31 Mayıs 1999 21:00

İnsanlara güzeli sunarsanız sevmeme imkanı yoktur

İnsanlara iyi olanı, güzel olanı sunduğunuz zaman; bu müzik olabilir, edebiyat ya da resim olabilir, anlaşılır bir dilde sunduğunuz zaman sevmemeye imkan yok.

Paylaş
İnsanlara güzeli sunarsanız sevmeme imkanı yoktur
Muazzez Menemencioğlu src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Akbank, 18. yy. "Oryantalizm" konusunda Osmanlı müziğinin, Batı'yı klasik dönemden bugüne nasıl etkilediğni ortaya koyan "ALLA TURCA-MEHTER'den Mozart'a konserler dizisini Tophane-i Amire'de gerçekleştirdi. Konserler, sanat yönetmenliğini de üstlenen Cem Mansur'un yönetiminde.Yeniçelirilerin Viyana kapılarından çekilirken Kremsmünster Manastırı'nda bıraktıkları çalgılardan etkilenerek birkaç eser yazan ve "Alla Turca" akımının öncülerinden sayılan Johann Joseph Fuz'un Yeniçeri Senfonisiyle başladı. Ayrıca konserde mehter esinli klasik müziğin en sevilen iki yapıtı ile solist Suna Kan Mozart'ın "Türk Konçertosu"nu yorumladı. Ardından Haydn'ın "Askeri Senfonisi" seslendirildi. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Ankaradan konuk sanatçı olarak gelen ünlü piyanist Suna Kan'la bir söyleşi yaptık. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Kısaca sanat hayatınızı anlatabilir misiniz? src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Evet, yeteneğim babamın sayesinde küçük yaşta ortaya çıktı. Babam da kemancı olduğu için bu işe yatkınlığımı keşfetti. O günden sonra keman çallamayı ciddi olarak ele aldık. İlk kez İdil Biret ve Suna Kan'la ilgili olarak çıkan yasa ile Fransaya gittik. Fransa'da kaldığım sürece bu yasa çerçevesinde eğitim gördüm. 1949 yılında annemle Paris'e gittik. Paris Yüksek Konservatuarı'na kabul edildim. 3 yıl sonra birincilikle bitirdim. 15 yaşında mezun oldum, ama her konuda olduğu gibi diploma, insanı belli bir yere getirmiyor. Ancak bir okulu birinci derecede bitirdiğini gösteriyor. Okulu bitirdikten sonra çok çeşitli yarışmalara katıldım. Hocalarım bu yolu uygun gördüler. Genelde birinci dereceler aldım. Kazandığım ödüller benim yavaş yavaş Avrupa'da sahneye çağrılmama önayak oldu, öğrencilikten profesyonelliğe geçişim bu sayede oldu. 1957 yılında yurda döndüm. O yıllarda devlet sanatçılığı yoktu, senfoni orkestrasına solist olarak katıldım. Sonra bildiğiniz gibi 1971'de "Devlet Sanatçılığı" çıktı. O ilk yıl seçilenler arasında ben de vardım. Hızla konserlerimi sürdürüyorum. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Programlarınızı kendiniz mi düzenliyorsunuz? Programlarınız içinde az çalınan besteciler ile genç Türk bestecilerini de gün ışığına çıkardığınız oluyor mu? src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Genellikle programlarımı kendim derliyorum. Örneğin resital programlarını ben seçiyorum; hem yurt içinde, hem yurt dışında. Tabii yönetmenle konuşup ortak bir fikir birliğine vardıktan sonra. Genel olarak orkestralarda çaldığım konçertolarda yine çoğunlukla ben seçiyorum ama diyelim ki, yurt dışından bir çağrı almışım, soruyorlar, "Ne çalmak istersiniz" diye, bir kaç seçenek veriyorum kendilerine. Bilmediğim bir müzik merkezinde benim çalmak istediğim eğer -diyelim iki hafta önce - o kente çalınmışsa, doğaldır ki, ordaki yöneticiler başka bir parça çalmamı ister; öy lece bir fikir alışverişi oluyor. Ama genelde istemediğim bir şeyi bana -bana değil kimseye- çaldıramazlar. Özellikle yurt dışında Türk bestecileri çalmaya, tanıtmaya özen gösteriyorum. Çalışmamla değil de seçtiğim eserlerle ilgili. Burda amaç gazetecilere tanıtmak, aynı şeyi yurt içinde de yapmaya çalışıyorum. Yalnız ben değil bütün icracı arkadaşlarım yapmaya çalışıyoruz. O kentte tanımış olduğu bir şef ya da solist bir eseri icra ediyorsa, en azından onu dinlemeye gider, bu nedenle de solisti, eseri ya da şefi tanımış olur. Yani bir Çin eserini Türkiye'de İdil Biret'e, Ayla Erduran'a, Suna Kan'a çaldırmak daha akıllıca diye düşünüyorum. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Çok uluslu şirketler yabancı yoksul ülkelere yatırım yapıyor. Ulusal hükümetler görevlerini çok uluslu şirketlere devrediyorlar. Kâr hırsıyla güdülenmiş bir küreselleşmede, müziği nereye yerleştiriyorsunuz? src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Bu biraz güç bir soru ama kanımca çok sesli müzik ya da çok sesli ciddi müzik hâlâ hem Türkiye'de hem dünyada, tabii bunun oranı değişiyor ama farketmiyor, her şeye rağmen kısıtlı bir dinleyiciye hitab ediyor. Günümüzde iletişim araçlarından dolayı biraz daha yayılabilir doğaldır ki, ama bilinçli bir şekilde bir politika güdülürse. Örneğin şimdi yurdumuzda durum daha iyi ama - TV 5-6 yıldan beri yayınlarına biraz ağırlık verdi - yeterli değil. Kanımca en önemli şey bir sanat politikası uygulamak. Devlet orkestralarının hiç olmazsa kendi çevrelerine konserler vermesi gerekir. Örneğin Bilkent Orkestrası yurt içinde etkili konserler veriyor. Geçen yıl Güney Doğu'da verilen konsere kaza geçirdiğim için katılmadım. Bu yıl Amasya konserine katıldım, gerçekten ilgi çok. İlgi çok dediğim zaman " ne anlayacaklar?" meselesi değil; insanlara güzel olanı sunduğunuz zaman; bu müzik olabilir, edebiyat ya da resim olabilir, anlaşılır bir dilde sunduğunuz zaman sevmemeye imkan yok. Ben bunu yaşadım. Amasya'da, stadyumda 7 bin Amasyalı'nın konsere gelmelerini yaşadım. Tokat öyle. Havza öyle. Havza biliyorsunuz küçük bir kasaba. Bu demek değil ki, bundan sonra aman radyoda bir Bethoven dinleyeyim desinler. Ama bin kişiden beş kişiyi etkiliyorsak bu bir adımdır. Bunu bir görev olarak algılıyorum. Çok sesli müziği yerleştirmek bence bir uygarlık borcu. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Edebiyatçı yaratırken elinde, kafasında bir konu vardır, onu yazar biraz duygu katarak. Sizin deyiminizle, "yorumunda kendi kuralına getirmek" nasıl oluyor? src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Tabii icracılar, çalgıcılar yani besteciler kadar şanslı değil bu konuda. Besteciler düşündüklerini nota ile ortaya koyuyorlar. Biz de yazılmış olan eserleri kendimize göre yorumlayarak, tabi kalıbı değiştirmeden, bir aktörün yazılmış bir şiiri okuması gibi aşağı yukarı biz de onu yapıyoruz. Birazcık nüanslarda bir değişiklik oluyor, doğaldır ki, eserin çerçevesini değiştirmek olanaksız. Yine de buna rağmen kendi damganızı, kendi ruhunuzu, yorumunuzu, duygularınızı aktarıyorsunuz, aktarabiliyorsanız tabii. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Bilet satışı ve izleyici toplama yüzünden çok sesli müziğin de popülizme kaydığı söyleniyor. src=/resim/b1.gif width=18 height=18>Evet son zamanlarda klasik müziği dinlemede bir azalma var. Artık bilmiyorum bu pop müziğin genişlemesinin kaymasından mı ileri geliyor? Ama aslında çok fazla ümitsiz de değilim bu konuda.
ÖNCEKİ HABER

Emek Yazıişleri Müdürü'ne 6 ay hapis

SONRAKİ HABER

AA'dan 31 Mart seçimleri açıklaması: AA veri aktaran bir medya kuruluşudur

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa