Devrimci Karargah davası bugün devam ediyor

Devrimci Karargah davası bugün devam ediyor

Sosyalist siyasetçilerin yargılandığı Devrimci Karargâh davası görüldü. Davanın eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı'nın dosyasıyla birleştirilmesini "provokasyon" olarak nitelendiren ana dava sanıkları, "bir sonraki duruşmaya kadar Avcı'nın dosyasının kendi dosyalarından ayrılmaması halinde yaşanacaklardan mahkem

Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan ve Toplumsal Özgürlük Platformu (TÖP) Sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu'nun da aralarında bulunduğu sosyalist siyasetçilerin, "işkenceci polis şefi" olarak bilinen eski Emniyet Müdürü Hanifi Avcı ile birlikte Devrimci Karargâh üyesi oldukları iddiasıyla yargılandıkları davanın, "Selimiye Kışlası'na yönelik havan topu saldırısı", "AKP İstanbul İl Merkezi'ne yönelik bombalı paket gönderilmesi" ve "Bostancı'daki çatışma" ile ilgili açılan 1. Devrimci Karargâh ana davasıyla birleştirilmesinden sonra ilk duruşma görüldü. Birleştirme kararından sonra sanık sayısı 20'si tutuklu 57 kişiye yükselirken, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davaya tutuklu sanıkların tümü katıldı. Davaya gösterilen ilgi nedeniyle sosyalist siyasetçileri desteklemek üzere adliyeye gelen insanların büyük bir bölümü duruşma salonuna giremedi. Sanık sandalyelerinde ise, davanın diğer sanıklarından ayrı olarak en arka sıraya götürülen Hanefi Avcı'nın yanına güvenlik amacıyla iki jandarma eri oturtuldu. Duruşma sosyalist siyasetçilerin avukatlarından Ercan Kanar'ın iddianamede suç delili olarak yansıtılan "Lice'de havan mermisi ile yaşamını yitiren 14 yaşındaki Ceylan Önkol için İstanbul'da çok sayıda aydın ve sanatçının katılımıyla düzenlenen yürüyüşe katılmaları, Ahmet Türk'e yapılan yumruklu saldırıyı protesto etmek, 2010 Ağustos ayında İstanbul'da yapılan İMF-Dünya Bankası toplantılarını protesto eden gösterilerde bulunmak" gibi demokratik eylemselliklerin çıkarılmasını talep etmesiyle başladı. Kanar'ın bu talepleri mahkeme heyeti tarafından duruşmanın başında reddedildi.

'CEMAATİN BİR DÖNEM KULLANIP ÖNÜMÜZE ATTIĞI İŞKENCECİ POLİS'

Ret kararının ardından duruşma ana dava sanıklarından Fatih Aydın'ın savunmasıyla devam etti. Savunmasında, devletin Kürt halkını ve siyasetçilerini KCK davası ile içeride tuttuğu gibi, yasal alanda faaliyet yürüten SDP ve TÖP yöneticileri ile diğer sosyalistleri de "Devrimci Karargâh" ile ilişkilendirilmeye çalıştığını dile getiren Aydın, bu şekilde toplumsal muhalefetin illegalize edilmesinin amaçlandığını söyledi. Hanefi Avcı ile aynı sanık sıralarında yargılanmalarına da değinen Aydın, "Bir taşta iki kuş vurmaya çalışan devlet, uyduruk itirafçılar, gizli tanıklarla ve Ergenekon yapılarıyla ilişkili olduğu iddiasıyla kendi örgütümüzü kirletmeye çalışıyor" dedi. Avcı için "Cemaatin bir dönem kullanıp, önümüze attığı işkenceci polis" tanımlamasında bulunan Aydın, devletin kendi iç hesaplaşmaları sonucu bir işkenceciyi önlerine atmasının provokasyon amaçlı olduğunu kaydetti. Bu provokasyona gelmeyeceklerini ifade eden Aydın, Avcı'nın dosyasının kendi davalarından ayrılmasını istedi. Aydın, "Bir dahaki duruşmaya kadar Avcı'nın dosyası ayrılmazsa yaşanacaklardan mahkeme heyeti ve devlet sorumlu olacaktır" uyarısında bulundu.

'AVCI İLE YARGILANMAK BİR HAKARETTİR'

Karargâh davasının "ideolojik bir kapışma" davası haline getirildiğini söyleyen yine ana dava sanıklarından Cemal Bozkurt ise, davada üç taraf olduğunu söyleyerek, bunları şöyle sıraladı: "1- Devrimci Karargâh üyeleri, 2- Uyduruk iddialarla mağdur edilen sosyalist siyasetçiler, 3- Sosyalistleri kirletmeye çalışan devlet cenahı." Kendilerinin Avcı ile yargılanmasını ağır bir hakaret ve küfür olduğunu söyleyen Bozkurt, mahkeme heyetine "Eğer biz Avcı ile özdeş isek, neden iki jandarma ile koruyorsunuz" diye sordu. Bu duruşmanın haricinde Avcı ile bir daha aynı zeminde olmayacaklarını açıklayan Bozkurt, "Sosyalist siyasetçilerin mağduriyetinin giderilmesi için bu uygulamaya son kez göz yumuyoruz. Aksi halde olacaklardan basın emekçileri yoluyla devletin ve mahkemenin sorumlu olacağını devrimci kamuoyuna duyuruyoruz" dedi.

'NİHAYET SAVUNMA HAKKIMI KULLANABİLDİM'

Ana dava sanıklarından Aydın ve Bozkurt'un savunmalarının ardından birleştirilen dava sanıklarından Orhan Yılmazkaya'nın yaşamını yitirdiği evde kendisine ait parmak izlerinin olduğu iddiasından tutuklu bulunan Bilim ve Gelecek Dergisi Editörü Osman Baha Okay'ın savunmasına geçildi. Sözlerine 11 ayın sonunda nihayet hakkındaki suçlamalara karşı savunma hakkını kullanabildiğini belirterek başlayan Okay, mesleği gereği geniş bir ilişki çevresi olduğunu ve bunların hepsinin açık ve aleni olduğunu kaydetti. Devrimci Karargâh ile ilişkisinin söz konusu olmadığını dile getiren Okay, hakkında öne sürülen suçlamaları reddetti. Mahkeme heyeti, Okay'ın savunmasından sonra duruşmaya ara verdi.

Aradan sonra duruşmada savunma yapan Toplumsal Özgürlükler Platformu (TÖP ) Üyesi Semih Aydın, hazırlanan iddianamede eski bir itirafçı tarafından hakkında öne sürülen iddiaların iftira olduğunu belirterek, tüm siyasi faaliyetlerini TÖP bünyesinde yürüttüğünü, bu yapının dışında hiçbir siyasi yapıyla ilişkisi olmadığını ifade etti. Aydın, PKK kamplarında eğitim gördüğüne dönük iddiaların gerçeği yansıtmadığını dile getirerek, o tarihlerde Bursa'da bulunduğunu, hatta aynı tarihlerde hakkında açılan bir başka davadan dolayı yargılandığını söyledi. Aydın'ın ardından Demokratik Dönüşüm dergisi editörü Hakan Soytemiz savunma yaptı. İddianamede üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini ifade eden Soytemiz, çalıştığı derginin polis tarafından "örgüt dergisi" gibi yansıtıldığını, bu suçlama üzerinden de kendisinin "Devrimci Karargâh" üyesi gibi gösterildiğini söyledi. Sanıklardan Ulaş Erdoğan'ın daha önceki duruşmalarda "İşkence sonucu belgeler imzalatıldı, ifade vermedim" diyerek kendisi hakkında söylediği ileri sürülen ifadeleri yalanladığını söyleyen Soytemiz, Erdoğan'ın ifade verdiği tarihte kendisinin Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi'nde tutuklu olduğunu söyledi. Soytemiz'in bu beyanının ardından avukatı, söz konusu iddiaların mahkeme huzurunda bulunan Erdoğan'a sorulmasını istedi. Bunun üzerine Erdoğan daha önceki duruşmalarda da sarf ettiği, "Emniyete verdiği hiçbir ifadesinin olmadığını, akşamüzeri gözaltına alınmasına rağmen, Emniyete gece saat 01.00'da götürüldüğünü, geçen süre içerisinde işkence gördüğünü ve kendine belgeler imzalatıldığını" şeklindeki beyanlarını tekrarladı.

Aydın ve Soytemiz'in ardından TÖP Sözcüsü Oğuzhan Kayserilioğlu'nun hakkındaki suçlamalara karşı savunması alındı. Savunmasında TÖP'ün siyasi var oluş nedenlerini anlattığı 27 sayfalık bir metni mahkemeye sunan Kayserilioğlu, "TÖP'ün değişen dünya koşularında yeni sosyalizm üzerinden şekillenen bir siyasi yapı olduğunu ve kendilerinin yasalar çerçevesinde bir siyasi parti kurma girişimlerinde bulunduğunu" söyledi. Kayserilioğlu, 35 yılı aşkın süredir sosyalist siyaseti sürdüren bir insan olarak bilinmekle birlikte, burada görüşlerini sadece iddianamede yazılı olduğu kadarıyla öğrendiğini ve öğrendiği kadarıyla da siyasi tarzlarına karşı çıktığı bir örgüt hakkında yargılandığını ifade etti. Kayserilioğlu, "Ben kendi düşüncelerimden dolayı, kendi siyasi faaliyetlerimden dolayı yargılanmak isterdim. Hakkımızda hazırlanan iddianame emniyetin bir fezlekesidir. Polis sosyalist görünce, silah kullanacağını düşünüyor ve buna göre de kimi örgütlerle sosyalistleri ilişkilendiriyor" dedi. Kayserilioğlu, ilişkisi olduğu öne sürülen Ulaş Erdoğan'ı tanımadığını ve kendisine Karargâh üyesi bir kişinin mail adresini vermediğini de sözlerine ekledi. Kayserilioğlu'nun bir saati aşkın süren savunması nedeniyle mahkeme heyeti Kayserilioğlu'na savunmasını kısa kesmesini istedi. Mahkeme heyetinden gelen bu müdahaleye Kayserilioğlu'nun "Eğer ikna olduysanız ben şimdi de bitirebilirim" şeklinde cevap vermesi salonda gülüşmelere yol açtı. Kayserilioğlu'nun savunmasının ardından duruşma bugüne(12 Ağustos) ertelendi.

Bugünkü duruşmada ise, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan ve eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile diğer sanıkların savunmalarının alınacak. (İstanbul/DİHA)

www.evrensel.net