01 Temmuz 1999 21:00

Kirlenen dünyaya şiirsel sesleniş

Sivas yangınının izlerini kapatmak için duvarlara sürülen boya bile isin isyanına dayanamadı. Vecihi Timuroğlu'nun deyişiyle; "Siyah bir güldür ölüm."

Paylaş
Kirlenen dünyaya şiirsel sesleniş
Yaşar Öztürk
1993 Sivas kıyımından bu yana şiir yazmayı değil yayınlamayı erteleyen Adnan Özer, "Veda Şiirleri" adlı kitabıyla şiir sevenlerin karşısına yeni bir açılımla çıkıyor. Birinci basımı Ocak 1999'da 45 sayfa olarak Gendaş Yayınları arasında çıkan kitap, kirlenen dünyaya şiirsel bir sesleniş. Kitabının sonunda düştüğü notta Adnan Özer, "Bu şiirler utançla dilimden dökülüverdiler. Çünkü ülkemde merhamet yoktu. Tarihimiz güzellik düşüncesine ve her türlü dil marifetine veda etmemiz gerekircesine bizi utanca boğan Sivas Yangını ile kirlenmişti. Bu utanç yüzünden uzun yıllar şiir yayınlatmadım. Ülkemde sanat ve söz h
âlâ merhametten uzak. Bu yüzden, "Ey onsuz hiçbir şiirin tam olmayacağı okur, söz'ün ardı sıra bu açıklamayı hoş göresin" diyor.
Adnan Özer; Ağaç Müzesi, Aşka Veda, Kırlara Veda, Irmaklara Veda, Bahçelere Veda, Malaga'da Depresyon (İkinci Doğuşa Veda), Bozkır Vedası, Kristof Kolomb'un Evinde, Vasiyet, Yalnızlığa Veda adlı şiirlerinden oluşan Veda Şiirleri kitabında bir yanda "yitirmek zorunda bırakıldıklarımız" ve bir yanda "bırakmak zorunda olduklarımız"a göndermelerde bulunuyor.
Ağaçlara veda edişimizi "kör budayıcılarız biz,/ kabukla tenin arasındaki zamanı./ Kalbim, aptal ikizim, siz/ o sahte müzeden aşırdığın baltayla:/ Ağaçlara Veda!", olarak dizelere aktarırken Aşka Veda adlı şiirinde de bu konuyu ele almayı sürdürüyor. "/Ağaca ilk kıyışımız ilk tadı almaktı unutuştan,/ görmezden gelme girişimiydi" diyor. Kırlara Veda şiirinde nereden gelip nereye gittiğimizi sorguluyor. "Gözyaşlarının gücü vardı eskiden; Irmak yüklü adamlardık tuz katarları ardınca giden... Utanırdık şehirde fazla kalmak suçundan;/ ... Yoktu buğdaya un olmaktan ötesi;/ Bulgur çeken kadınlardan doğduk ya biz/ güneşi taşta sırmalayan o kırıntı bilgileri/ aya bakan sundurmalarda çatlak topluklu annelerimiz,/ sıcak bağımız, güleç mısırımız. Dindar soğan tilmizleri,/ o topuklar, ah o topuklar ve kerpici terk edişimiz.../
"Arıyor eksik kemiğini/ ırmaklara kıyan zorbalar/ Hiç aklıma gelmezdi ama;/ ırmaklara da veda!" sözlerinin yer aldığı ırmaklara Veda şiiri ardından Bahçelere Veda şiirinde "İnsan gider, bitki kalır dünyada!" vurgusunu yapıyor, "Gezi değil, sürgün değil, aşkla seferi,/ arıyorum bir yerlerde gömülü/ asıl iskeletimi" dizelerinin yer aldığı ikinci Doğuşa Veda şiirini "Bir toz bulutudur bozkırında insan..." betimlemesinin yer aldığı Bozkır Vedası şiiri izliyor. Vasiyet şiirinde, "Göçtüğü toprağa verirken babamı/ bir ferman gibi okudum o beyaz kefeni/ yurtsuzluğun ucuna git diyordu/ Hep göçün diliyle konuşurduk/ Asya, Anadolu, Balkanlar ve Trakya/ geniş bir coğrafyaya yayılan mezarlar/ Döğüşler vaazlar ve sevdalar..." sözleri ile resimliyor yeryüzünü.
Soluksuz tek bir şiirmiş gibi okunan kitapta iniş ve çıkışları ile bir sarmal gibi. Umut ve umutsuzluk baş başa gidiyor. Yaşamını mevsimlerinde gezerken Adnan Özer sonbaharda ilkyazın başak verecek tohumlarını ekiyor. Neye Veda? sorusuna Özer son noktayı koyarken yanıt veriyor "Ah ne vedadır ne vebadır ne vabaldir bu!/ Gitmek değil, artık dağılmak benimkisi/ tozuyan aklım ve hafızamla./ Bitsin artık bu şiirler, bu kitap, bu içe dönük cihannüma/ Hayalse katili bir insanın/ cesedi vurmaz hiçbir kıyıya."
Sivas yangınının izlerini kapatmak için duvarlara sürülen boya bile isin isyanına dayanamadı. Vecihi Timuroğlu'nun deyişiyle; "Siyah bir güldür ölüm." Ölümün simgesi olan karalar Madımak Sokağı'nda duvarlarda olduğu kadar yüreklere de işledi. Madımak önünden her geçişte kanadı yüreğim, göz yaşlarım içime aktı düğümlendi, boğazım bu sarmaldaki düşüş noktam oldu. Yıllar sonra yaşam ırmağının savunması ile koptuğumuz bir tanıdıkla karşılaşma ve Alibaba'da EMEP'li dostlarla buluşma sarmaldaki yükselişim oldu. Sivas'ın orta yerindeki umutsuzluk umuda dönüştü. Muhlis Akarsu, Behçet Aysan, Asım Bezirci, Serkan Doğan, Hasret Gültekin, Yeşim Özkan, Gülsüm Karababa, Gülender Akça, Edibe Sultan Ağbaba, Sehergül Ateş, Ahmet Özyurt, Koray Kaya, Belkıs Çakır, Muammer Çiçek, Handan Metin, Kenan Yılmaz, Erdal Ayrancı, Asaf Koçak, Hüriye Özkan, Menekşe Kaya, İnci Türk, Ahmet Öztürk, Özlem Şahin, Hakan Türkgil, Sait Metin, Uğur Kaynar, Yasemin Sivri, Asuman Sivri, Nurcan Şahin, Mübibe Akarsu, Serpil Canik, Murat Gündüz, Ahmet Alan, Carina Cuanna, Nesimi Çimen, Mehmet Atay ve Metin Altıok ile buluştuk düşün sofrasında. Richard Bach'ın Martı'daki sözleri ışığında, "Eğer dostluğumuz zaman ve uzaklıkla sınırlıysa o yok demektir. Zaman ve uzaklıkla sınırlı olmayanı yaşıyoruz biz. Uzaklığı yenince hep aynı yerdeyiz, zamanı yenince hep aynı anın içindeyiz. Böylece her an için birlikte olacağımızı düşünmedin mi?"
ÖNCEKİ HABER

Fotoğraf, insanı güzelleştirir

SONRAKİ HABER

Siverek’te “arazi anlaşmazlığı çatışması” değil “Katliam” iddiası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa