06 Haziran 1999 21:00

Çığlık çığlığa bir söyleyişle uyanmak

İnsanların, "bilgi çağında, bilgiyle uyandırıldığı söylemleriyle" uyutulduğu bir dönemde, Ümmüşen uyutma işlevi gören "Nenni"yle insanları uyandırıyor.

Paylaş
Çığlık çığlığa bir söyleyişle uyanmak src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Sinan Gündoğar src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Ninni vardır, tüm olumsuz koşullardan habersiz, kendi kabuğu içinde yaşayacak insanı uyutmak için söylenir; ninni vardır, daha güzel bir dünyanın yaratılma çabası içinde yer alacak insanın uyandırılması için söylenir. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Ümmüşen'in "Nenni" adlı albümü de, aynı ismi taşıyan şarkıdaki, rahatlatıcı bir ortamı yaratan bir neyden sonra, ilk etapta kulağı tırmalayan farklı bir ses, farklı bir söyleyişle başlıyor. Şarkının ikinci bölümünde ise, o rahatlatıcı ortamda dinleyicinin beynine bir tokat gibi inen "sert ritim", bu ninninin diğerlerinden farklı bir içeriğe sahip olduğunu müzikal anlamda kanıtlamaya çalışıyor sanki. Ümmüşen'le yaptığımız görüşmeye, bu bestenin içeriğindeki genişlik ve günlük yaşama, tabiata dayalı benzetmelerin yapısını içeren bir soruyla başlıyoruz. "Eğer günlük yaşantıda belirli bir konuda yeteri kadar yoğunlaşmışsam, sözünü ettiğiniz benzetmeler kendiliğinden gelir. Bir anlamda, günlük konuşma dilim diyebilirim. Sözleri oluşturmak için çok uzun zaman harcamıyorum. Günlük konuşmalarda kullanılan bedduaları alıp, onları "iyi dualar" haline getirdim, bu eserde. Bir çocuğa söylenmiş bir ürün 'Nenni'. Ama bu çocuğun geçmişle de gelecekle de bağlantısı var. Gelecek kuşaklar için duyduğum endişeler ve umut var" diyerek cevaplıyor Ümmüşen. Ancak eserde bir çocuğa söylenmesinin ötesinde, "vadesiz gelen eceller, hoyratça biçilen gök ekinler" gibi ifadelerle ninninin ithaf edildiği Eren Başak isminin Erdal Eren'i çağrıştırdığını söylüyoruz. Ümmüşen, doğan çocuğa anne veya baba adının konması gibi konularda yansımasını bulan "feodal yanlarının" olmadığını belirterek, başlıyor anlatmaya: "Ben çok genç yaştaydım. Siyah beyaz bir televizyonum vardı. İdam kararını dinleyen, incecik bir yüze sahip küçük bir çocuğu izledim. Hafızalarımızın çok unutkan olduğunu düşünüyordum. 17 yaşındaki birinin idam edilmesi benim için, yaşananlar ve yaşanacakların bir simgesiydi. Bu anlamda da, çocuğuma her seslendiğimde, bunları hatırlamak, yaşanmış olayları unutmamak için, o gün kararımı vermiştim, oğlum olursa adını Erdal, kızım olursa Eren koyacaktım ve koydum da." src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Ümmüşen'in albümünde hem kendi besteleri hem de türküler yer alıyor. Ancak hem bestelerinin türkü formuna yakın olması hem de, türkülerin düzenlemelerinin bestelerin düzenlemelerinden çok ayrı bir yapıda olmaması, albümün bir bütünlük taşımasını sağlamış. Bu durumu, "Türkülerin yönetimini Zafer Gündoğdu, bestelerin düzenlemesini ise Derya Köroğlu üstlendi. Her ikisi sürekli diyalog içerisinde olduğu için de, besteler ayrı telden, türküler ayrı telden çalmadı" cümleleriyle değerlendiriyor Ümmüşen. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Söz türkülerden açılınca, son dönemdeki türkülere olan yönelimin kendisinde bir kaygı uyandırıp uyandırmadığını öğrenmek istiyoruz. Albümünde türküleri yorumlarken kendini nerde konumlandırdığını, "ticari mantığın ürünü olduğu gibi" yanlış anlaşılma tehlikeleri içermesine karşın neden albüme türküleri aldığını soruyoruz. "Ben 15 yıl önce bir albüm yapmış olsaydım, yine türkü okuyacaktım. O yüzden de, 'türkülerin patlama yaptığı bir dönemde' türkü yorumlama olumlu mu, olumsuz mu olur diye düşünmedim. Albümün yapımcılığını üstlenen Derya'nın önerisi sadece bestelerden oluşması yönündeydi. Ancak bestelerin yanı sıra türkülerin de olmasını ben istedim. Ticari kaygılardan uzak, türküleri sevdiğim için seslendirdim" diyor Ümmüşen. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Albümdeki türküleri de otantik yapılarını bozmadan yorumlamayı başarmış olan Ümmüşen'le sohbetimiz besteleri üzerine gelişiyor. Özellikle bestelerin içeriğinin "doluluğu", son dönemlerde özellikle "ihtiyaç duyulan" bir boşluğu gideriyor. Ancak bestelerinin nitelikli olmasında sözlerin güzelliğinin yanı sıra, bestelerinin sıcaklığı ve sözlerle kaynaşmasının büyük bir rolü var. Beste sözde, söz de bestede "eğreti" durmuyor. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Ümmüşen, özellikle insanların umutlarını yitirdiğini, geleceğe dair planlarının olmadığını gördüğünü, bunun üzerine Cemre'yi bestelediğini söylüyor. "Cemrenin baharsız ellere, baharsız gözlere, baharsız yüreğe, baharsız bizlere düşmesi"nde anlamını bulan umut kavramını çok iyi yansıtan "Cemre"nin yanı sıra, Derya Köroğlu ile düet yaptığı ve ilk bakışta "sevgili" olarak anlaşılabilen "Sezenler Olmuş" da, aslında umudu işleyen bir eser. Sevgilinin kara gözüne aşık olma yerine "içinde şafağı bulunduran" gözleri; mangal yürekli yiğit yerine 'dibinde kül, üstünde köz olan yürekli bir yiğidi' tercih etmeyi içeren "Gönül" şarkısındaki tercihi Ümmüşen, "Gözün en güzel biçiminin renginden değil de, yaşama bakıştan kaynaklandığını anlatmaya çalıştım. Yiğitliğin de özünün yürekteki sevgi olduğunu belirtmeye çalıştım. Bunları sadece şiir olsun diye yazmadım. Benim yaşama bakışım da böyle" sözleriyle açıklıyor. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Söyleyiş tarzının ve sesinin farklılığı konusunda konuşuyoruz. Sesin neden ön planda olduğunu sorduğumuzda şaşırtan bir cevapla karşılaşıyoruz. "Pek öyle değil. Tam tersine o sesin önüne geçilebilmesi için, birtakım işlemler yapıldı. Örneğin stüdyoda, genelde mikrofonun birkaç cm gerisinde durularak şarkılar okunurken, ben bir metre geriden okudum. Derya, mix aşamasında da sesi müzik aletleriyle dengelemek için bayağı uğraştı. Canlı olarak beni dinleyenler de, sesin geri planda kaldığını söylüyorlar" diyen Ümmüşen, albüm çalışmaları sırasında, sürekli daha yumuşak söylemesi yönündeki uyarılara rağmen çığlık çığlığa olan bu söyleyişin dışında kendini ifade edemediğini anlatıyor. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>'80 öncesinde, "Beyaz Gelinlik", "Nenni", "Ocaklar" gibi dilden dile dolaşan ve bir anlamda "anonimleşen" birçok bestesini neden albüme almadığını soruyoruz. "Bir defa en küçük bir kıskançlığım yok. Birileri tarafından bestelerin anonim olarak okunması beni sadece mutlu etti" diyor ve ekliyor Ümmüşen: "Bunlar Ümmüşen'in besteleri denilerek bana bir paye verilmesi gerekmiyor. O parçaların hâlâ beğeniliyor olması yeterli. Bestelerin beğenilmeleri, yaptıklarımın paylaşabildiğinin göstergesi oldu. Çok önemli diğer bir etken ise, '80 sonrasında, 'kimi duyguların, söylemlerin' bilerek veya bilmeyerek şarkılarda 'kullanılmış' olması. O yüzden şarkıları albüme alarak aynı duruma düşmek istemedim."
ÖNCEKİ HABER

ÖSS yapıldı

SONRAKİ HABER

Hong Kong’da iade yasası protestoları sürüyor: Erteleme değil iptal

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa