22 Haziran 1999 21:00

Şiirin biri bin para!

Şiirin, yalnızca 'ilgili' bir kesim tarafından üretilen ve okunan bir sanat dalı olmaktan kurtulup, 'halka inmesi'nde ne kötülük olabilir ki diye düşünülebilir.

Paylaş
Şiirin biri bin para! src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Sürekli tartışılan ve aynı zamada kendi kendisini tartışan medya, sonunda şiire de el attı. Artık, top on listelerimizde, beynimizin en romantik kıvrımlarına kadar ulaşabilen bir müzik eşliğinde, tok sesleriyle şiir okuyan amcalarımızın, abilerimizin okuduğu şiirlere tanık oluyoruz. Geçtiğimiz yıllarda Yılmaz Erdoğan'ın kendi şiirlerini okuduğu kasetin büyük müzik marketlerden dolmuşlara kadar inmesiyle kendisine iyi bir kanal bulan bu eğilim; ardından 'Kırık Kalpler Kulübü'ne üye yeni insanlar ve onların dertlerine kendi efkârlarını ortak eden bir tüketici kitlesi yarattı. Savaş Ay olur olmaz yerde programının akışını kesip; "Durun size bir şiir okuyim" demenin yeterli olmadığını düşünmüş olacak ki, "Ben size canınız istediği zaman şiir okuyim" diye düşünerek bir kaset çıkarttı. Bu kasetin etrafında örgütlemeye çalıştığı 'şiir mektebi' yaptırma projesi de oldukça güçlü bir destekle karşılaştı. Bu paralarla adı 'Şiir Mektebi' olacak bir okul yapılacaktı. Niyete bir diyeceğimiz yok ama; kapısında 'Nâzım Hikmet" yazan bir sınıfta yalnızca 'mefailün, mefailün failün' seslerinin duyulduğu; dersliğe adını veren şairin 'memleketin bekasına halel getirici' olduğu için kitaplara giremediği düşünüldüğünde durum trajikomik oluyor. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Aslında; medya bu işin egemen hale getirilmesinin en önemli dayanağı durumunda. Asıl sorun ise; bütün bu durumun ortaya çıkması için gereken ortamın; insanların birbirleriyle, sanatla ve piyasa ile kurulan ilişkilerinde hazırlanmış ve böylesi bir pazarın olanaklarının yaratılmış olması. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Şiirin, yalnızca 'ilgili' bir kesim tarafından üretilen ve okunan bir sanat dalı olmaktan kurtulup, 'halka inmesi'nde ne kötülük olabilir ki diye düşünülebilir. Edebi şiirin geniş halk kesimleri tarafından okunması, şüphesiz şiir adına olumlu bir gelişmedir. Ancak, şiirle okur arasındaki ilişkiyi bir aldım verdim ilişkisine; 'batsın bu dünya' edebiyatına dönüştüren yeni anlayışın şiiri dinleyeni de aynı ruh haline sürükleyeceğini söylemek kâhinlik olmaz. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Şiir bir kaç yıldır bu yeni biçimiyle aramızda dolaşıyor. Kasetler yüzbinler satıyor ve yıllardır eline kitap almamış insanlar televizyonda Savaş Ay'ın şiir klibi çıkınca etrafındaki insanları hiddetle sükûnete davet ediyor. Gelin görün ki, bütün bunlara rağmen şiir kitaplarının satışında milim kıpırdama yok. Şair kitabını yine cebinden bastırıyor. Yaşamını sürdürmek için en verimli saatlerini satmak zorunda kalıyor. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Bu gelişmelerin şiirle okur arasındaki ilişkiyi yeniden ve nasıl tanımladığını, şairler, yazarlar, edebiyat adamları ve çıkartığı mütevazi kasetlerle usta şairlerimizi kendi sesleriyle geleceğe taşıyan Yeni Dünya Müzik yöneticileri değerlendirdi.
İki başlı aynı amaçlı
Aydın Şimşek - Şair, Yazar src=/resim/b1.gif width=18 height=18>1970'lerden başlayarak geç kapitalizmin arka arkaya yaşadığı krizlerin çözümü olarak inşa edilen Yeni Dünya Düzeni ya da her alanda globalleşme-küreselleşme, salt ekonomik bir var oluş değildir. Bu ekonomik sirkülasyon varlığı için kültür örgütlenmesini de gerçekleştirmek zorundadır. Yeni Dünya Düzeni'nin ekonomisini globalleşme, küreselleşme oluştururken, kültür örgütlenmesi de postmodernizmdir. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Bizde de postmodernizmin miadını oluşturan 80'li yıllar, içerisine zorla sokulduğumuz kültürel değişimlerin belirtilerini ve kimi sonuçlarını o dönemde ortaya çıkarmıştı. Bu değişimin en belirgin özelliği "görüntülü medya"dır. Medyanın genişlemesi, toplumun gündelik yaşamı ve kültürü içerisinde görselliğin yaygınlaşması, görselliğin günceli de belirleyebilmesine neden olmuştur. Bu anlayışın oluşturduğu yeni değerler genelde sanatı, özelde de şiiri, bağlı olduğu gövdelerinden kopartarak onlardan birer serap dünyası yaratmanın yolunu buldu. Böylece şiirin belleği uyaran, kayboluşa ve çürüyüşe karşı bir etik oluşturan zenginliğinin yerine, şiirin insanın gözden düşürülmesine, insanın kaybediliş sürecine uyumlu, tepkisiz hale getirilmesi önemsetildi. Herşeyin sadece bakılan, görülen olduğunu ısrarla öne çıkartarak sadece "an"ı önemsetip, yaşamın tüm dinamiklerinin birbirine "organik bağla" ilişkisini düzenleyen diyalektik estetiği de yok sayması, insanın umut ve trajedisinin evrimini de yok saymakla birebir ilgilidir. Bu postmodern cephe iki başlı, ancak tek amaçlı, yönlüdür. Bu gövdenin ilk başını; şiirin muhalif kimliğinin toplumsal çelişenler olduğunu inkâr ederek işe başlayan sol refleks değerleriyle deforme edenlerdir. Bunlar da başarılı oldular. Anlamsızlığın hiçliğin meşrulaştırılması da bunların özel çabalarıyla kabul gördü. Elit ile popüler kültürün arasındaki farkı kaldırmak, böylece seçme ve beğenme özgürlüğünün insandan yana kullanılması yerine içe kapanma, kişiselleşme ve apolitikleşme geçer akçe kılındı. Sol refleks, salt burjuva değerlerin politize ettiği sanat anlayışıyla ölçülendirilir oldu. Enis Batur'un, Mehmet Fuat'ın, Doğan Hızlan'ın Mehmet H. Doğan'ın katkılarına K. İskender, Metin Cengiz, Metin Celal, Ataol Behramoğlu, Tarık Günersel vb. diğer isimler de katıldılar. Diğer yandan gövdenin ikinci başı Türk-İslam sentezinin içinden çıktı. Ve her iki yeni "değer" üreticileri doğal ayırma yerine, zorunlu bileşenleri gerçekleştirdiler. Bu yeni burjuvazinin belirginleştirdiği kültür anlayışının pratiğidir. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Bu dönemin ürünleri olarak ortaya çıkan "görsellik" teknolojinin olağanüstü ışıkları altında sadece klip zenginliğine dönüştürüldü. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Postmodern sol yapılar, usta şairlerimizin şiirlerini bu ışıkların savruk, esrik, umutsuz, devransız, amaçsız görüntüleriyle, onların devrimci dinamiklerini öldürdüler. İslamcılar ise, bugüne kadar gelen şiir geleneğimizin usta şairlerinin dizelerini çalarak, deforme ederek, uyarlayarak, şiiri yine sis bulutunun, anlamsızlığın ya da sürekli yenilmelerin, mistizmin tarihi olarak sundular. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Sağdan ve soldan postmodernizme tutunanların tüm özel çabasına karşın, sanat şu ana kadar asıl işlevini yitirmeyen, hâlâ direnebilen tek alan. Yeni burjuvazi sanattaki devrimci ısrarı kurmak ve yerine sadece bireyciliği ve bencilliği geçerli kılmak için şimdilerde de sol sanat kulvarındaki in-sanlara el atmıştır. Bilindiği üzere tarih "dün savundukları mevzilere karşı, bugün kahraman birer dönek olanlar" ile doludur. Üzgünüm ama bugün şiirde tarih bir kez daha tekerrür ediyor.
ÖNCEKİ HABER

Yeter davasında da devlete suçüstü

SONRAKİ HABER

Burdur'da çocuğa cinsel istismar iddiası üzerine 4 kişi tutuklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa