27 Mayıs 1999 21:00

Gülümsediklerine bakmayın

Otobüslerde sürekli gülerken görmeye alışmışızdır hostesleri. Saatlerce süren yolculuk boyuncabütün yolcuların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar. Peki ya sonra...

Paylaş
Gülümsediklerine bakmayın
Özlem Ergun
Kimilerimiz bir otobüs camında, ellerinde bir tepsi ile görmüştür onları, kimilerimiz ise uzun bir otobüs yolculuğunun yorgun saatlerinde. Çoğu zaman güler yüzlüdür otobüs hostesleri, içlerinden mi gelir gülümsemek, yoksa işlerinin bir parçası mıdır bilinmez ama öyledirler işte. Bir şehirde sabahı karşılarken, aynı gün başka bir şehrin kapılarında çörekleniveren akşamları yakalamak olağandır onlar için, dur-durak bilmez gidip-gelmeler gibi.
Sevilenlerden uzakta geçen akşamlarda, hiç bilmedik bir otel odasında kalırken ya da soğuk ve salaş bir mola yerinde, 'sabaha karşı yemekleri'ni yerken ne düşünürler ve en çok nereleri özlerler kimbilir. Uzaklarda bıraktıkları ailelerini mi? Sıcak, içten bir tebessümü mü? Bu boylu boyunca uzanan yollardan ve hiç tanımadıkları bu yüzlerden, kalmak zorunda oldukları bu otel odalarından, bunaldıkları olur mu hiç? Alıp başlarını gitmeyi ama bu kez kendileri için gitmeyi düşünürler mi acaba?
'Kayışla dövdüklerini bilirim'
Tüm bu soruların yanıtlarını bulabilmek için Esenler Otogarı'nın boğucu kalabalığında dolaşıyoruz. Üniformaları ve en bakımlı halleriyle gelecek olan yeni yolcularını karşılamaya hazırlanan hostesler biraz ürkek, biraz tedirgin etraflarına bakındıktan sonra konuşmamayı tercih ediyorlar. İlk bakışta bir anlam veremesek de, az sonra yanımıza yaklaşan firma görevlisinin sinirli tavırları pek çok şeyi açıklıyor.
Biraz sonra ise, az ileride bulunan bir otel odasındayız biz de. Yani onların, yollardan sonra gelen ikinci evlerinde. Küçük bir oda, üç yatak, bir ayna ve bir kaç komidin. Henüz yeni uyanmışlar ve yorgun görünüyorlar. İsimlerinin açıklanmasını istemiyorlar ve yarım kalmış uykularına aldırmadan başlıyorlar söze. Belliki söyleyecek çok şeyleri var. Ağızlarından dökülen ilk sözcükler, "Bize kötü gözle bakarlar" oluyor. "Kaptanlar ve yolcular bizi çalışan bir insan olarak görmüyorlar. Halbuki biz de bir hemşire gibi, bir sekreter, bir doktor gibi ekmek parası kazanıyoruz. Oysa bizi çok basit görüyorlar. 'Alt tarafı bir hostes ne olacak. İstediğimizi yaparız' diyorlar."
Çok daha çarpıcı bir diğer gerçeklik ise, çalıştıkları firmanın yöneticileri, kaptanları tarafından dayakla tehdit edilmeleri ve hatta dövülmeleri. "Bizim firmamız çok iyi, bizler böyle bir şeylerle karşılaşmadık ama bildiğimiz, dayak yiyen insanlar var" diyorlar ve içlerinden biri ekliyor, "Kaptan birlikte olmayı teklif eder, kız kabul etmezse ya da başka kötü bir şey yaparsa dayak yer. Kayışla dövdüklerini bilirim." Ve birkez daha yineliyorlar: "Allaha şükür bizim başımıza gelmedi ama..."
Otobüsten indiriyorlar
Yani onlar için çalıştıkları firma görevlilerinden gelecek herhangi bir şiddete maruz kalmamak bir şans, bir ayrıcalık. Konuştuğumuz bir başka hostes devam ediyor, "Bir de otobüsten indiriyorlar. Gece, gündüz, dağbaşı demeden yolun ortasında bırakıveriyorlar seni. Daha önce çalıştığım eski firmamda bir arkadaşım böyle bir olay yaşamıştı."
Böylesine kötü koşullarda çalışan hosteslerin, büyük çoğunluğunun bu işi tercih nedenleri ise maddi olarak geniş imkanlar sağlaması. Her ne kadar sigortalı olmasalarda gidilen hat başına alınan 150 milyon liraya yakın ücret, bu mesleği cazip kılıyor. Bir diğer çekici yönü ise çalışanlara kalacak yer temin edilmesi kuşkusuz. Ama nasıl ve hangi şartlarda?
Saatler boyu yollarda olan hostesler, yolculuk bitip otogara indiklerinde; ya kendilerine tahsis edilen otellerin ya da 'hostes evi' diye nitelenen mekânların yolunu tutuyorlar. Otelde ya da evde kaldıkları bu süre içinde dışarı çıkmak yasak. İhtiyaçlar ya personel tarafından karşılanıyor ya da burada unutuluyorlar... Evet yanlış okumadınız unutuluyorlar!.. Söyleştiğimiz hosteslerden biri, "Daha önce çalıştığım bir firmada oldu. Seferden dönmüştüm yine bir hostes evinde kalıyordum. İçeride sadece bir yatak vardı. Kapıyı üstümden kilitlediler. Neymiş hostes dışarı çıkamazmış. Saatlerce aç susuz kaldım orada. O kadar çaresizdim ki... Nereye dönsem dört duvar. 5. kattı, oradan da aşağıya atlanmaz ki" diye anlatıyor yaşadıklarını.
'Ailemi 3 ayda bir görüyorum'
Ailelerini çok az görebilelerin yanında, bir de hiç ailesi olmayanlar var. İçlerinden biri, "Ailemi 3 ayda bir ancak görüyorum" deyip devam ediyor, "1 çocuğum var. Eşim İzmir'de fabrikada çalışıyor. İçimde hep bir burukluk var. Bir ağlayan gördüğüm zaman hiç dayanamam. Hele bir de bayram sabahları yok mu? Herkes bayram yapıyor. Ama sen sevdiklerinden hep çok uzaksın."
Bir diğeri ise ağlamaklı bir ifadeyle güçlükle anlatıyor, "Ben aile sevgisi görmüş değilim. Çok problemimiz vardı ve ben ayrıldım onlardan. İçlerinde bir tek ablamı çok seviyorum. O benim her şeyim, ama onu da 8 ayda ancak bir kez görebildim."
Ve söyleşi bitipde gitmek zamanı geldiğinde içlerinde en deneyimli olanı son bir söz ediyor, "Böyle anlatmakla anlayamazsınız bizleri. Keşke siz de bir kaç gün olsun yapsanız bu işi."
Onlar diğer meslektaşlarına göre, çalışma koşulları açısından daha şanslı görüyorlar kendilerini. Ama ya diğerleri... Yaşanmadan bilinmiyor belki de pek çok şey. Tıpkı, hostes kızın giderken söyledikleri gibi... Ve yüzleri de otobüslerde görmeye alışkın olduğumuzun aksine hüzünlü, yorgun, belki de küskün.
ÖNCEKİ HABER

'Beş kişinin işini bir kişi yapıyor'

SONRAKİ HABER

Çanakkale Kent Konseyinden Kaz Dağları için sosyal medyada kampanya çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa