28 Mayıs 1999 21:00

Deliller 'sır'ra kadem basıyor!

Demokratikleşmenin tartışıldığı bugünlerde, devlet, Susurluk'la bağlantılı birçok olayı aydınlatabilecek bilgi ve belgeleri "devlet sırrı" adı altında elinde tutuyor.

Paylaş
Deliller 'sır'ra kadem basıyor!
Serpil Kurtay
Türkiye'de yaşanan birçok katliamı aydınlatabilecek bilgi ve belgeler, "devlet sırrı" olarak karanlıkta kalmaya devam ediyor. Birçok mahkeme sağlıklı sonuçlanamazken, katliamların ve diğer suçların Susurluk'la bağlantısının kurulması devletin ilgili birimlerince engellenince devlet de "sanık" olmaktan kurtuluyor.
Katliam, gözaltında işkence gibi davalarda avukatların delil toplarken ve mahkemeden talepte bulunurken en çok karşılaştıkları iki sözcük; "devlet sırrı". Bir araya getirildiklerinde, bir dünya şeyi saklayan bu iki sözcüğü özellikle Susurluk kazasından sonra sıkça duymaya başladık. Çünkü yıllardır kontrgerilla gerçeğini halktan gizlemeye çalışan devlet, Susurluk kazasıyla birlikte gerçekleri artık örtemez hale geldi. Hangi taşı kaldırsanız altından ya devletin kendisi ya da yine devletle bağlantılı çeteler çıktı. "Devlet çetesi" kavramı da böylece ortaya çıktı. Devletin bütün bunları gizlemek gibi şansı kalmamıştı. Hemen arkasında 'münferittir' açıklamaları gelmeye başladı. MİT-Ordu-Emniyet-Siyaset-Mafya sarmalında, devletin en tepesine uzanan 50 bin sayfayı aşkın "münferit" vaka ile karşı karşıyaydık.
Kamuoyu kendisine sunulan ve kafaları karıştıran ilişkiler yumağıyla yetinmek zorundaydı. Çünkü gerisi "devlet sırrı"ydı. Bu ilişkileri araştırmak üzere kurulan Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun "Susurluk raporu"nun 11 sayfası sansürlenerek yayınlandı. İstanbul DGM'de görülen Susurluk ana davasında bile bu 11 sayfa, mahkemeye gönderilmedi. Yer yer devletin içindeki çeşitli güçlerin kapışmalarına sahne olunan bu süreçte, bu kapışmanın arenası haline gelen 'İkitelli medyası'nın ekranlarına ve sayfalarına bu 11 sayfa yansımadı. "İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak"lar gibi bunlar da "devlet ve medya sırrı" olarak kaldı.
Katliam davaları ve Susurluk
Susurluk kazasına kadar iğneyle kuyu kazmaya çalışan katliam davası avukatlarının işi kolaylaşması gerekirken, devlet bilgilerini kendisine sakladı. Her olayın kendi içinde çözülmesi gerektiği mantığını yerleştiren mahkemeler de, daha fazla bilgiye ulaşmak ve olayların birbiriyle bağlantısını kurmak için anayasal yetki ve imkânlarını bile kullanmadı. Avukatların hemen her talebi ya "devlet sırrı" duvarıyla karşılaştı, ya da dinlenmesini istedikleri tanığın davayla ilgisi olmadığına karar verildi. 16 Mart katliamı davasının müdahil avukatı Cem Alptekin hakkında ise, basında da yer alan bazı delilleri mahkemeye sunduğu için, dava açıldı. Suçu, "MİT'e ait sırları" açıklamaktı.
Tanıklar çağrılmıyor
Susurluk kazasından sonra adı sıkça telaffuz edilen ve "Bin operasyon yaptık" diyen Mehmet Ağar'ın bahsettiği operasyonları kimse öğrenemedi. Çünkü bu cinayetler hukuka aykırı da olsa devlet için işlenmişti.
Ve Ağar da, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in ifade ettiği gibi, "devlet için kurşun atan ve kurşun yiyen şerefli"lerdendi. Kazadan sonraki açıklamalarıyla dikkat çeken ikinci isim ise İstihbarat Daire eski Başkanı Hanefi Avcı oldu. Akın Birdal suikastinden Gazi katliamına, MİT ve JİTEM'in organize ettiği olaylardan Yeşil'le ilişkisi olanlara, Genelkurmay bağlantılarından Yaprak TV olayına kadar birçok konuda açıklama yapan Avcı, sadece Susurluk davasında tanık olarak dinlendi. Gazi katliamı davasının avukatlarının Hanefi Avcı'nın dinlenmesi talebi reddedilirken, diğer mahkemelerin hakimlerinin hiçbiri tanıklık çağrısı yapmadı. Mahkemelerde tanık olarak ısrarla dinlenmeyen Avcı, basına verdiği demeçler nedeniyle de yargılandı. Dinlenmesi gereken tanıkları daha da çoğaltmak, hatta sanık sandalyelerine asıl sorumluları da oturtmak mümkün. Ama devlet, kendisini sanık sandalyesinde görmek istemiyor.
'Demokrasiyle ilgili'
İnsan Hakları Derneği Genel Sekreteri Hüsnü Öndül: Çeşitli yasalarda devlet sırrı gerekçesiyle gerek savunma hakkını gerekse adaletin tecellisinin önüne engel konulmaktadır. Örneğin İdari Usül Yargılama Yasası'nda da böyle bir durum var. İdari yargıya kişinin hakkında oluşturulan işlemlerle ilgili olarak dosya gönderildiğinde, o şahsi dosyayı avukatın inceleme olanağı yok. Bu ve benzeri olaylar, yargının hukuka uygun karar vermesinin önüne engel teşkil etmektedir. Demokratik bir ülkede, idarelerin elinde bulunan bilgi ve belgelere yurttaşın ulaşma olanağına sahip olması gerekir.
Bu nedenle "sır" niteliğindeki bilgi ve belgelerin sayısının ve niteliğinin sınırlandırılması zorunluluğu var. Türkiye'deki sisteme göre, "gizli", "gizlilik dereceli", "çok gizli" gibi kavramlar kullanılmak suretiyle yurttaşın kamu görevlilerinin eylem ve işlemleri hakkında bilgi sahibi olmaları engellenmektedir. Dolayısıyla gün ışığında yönetim ya da açık rejimin koşulları da bu uygulamalar nedeniyle oluşmamaktadır. Konunun insan hakları ve demokrasiyle doğrudan ilgisi var.
ÖNCEKİ HABER

Rock, blues ve şarkı sözleri

SONRAKİ HABER

Adana'da öldürülen Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu'yu anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa