Topçu'nun 30 yıllık dönemi kapsayan eserleri yer alıyor. Yaklaşık 40 yıldır resim yapan ve 1974'ten bu yana Fransa, İsviçre va Almanya'da çok sayıda kişisel ve karma sergi açan Yılmaz Topçu, uzun yıllar Telic Telefon Fabrikası'nda işçi olarak çalışmıştı. Çankaya Belediyesi Sergi Salonu'nda 3 Temmuz'da başlayan sergi, bir hafta süreyle görülebilecek.
Resim çalışmalarını resim eğitimi almamış olarak sürdüren Topçu'yla açılışta yaptığımız söyleşide, Topçu'nun Avrupa'ya 1964 yılında çalışmak amacıyla gittiğini öğreniyoruz. "Strosborg'da karma sergilerle birlikte yaklaşık 20 kadar sergi açtım. Sonra İsviçre'ye geldim. Burada da bir o kadar sergim daha oldu. Resimlerimi Almanya'da da sergiledim" diyen Topçu, yaklaşık on yıldır Türkiye'de yaşıyor olmasına karşılık, bunun gerçek anlamda ilk sergisi olduğunu söylüyor. Topçu, resme başlamasının ilk dönemlerinde Salvador Dali'den etkilendiğini kaydederek, sonra birtakım düşüncelere vararak gördüklerini bir başka türlü yorumlamaya, baktıklarından bir başka şey çıkarmaya başladığını ve resimlerinde o anki sorunlarını, düşüncelerini, üzüntülerini, beklentilerini toplumsal sorunlarla da birleştirerek vermeye çalıştığını dile getiriyor.
Bir özgeçmiş hikâyesi
Sergisinde 40'a yakın resme yer veren Topçu, kendisini gerçeküstücü olarak adlandırıyor. "Ben doğduğumdan, gençliğimden bu yana çok hayal kurarım, rüya görürüm. Kendi rüyamın içinde yaşarım. Bu düşüncelerimi insanlara aktarmaya çalışırım" diyen Topçu, çok karamsar olmamakla birlikte, dünyanın kötüye gidişini ve kıyımları da anlatmaya koyulduğunu anlatıyor.
Topçu, yaptığımız sohbette ayrıca resimlerinin her birinin tek tek özgeçmişini anlattığı tespitimizi de kabul ediyor ve yapmaya çalıştığının daha çok kendi sorunlarını toplumsal sorunların içinde anlatmak ve özgeçmişiyle de birleştirmek olduğunu söylüyor. Topçu'nun resimlerinde sıkça karşımıza çıkan "kadın" da burada bir anlam kazanıyor. Topçu, Dali'nin resimlerinde de sıkça karşılaşıldığı üzere zamana ve saate de yer vererek gençliğinin, akan giden zamanın peşinden buruk ve nostaljik bir ıslık çalmayı tercih ediyor.
Monalisa'nın reprodüksiyonu
Topçu'nun sergisinde Lenardo da Vinci'nin "Monalisa"sının reprediksiyonuna da rastlıyoruz. O, bunu, Vinci ve Michalencelo gibi ressamların büyüklüğüne duyduğu -belki de biraz- kışkançlıkla açıklıyor. "Yeryüzünde yaşayan tanrılarmış bana göre" dediği sanatçıların resimlerini yeniden yaparak, bir yerde onlarla özdeş bir nokta yakalamaya çalışmakta olduğunu kaydediyor.
Bundan sonraki resim yaşamı üzerine de sorularımızı yanıtlayan Topçu, gerçeküstücü olmasına karşılık son zamanlarda mistisizmle ilgilenmeye başladığını, Ömer Hayyam ve Yunus Emre'den daha fazla etkilendiğini ifade ettiği Mevlana ile Budizm ve eski Mısır okumaya başladığını, bunların bundan sonraki resimlerinde etkili olacağını sandığını kaydediyor. Bunlarla gerçeküstücülük arasında bir köprü kurabildiğini dile getiren ve resimlerinde yağlıboya ve karakalem çalışmalara yer veren Topçu'nun sergisinde yaklaşık 30 yıllık dönemi kapsayan eserler yer alıyor.
ÖNCEKİ HABER

Diplomalı işsizler ordusu büyüyor

SONRAKİ HABER

10 Ekim yargılamasında 'Cumhurbaşkanına hakaret' davası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa