24 Mayıs 1999 21:00

'Dayanışma sözle olmaz'

Uluslararası Liman İşçileri Sendikası'ndan Jack Heyman, sermayenin gücüne meydan okumak için emeğin uluslararası dayanışmasının zorunlu olduğunu vurguluyor.

Paylaş
'Dayanışma sözle olmaz'
Şengül Karadağ
Amerikalı sendikacı Jack Heyman, işçilerin sorunun tek tek işyerlerindeki patronlarla sınırlı olmadığı; asıl mücadelenin işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasında olduğu bilincini mutlaka alması gerektiğini söylüyor. Heyman, kuralsızlaştırma, özelleştirme ve işgücünün taşeronlaştırılması gibi saldırıların, sendikaların yok olması ve emeğin daha yoğun sömürülmesi gibi sonuçlar doğurduğunu ifade ederek, "Liverpool liman işçilerinden öğrendik ki; varlığımızı devam ettirmek istiyorsak mutlaka uluslararası işçi sınıfının dayanışmasını yaşamak zorundayız" diyor.
Uluslararası Sendikal Dayanışma Konferansı'na Amerika Birleşik Devletleri'nden katılan tek sendikacı Jack Heyman, Türkiye'ye en son 25 yıl önce 'İhraç Demokrasi' adlı bir gemide denizci olarak çalışırken gelmiş. Uluslararası Liman İşçileri Sendikası (ILWU), San Fransisco 10 No'lu Şube Yöneticisi Heyman, asıl ihracının sömürü ve baskı olduğunu söylediği ABD emperyalizmini "canavar" olarak nitelendiriyor. Bu yüzden konferanstaki konuşmasına da, "Canavarın göbeğinden geldim" diye başlamıştı.
ABD'li işçilerin yüzde 14 sendikalı
Amerika'da son 20 yıl içerisinde, sendikalaşma oranında büyük bir düşüş yaşandı. İşçilerin ancak yüzde 14'ünun sendikalarda örgütlü olduğu ABD'de, önceden "üretime dönük" sektörlerde, liman ve taşıma işçileri arasında daha yüksek olan sendikalaşma oranı, son süreçte hizmet sektöründe diğer sektörlere oranla daha yüksek. Heyman, ağır sanayii de sendikalaşma oranını düşmesinde üretimin parçalanmasının önemli bir rol oynadığını belirtiyor: "Özellikle otomotiv sektörü iyi bir örnek bunun için. Eskiden hepsi bir aradaydı. İşçilerin ilişki kurması çok daha kolaydı. Şimdi bunlar bölündü, parça üretimi yapıyorlar. Otomobilin her bir parçası başka bir yerde yapılıyor. Dağınık olduğu için de sendikalar örgütlenmekte çok zorlanıyor."
Varlıkla yokluk arasında bir şey
Part-time çalışma ve taşeronlaştırma uygulamalarının sendikaların gücünü zayıflattığını, artık şirket üzerinde baskı kuramadıklarını anlatan Heyman, bunun "varlıkla yokluk arasında bir şey" olduğunu söylüyor. "Amerika'da işsizliğin düştüğü" şeklindeki açıklamaların da gerçekleri yansıtmadığına dikkat çeken Heyman, "Sermaye rakamlarla oynayıp esnek çalışma ya da part-time çalışma, işe yarayan bir şeymiş gibi göstermeye çalışıyor. Oysa böyle bir şey yok. Eğer Amerika'nın sokaklarında yürürseniz, her yerde dilenci görürsünüz. Yine Amerika'nın her tarafında evsiz insanlar gibi bir olgu var. Bu 15 yıl öncesine kadar yoktu" diyor.
Barbar ve ikiyüzlü
Heyman'ın anlatımıyla; ABD'deki örgütlü emek Lane Kirkland yönetimindeki sınıf işbirlikçi sendikal önderlikten bıkmıştı, bu yüzden sendika konfederasyonunun başına sınıf mücadelesini geliştireceğini söyleyen, John Sweeney'nin başkanlığındaki yönetim seçildi. Ancak Sweeney'in de önceki yönetimden hiç farklı olmadığını belirten Jack Heyman, şunları söylüyor: "Sweeney, Demokrat Parti'yi ve Batı Yarıküresi'nin serbest ticaret anlaşması olan NAFTA'nın kabul edilmesini zorlayan Bill Clinton'u desteklemeye devam ediyor. Sweeney, Meksika'da, neo-kapitalist politikaların boyunduruğu altında acı çeken ve Meksika devrimi sonucu elde edilmiş kazanımları satılan, ezilen işçilere yardım etmek içinde hiçbir şey yapmıyor. Ve şimdi, Yugoslavya'nın bombalanmasını savunuyor." Heyman, NATO'yu araç olarak kullanan ABD'nin, "barbar ve ikiyüzlü bir kampanya" ile Irak ve Yugoslavya'da binlerce insanın ölümüne neden olduğunu vurguluyor.
Abu Jamal'le dayanışma
Uluslararası sermayenin gücüne meydan okumak için emeğin uluslararası dayanışmasının geliştirilmesi gerektiğini belirten Heyman, işçi sınıfı için ileriye giden yolun bu olduğuna inanıyor: "Ancak dayanışma yalnızca sözlerle olmaz. Fiziksel destek de gerekir. Uluslararası Liman İşçileri Sendikası, sınırlı ama başarılı eylemlerle; ırk ayrımı olan Güney Afrika'da, Pinochet'nin Şili'sinde ve El Salvador'un askeri diktatörlüğü altında, kapitalist baskılara karşı mücadele eden işçilerle dayanışma içinde limanları ve gemileri kapatmıştır. ILWU, en son olarak, Liverpool liman işçilerine ve ABD'de ölüm sırasında bekleyen siyasi tutuklu Mumia Abu Jamal'e fiziksel destek vermiştir."
ABD'deki siyahların haklarını savunduğu için idamla yargılanan gazeteci Mumia Abu Jamal'in serbest bırakılması için yaptıkları grevin, ABD'de 70 yıldır gerçekleştirilmiş ilk siyasi talepli grev olduğuna dikkat çeken Heyman, "Bunun bir başlangıç olması için uğraşacağız" diyerek, işçilerin, mücadelenin tek tek patronlarla sınırlı olmadığı, işçi sınıfı ile sermaye sınıfı arasında olduğu bilincini mutlaka almaları gerektiğini söylüyor.
Son değil, başlangıç
Uluslararası Sendikal Dayanışma Konferansı'nı, "Bir son değil, başlangıç" olarak değerlendiren Jack Heyman, "Asya'daki diğer ülkelerden, Güney ve Kuzey Amerika'dan temsilcilerle görüşmek isterdim. Ama mücadele yükseldikçe böyle ihtiyaçlar ortaya çıkacaktır zaten" diyor. Konferansta iki şey Heyman'ı çok etkilemiş ve bunları mutlaka ABD'deki işçilere götürmek istiyor: "Birincisi Bosna'dan gelen madenci arkadaşın konuşması. Emperyalizmin Bosna'daki imha politikaları, savaşın sonuçları beni çok etkiledi. Ve Türkiye'deki durum. Türkiye'de sendikal hareket üzerindeki terörün boyutunun bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum. ABD devletinin, böylesi bir devleti desteklediğini düşündükçe daha kötü oldum. Bunları mutlaka Amerika'daki işçilere götürmek istiyorum."
Bir grev öyküsü...
Özellikle Güney Amerika'daki ülkelerdeki işçilerin mücadelesini çok önemseyen Jack Heyman, aradaki sınırın yapay bir sınır olduğunu belirterek, Meksika'nın sınır bölgesindeki bir madenci kasabasında yaşanan en son grevi anlatıyor: "Geçen ay, Meksika'nın sınır bölgesinde Kananeya diye bir kasabada maden ocaklarında çalışan işçiler greve çıktılar. Meksika Devlet Başkanı Ernesto Zedillo, maden ocaklarını değerinin çok altında, bir arkadaşına satmak istiyordu. Ocakların özelleştirilmesi girişimine karşı başlayan bu grev, ilk önce yasadışı ilan edildi ve askerler çağırıldı. Kasabanın tüm suyunu kestiler. Grevdeki işçilerin eşleri ve çocukları asker barikatını yararak suyu geri aldılar. Bu çok kahramanca bir davranıştı. ABD'deki bazı sendikaların şubeleri greve destek verdi, ama sendika önderliklerinden hiç destek gelmedi. Ama bu bile, bütün sendika yöneticilerinin özelleştirmecilerle işbirliği yaptığı bir yerde önemlidir. Ancak sonuçta grev kaybedildi ve özelleştirilen ocakların çoğu kapatıldı. Çok ilginç bir şey var. 1906 yılında aynı kasabada yine grev yapılmıştı. Bu grevin öncülüğünü militan bir sendika vardı ve bu sendikanın ileri unsurları Bolşevik Devrimi'ne inanıyor, destek veriyordu. Çünkü aradaki sınır yapay bir sınırdı. Sınırın her iki yakasında da var olan bakır madenlerinde de işçiler aynı işi yapıyorlardı. Sonuçta işçiler kazandılar ve bu grev, bir kaç yıl sonra gerçekleşen Meksika devriminin de başlangıcı olmuştur."
ÖNCEKİ HABER

'Kongre mesajı' davasında 6 tutuklama

SONRAKİ HABER

Erkan Baş'tan sandığa çağrı: AKP'nin karanlığına 'dur' demek için oy vereceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa