28 Haziran 1999 21:00

Toplu sefalet alanı: Evka 7

İşlerine gidip gelebilmek için her gün en az kırk beş dakika yürümek zorunda kalan Evka 7 sakinleri, seslerini yetkililere bir türlü duyuramıyorlar.

Paylaş
Toplu sefalet alanı: Evka 7
Erol Teslim
İzmir'in Gaziemir ilçesinde bulunan, Büyükşehir Belediyesi'nin yaptırdığı Evka-7 toplu konut alanı, elektrik, su, ulaşım ve alışveriş merkezinin bulunmamasına rağmen 18 Nisan seçimleri öncesi dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura tarafından şov amacıyla açılınca, konut sahipleri büyük sorunlar ile karşı karşıya kaldı.
Altyapı yok
En temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadıklarını belirten Evka-7 sakinleri, anahtar tesliminden bir ay sonra taşındıklarını belirterek, "Akşamları mum ışığında vakit geçiriyoruz. Elektrik bulunmadığı için yiyeceklerimiz bozuluyor, elektronik eşyaları kullanamıyoruz. Yiyecekleri günlük olarak alıyoruz. Su sorununu ise konutların üst tarafında bulunan depodan karşılıyoruz. Depo yedi ton su alıyor ve ihtiyaçlarımızı karşılamada yetersiz" diyorlar. Evka 7'de konut sahibi olanların, henüz küçük bir kısmı siteye taşınmasına rağmen yaşanan bu sorunların, herkes taşındıktan sonra daha da artacağı belirtiliyor.
Her sabah aynı çile
İçtikleri suyun sağlıklı olup olmadığını dahi bilmediklerini vurgulayan Evka 7 sakinleri, sorunlarını şöyle anlatıyorlar: "Ulaşım hiç yok. İnsanlar kendi çabaları ile işe gidip geliyorlar. İhtiyaçlarımızı karşılayacağımız en yakın yer Gaziemir. Orası da yaya gidildiğinde kırk beş dakika sürüyor. Yoldan geçen taksi ve kamyonlar durursa, Gaziemir'e kadar ulaşımımızı sağlıyoruz".
Çalıştığı yer Bornova'da olan bir işçi de, Evka 7'den Gaziemir'e kadar yürümek zorunda kaldığını anlatıyor. Daha sonra servisle Bornova'ya gidebildiğini söyleyen işçi, iş dönüşü yine Gaziemir'e gelip, yiyecek ihtiyaçlarını aldıktan sonra Evka 7'ye doğru yürümeye başlıyor. Yaklaşık beş yıldır inşaat halinde bulunan Evka 7'nin yolları o gün bugündür aynı. Herhangi bir yol yapımı söz konusu olmamış. Yoldan kamyon, taksi gibi araçlar geçtiğinde ortalık toz bulutuna teslim oluyor.
Kanalizasyonlar açıkta
Evka 7 konutlarında çevre düzenlemesinde çalışan işçiler de dertli. Yaklaşık bir aydır burada çalıştıklarını, müteahhitin sigortalarını yapmadığını ve karın tokluğuna çalıştıklarını söyleyen işçiler, yolun temmuzun sonlarına doğru tamamlanabileceğini belirtiyor. Bunun anlamı Evka 7 sakinlerinin daha uzun süre kendi olanaklarıyla, yürüyerek ya da yoldan geçen kamyonları durdurarak işlerine gideceği...
Altyapısı tamamlanan Evka 7 konutlarında kanalizasyon çukurlarının bulunması ve kapaklarının da açık olması da ayrı bir sorun. Evka 7 konutlarının karşısında bulunan taş ocağının, konutların teslimine kadar sıfırlanacağı vaadine rağmen, taş ocağı olduğu gibi duruyor. Taş ocağının gece, gündüz çalıştığını belirten konut sahipleri, önlem alınmasını istiyor.
Evka 7 konutlarını yapan Arif Ersezgin adlı müteahhitin, 18 Nisan seçimlerinde DSP'den Bergama Belediye Başkan adayı olduğunu ve seçimleri kazandığını anlatan Evka 7 sakinleri, seçimden sonra işlerin Ersezgin'in oğluna kaldığını söylüyorlar.
Yenisi de dert dinlemedi
Bir iki hafta önce Evka 7 konutlarını gezen DSP'li İzmir Belediye Başkanı Ahmet Priştina'nın da, konutları gezip gittiğini, sorunlarını bile dinlemediğini anlatan Evka 7 sakinleri, sorunlarına bir an önce çözüm bulunmasını talep ettiler. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


'Kararı DGM değil, siyasi otorite verecek'
Sultan Özer
Öcalan'ın avukatlarından Niyazi Bulgan, Öcalan davasında, asıl kararın siyasi iktidar tarafından verileceğini söyledi.
Dava sonuçlanmadan, Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'a kadar en üst düzeydeki yetkililerin davayla ilgili açıklamalarının Anayasa'ya aykırı olduğuna da dikkat çeken Bulgan, davanın başından beri adil ve bağımsız yargılama olmadığının örneklerinin olduğunu ve bütün bu açılardan davayı, iç hukuk yolları tüketildikten sonra AİHM'ye götüreceklerini ifade etti. Bulgan, davanın seyrine ve kendilerinin savunmalarına ilişkin sorularımızı cevaplandırdı.
Mahkemeden nasıl bir karar çıkacağını düşünüyorsunuz?
- Kararın nasıl çıkacağına Ankara 2 No'lu DGM karar verecek. Ama, önemli olan bu kararın hangi koşullarda verilecek olması. DGM'lerin tarafsız, adil yargılama yapmadıkları bilinen bir gerçeklik. DGM'lerin, tabii hakim ilkesine aykırı olarak kurulduğu, olağanüstü yargı organları olduğu, bağımsız olmadıkları ve adil yargılama yapmadıkları bir gerçeklik.
Bunun yanında, müvekkilimizin Türkiye'ye getirilmesi öncesi ve sonrasında basında yer alan, onun aleyhindeki demeçler de kararda etkili olacak sanırım. Çünkü Cumhurbaşkanı'ndan Başbakan'a, siyasi parti liderlerine, askeri ve sivil üst düzey yetkililere kadar birçok kimse görülmekte olan bu davayla ilgili düşünce açıkladılar. Henüz hazırlık soruşturması devam ederken bile, çekinmeden düşüncelerini açıkladılar. Bu bir anlamda Anayasa suçu ve sorumsuzca, keyfice işlediler bu suçu.
Doğal olarak Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın demeçleri de mahkemeyi etki ve baskı altında tutacaktır. Karar bu koşullarda verilecek DGM tarafından. Bu bile başlı başına mahkemenin tarafsızlığına, bağımsızlığına, adil davranmasına gölge düşürebilecek bir gelişme.
Karar bu koşullarda çıkacak. 125. maddeden iddianame hazırlandı ve savcılık müvekkilimizin 125. maddeden cezalandırılmasını talep etti. Mahkeme hükmünden önce bir şeyler söylemek çok doğru gelmiyor bize, bazı tahminlerimiz olsa da, kararı beklemek en doğrusu.
Son değişiklik DGM'lerin yapısını değiştirmedi mi?
- DGM'leri bir bütün olarak değerlendirdim. Heyeti oluşturan üyelerden birisi asker diye mahkemenin bağımsızlığına, tarafsızlığına gölge düşüyor anlamında söylemedim. DGM'ler bir bütün olarak olağanüstü mahkemeler, siyasi yargılama yapan mahkemeler. Kaldı ki, mahkemedeki bu yapısal değişiklik de, Türkiye'yi yönetenlerin mahkemeyi sivilleştirmek, tarafsızlaştırmak, bağımsızlaştırmak gerektiğine inandıkları için yapılmadı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nin asker üyenin yerine sivil üyenin alınmasını istemesi nedeniyle yapıldı. Türkiye buna uzun süre direndi. Zaten biz de gerek 30 Nisan Ankara, gerekse 31 Mayıs İmralı duruşmasında AİHM'de verilen bu kararın gerekleri yapılıncaya kadar yargılamanın durdurulmasını talep ettik. Ama bu haklı talebimiz reddedildi. AİHM kararlarına uymamanın ağır yaptırımları da var. Türkiye bu yaptırımları göze alamadığı için mahkemelerin yapısında sivilleşmeye gitti. Ama bu değişiklik DGM'lerin bundan sonra bağımsız, adil yargılama yapacağı anlamına gelmez elbette.
Yarın (bugün) verilecek kararda TCK'nın 59. maddesinin uygulanacağına inanıyor musunuz?
- 59. madde TCK'daki hafifletici maddelerden birisi ve takdir yetkisi tamamen mahkemeye tanınır. Mahkeme için bir zorunluluk hali söz konusu değil. Eğer gerekli görürse uygular. Kriteri de sanığın samimiyetine, iyi halli olmasına kanaat getirilmesi gibi özetlenebilir. Tabii bu dava sıradan bir hukuk, ceza davası değil. Böyle olunca yasadaki tanımlamaya göre mantık yürütmek de çok doğru değil. Siyasi bir dava, asrın davası ve kararı siyasi mekanizma verecek. Yargılamayı her ne kadar yargı yürütse de. Gerçek anlamda siyasi gücün ne düşündüğünü bilmek önemli. Bunun ipuçları da henüz yok elimizde.
Davayı AİHM'ye götürecek misiniz?
- AİHM'de zaten görülmekte olan bir dava var. Savunma hakkı önündeki engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik bir başvuruydu bu. Ve Türkiye'den savunma istedi AİHM. Bunun yanı sıra, usul olarak iç hukuk yollarını tükettikten sonra AİHM'ye başvuracağız. Ama bundan önce alınmasında, yerine getirilmesinde aciliyet, zorunluluk gördüğümüz kararlar için 'yürütmeyi durdurma', 'tedbir' gibi isimler altında AİHM'ye başvuracağız.
Bu dava boyunca sizlere yönelik, savunma haklarınızı engelleyici birtakım gelişmeler olduğunu sık sık söylediniz. Ayrıca müdahil avukatların da bu tür müdahalelerine maruz kaldınız. Bu konuda ne yapacaksınız?
- Müvekkilimizin cezaevine konulduğu andan itibaren çok ciddi hak ihlalleriyle karşılaştık. Örneğin yasada çok açık düzenleme olmasına rağmen, gözaltı süresinin ilk dört günlük süresinden sonra görüşme talebinde bulunduk, reddedildi. Ayrıca, 'tecrit' diye tanımladığımız koşullar söz konusuydu ve hâlâ önemli bir bölümü de uygulamada. Müvekkilimiz tecrit koşullarında savunmasını hazırlamak zorunda kaldı. Çok kötü koşullarda ve haftada iki gün bir saat süreyle görüşebildik. Görüşmelerde beş ayrı noktada aramadan geçirildik. Çorabımız çıkarıldı kimi zaman, parmak izlerimiz alındı. Göz retinamız kontrol edildi. İlginç ilginç, teknik ve kaba arama yöntemleriyle karşı karşıya kaldık. Özellikle Mudanya'da görüşme öncesi ve sonrasında provoke edilmiş küçük bir grubun, asker ve polisin gözleri önünde bize küfür, hakaret ve tehdit dolu saldırıları oldu.
30 Nisan duruşmasında Ankara'da bazı müdahil avukatların sözlü, fiili sataşması oldu. Bizi korumakla görevli olan polisler sokak ortasında bizi linç etmeye kalkıştılar, arkadaşlarımız ciddi anlamda dayak yedi. Doktor raporuyla da belgeledik bunları.
En son İmralı duruşmalarında müdahil vekillerin tavırları, bir hukukçuya, bırakın bir insana yakışmayacak tarzda, çok seviyesizceydi. Ama muhatap almadık. Muhatabımız mahkeme oldu. Mahkeme tarafından ciddi anlamda uyarıldıkları, salon dışına çıkarıldıkları oldu. Ama saldırganlıkları devam etti. Biz de baroya ve cumhuriyet savcılığına şikâyet hakkımızı kullandık.
Duruşmayı izleme konusunda basına bir kısıtlama getirildi. Yayın organları arasında ayrım yapıldı. Görüntü açısından da sadece iki yayın kuruluşuna izin verildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Bu durum, duruşmanın aleniliği ilkesine açıkça aykırı. Yayın hakkının AA'nın ve TRT'nin tekelinde olması, kamuoyunun tek taraflı bilgilendirilmesi gibi bir durumu ortaya çıkardı. Müvekkilimizin ifadeleri çarpıtılarak, özünden uzaklaştırılarak, tek taraflı verildi. Adil bir yargılama yapılmadığının önemli gerekçelerinden birisi de bu aslında.
ÖNCEKİ HABER

Öcalan davasında karar günü

SONRAKİ HABER

Büyük şirketlerin kredi borçları yeniden yapılandırılacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa