Fotoğraftan al haberi

Fotoğraftan al haberi

Viyana kapılarına kadar dayanmış ama eli boş dönmüş olduğu halde, oraya kadar gitmiş olmanın övüncüyle yüzlerce yıldır avunan bir devlet kültürünün muhatabı olan yurttaş profilinin yaşadığı bir ülke bu. Zaten Birinci Dünya Savaşı’nda biz müttefikimiz Almanya yenildiği için yenilmişizdir. Yoksa T&u

Nuray Sancar

Davutoğlu ile Esad görüşmesinin yandaş medyanın manşetlerine çıkarılan fotoğraflarına bakıldığında bir incir çekirdeğinin nasıl Viyana kriteriyle doldurulabildiğini bir kez daha görmek mümkün.

TÜRKİYE’NİN FETİHÇİ DUYGULARI

Davutoğlu’nun önünde, görüşme kendi ülkesinde yapıldığı halde eğreti duran, ellerini kucağına kavuşturmuş, ayaklarını birbirine bitiştirmiş, sinik Esad bizim rahat Davutoğlu’muzun önünde beden dilinde suçluluğunu ikrar etmiş gibidir sanki. Bunu kabul etmesi için Yeni Osmanlıcılığın mimarlarından Dışişleri Bakanının oralara gitmesi gerekmiştir bir bakıma. Bir “Osmanlı”nın önünde huzura çıkıncaya kadar Suriye halkının tepesinde boza pişirmeye, Suriye kentlerinde oluk oluk kan akıtmaya; Erdoğan “Suriye bizim iç meselemizdir” dese de ülkesinin diktatörü gibi davranmaya devam etmiştir ama.

Davutoğlu ve Esad’ın bu fotoğrafı komşularıyla sıfır sorun politikası geliştirdiğini iddia eden Türkiye’nin fetihçi duygularının bilinçaltından fırlayışının görüntüsüdür aslında. Oraya ABD’nin taşeronluğuna soyunarak intikal eden ve gerçekte kuryelik yapan Dışişleri Bakanının önünde ezik duran Esad’ın, beden diliyle anlatmak istediği her şey fotoğrafla gözümüze sokulmaya çalışıldığı gibi Osmanlı önünde titreyişten çok, Obama-Clinton ikilisine yazılmış bir mektup olarak okunabilir ancak.

TEMSİLDEN ZİYADE KURYELİK

Türk Dışişleri olabileceği en kötü noktadadır esasen bugün. Bir süper gücün mesajını komşu ülkeye taşıyan Dışişleri Bakanının bağımsız bir ülkeyi temsil etmesinden ziyade olsa olsa kuryeliğinden söz edilebilir.

Ama bu fotoğraf servisi ilk değil bizim tarihimizde. Başbakan’ın Obama ile görüşmesinden alınan başka kareler mesaj sahipleriyle taşeronların eşit bir ilişki kurabileceğini ima eder. Küçüklerin büyükler önünde bacak bacak üstüne atmasının geleneksel kültürümüzde hoş görülmediğiyle ilgili kültürel kodlar varken, Erdoğan’ın Obama’nın yanında aynı rahatlıkla bacak bacak üstüne atması iktidarın, yurttaşlara, ülkenin, bir boğaya benzemek için kendisini şişirdikçe şişiren kurbağa kıvamına geldiğini gösterme çabasıdır bir nevi.

Ama Obama’nın kapısı da bir Viyana kapısıdır. O kapıya yüz sürüldüğünde bir zaferden, eşitlikten söz edilemez. Orada ancak sözler verilir, taahhütlerde bulunulur. Ortadoğu’da, Avrupa Birliği’nde, Arap aleminde büyük emperyalist ağabeyin çıkarlarının bekçiliğini yapmaya dair and içilir. Amerikalı ağabeyin, küçük kardeşin bacak bacak üstüne atarak oturmasıyla bir sorunu yoktur zaten. Beden dilinin bu türden mesajları Amerikan kültüründe tanınmaz; ararsanız kapsama alanı dışında kalacaktır. Dolayısıyla ancak yaş hiyerarşisine alışmış, ataerkil geleneği özümsemiş bir Türkiye yurttaşı alacaktır böyle bir mesajı. Yani gösterilenin sabit bir göstergesi yoktur ne yazık ki.

ECEVİT NE OSMANLILIĞA, NE DE TÜRKLÜĞE SIĞDI

Tam da bu esnada Ecevit Clinton görüşmesindeki görsel mesajı hatırlamamak elde değil. Masasının üstünde kaykılmış Clinton ile kadidi çıkmış, el pençe divan vaziyetindeki gergin Ecevit’in fotoğrafı basında yansıdığında kendi çapında bir kıyamet kopmuştu. Amerikan Başkanının önünde ne ulusal onur kalmıştı ne de Osmanlı azameti. Yenilginin yenilgi olduğunu hatırlatan bir Ecevit ne Osmanlılığa sığardı ne de Türklüğe. Zaten bu fotoğrafla yapılan ideolojik manüplasyon Ecevit’in artık gitmesinin istendiği bir zamana aittir. Viyana yenilgisine yenilgi demeyen bir Başbakan’ın bir köşeye itilmiş imgesini bellekte yeniden canlandırma girişimi olarak da okunabilir.

VİYANA SENDROMUNDAN İZLER

Nereden baksanız ABD’ye daha iyi taşeron olmakla, daha az taşeron olmak arasında bir seçimin dile getirilişine yardım eder bu fotoğraflar. Yoksa Esad’ın basında çıkan, daha “eşitlikçi” ilişki kurulduğu imasını verecek başka fotoğrafları da var. Ama bu bir tercih meselesi…

Fotoğraf kendi başına bir şey söylemez sonuçta. İnsan ona arka plandaki tarihsel ve kültürel birikiminden bakar. Bunu ise, işi yurttaş yönlendirmek olan medya yurttaşın farkında olduğundan daha çok bilir.

Ve her fotoğraf Viyana sendromundan açık ya da örtük, doğrudan ya da tersinden izler taşır. (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net