14 Mayıs 1999 21:00

'Türkiye kraldan çok kralcı davranıyor'

Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı Başkanı Fikret Başkaya, Türkiye'nin NATO'ya üs açmakla aceleci davrandığını söyledi.

Paylaş
'Türkiye kraldan çok kralcı davranıyor'
Barış Erbektaş
Yugoslavya topraklarına haftalardır ölüm yağdıran NATO'nun, Türkiye'deki askeri üsleri kullanmak istemesi ve Türkiye'nin de "NATO'nun aldığı kararlara uymak zorundayız" gibi bir gerekçeyle bu isteme yeşil ışık yakması tartışılıyor. Türkiye ve Ortadoğu Forumu Vakfı Başkanı Fikret Başkaya, Türkiye'nin NATO'ya üs açmakla aceleci davrandığını söyledi. Başkaya, "Balkanlar'daki son gelişmeler ve Türkiye'nin rolü" konusundaki sorularımızı yanıtladı.

Balkanlar'da neler oluyor?
- 'Yeni Dünya Düzeni' denilenin mimarı ABD, uluslararası siyasetin önemli unsuru olan Sovyetler Birliği'nin sahneden çekilmesiyle kendi hegemonyasını pekiştirmek üzere bazı bölgelerde 'önce sorun yaratıp' sonra da 'çözmeye' yöneliyor. Daha baştan söylemek gerekir ki, gerçek dünyada söz konusu olan 'Yeni Dünya Düzeni' değil 'kaos'tur. Üstelik YDD'nin mimarının her girişimi de bu kaosu derinleştiriyor. Bir kere kendi hegemonyasıyla uyuşmayan veya uyuşmama potansiyeli olan devletleri önce 'serseri rejim', değilse terörist ilan ediyor. Emperyalist dünyanın medyası da bu 'şeytanlaştırmada' aktif rol alıyor. Daha önce Irak'ta şimdilerde de Yugoslavya Federasyonu'nda yapılan budur. Üstelik müdahaleyi, 'temiz savaş' yöntemiyle yapıyor. Savaşan kendi insanları değil, savaş uçakları, füzeler, vb. Elbette emperyalist ABD'nin elinden bu temiz savaş kozu alınmadığı sürece, ezilen halkların, yeryüzünün lanetlilerinin durumu 'kötü' demektir. Zira, emperyalistler insani kayıplar vermeden işin içinden çıkabildikleri sürece bu durumu da sürdürme şansları olabilecektir. Demek ki, önce temiz savaş durumunun aşılması gerekiyor. Bunun yolu temiz savaşı tabir caizse pis savaşa dönüştürmekten geçiyor. Yani saldırganın insani kayıplar vereceği bir savaş türü (gerilla savaşı, vb.) dayatılmalıdır. Şimdilik, ABD ve öteki emperyalistlerin avantajı temiz savaşı sürdürebilmelerinden kaynaklanıyor.

Bu saldırganlığın sebebi nedir?
- ABD ve başta İngiltere olmak üzere, müttefiklerinin insani gerekçelerle Yugoslavya'ya müdahale ettiği söylendi ve bu safsataya inananların sayısı da az değil. Bir kere her söz her ağıza yakışmaz denmiştir. Emperyalistlerin insani gerekçelerle bir şeyler yapmaları eşyanın tabiatına aykırıdır. Önce UÇK'yı kışkırttılar, işler istedikleri kıvama gelince de müdahale ettiler. Müdahalenin iki temel amacı var: Birincisi emperyalist hegemonyayı pekiştirmek, bu vesileyle diğer yoksul ülkelere gözdağı vermek ve 'emperyalizmin' gücünü göstermek. Füzeler, savaş uçakları ve devasa savaş gemileri televizyon ekranlarında dakikalarca bu yüzden arz-ı endam ediyor. Fakat bu tür 'operasyonların' bir önemli nedeni daha var. Biliyorsun silahlar satılmak için üretiliyor. Ama satılmaları için kullanılmaları gerekiyor. Üstelik 'ekonomik durgunluk' sürerken bu çok daha acil bir sorun olarak kendini dayatıyor. Savaş demek, saldırıya uğrayan ülkenin savaş potansiyelini, yani silahlarını tahrip etmek demek; savaş bittikten sonra, o ülke 'en gelişmiş silahları' talep edeceğine göre... Tabii silah satışları sadece saldıranın ve saldırıya uğrayanın silah kayıplarını ödünlemekle kalmıyor, bir bütün olarak silahlanma yarışına ivme kazandırıyor. Bu da üretilen silahlarının daha çok satışı demeye geliyor...

Balkanlar'daki son gelişmeler hangi sonuçları doğurur?
- Balkanlar'daki 'yeni durum', kapsamlı bir bölgesel savaşa kadar gitmese de sorunları, hasımlıkları derinleştireceği kesin. Eğer 'kara savaşı' gündeme gelecekse, bir kere Kosovalı Arnavutlar bu savaşın asli unsuru olacak, ama galiba bir de Türkler rol alacak gibi görünüyor. Türkiye NATO'ya üs açmakta da aceleci davranıyor. Bütün bunlar tüm umudunu emperyalistlere bağladığını gösteriyor. Bu tutum, Türkiye'nin Balkan ülkeleriyle olan ilişkilerinin daha da kötüleşmesi demek. Türkiye kendi sorunlarını ancak emperyalistlerin her dediğini yaparak 'çözeceğini' sanıyor. Gerekçe olarak da 'NATO üyesi' olmayı ileri sürüyor. Eğer NATO demek asıl ABD, biraz da İngiltere demekse, ABD'nin çıkarlarıyla ülke olarak sizin çıkarlarınızın mutlaka çakışması diye bir kural mı var? Irak'a yönelik yapılanın bir benzeri şimdi Yugoslavya Federasyonu'na ve Balkan ülkelerine karşı yapılıyor. Eğer sorun NATO ülkesi olmakla ilgiliyse, Yunanistan da NATO ülkesi ve her şeye gözü kara atlamıyor.

Türkiye ile Yunanistan arasında çatışma ihtimalı var mı?
- Her ikisi de NATO üyesi olsa da, Türkiye ile Yunanistan arasında çatışma ihtimal dışı değil. Ama, ruhları çağıranlar bazen ruhları geri gönderemeyebiliyorlar. Böyle bir çatışma YDD'nin mantığıyla da çelişmiyor. Durum ne olursa olsun, dünyanın yoksullarının küreselleşme, YDD, vb. denilenden zarar görenlerin, kaos ortamında yaşamaya mahkûm edilenlerin ayağa kalkması gerekiyor. Antikapitalist ve antiemperyalist dalga nasıl olsa yükselecek, ama bunu hızlandırmak ve temiz savaş stratejisini etkisizleştirmek için ayağa kalkmak gerekiyor. Bütün mesele, mevcut gidişten zarar gören emekçi çoğunluğun, ezilen halkların ayağa kalkıp kalkmamasına bağlıdır. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Üniversitelerin kontenjanları belirlendi
Üniversite giriş sisteminde, özel okullar ile düz liseler arasındaki ayrımı derinleştiren köklü değişiklikler getiren YÖK, kontenjanlar konusunda da öğrenciler aleyhine kararlar aldı.
Önceki yıllarda devlet üniversitelerinin kontenjanlarında ortalama yüzde 10'luk artışlar gerçekleştirilirken, 1999-2000 öğretim yılı için kontenjan artışı yaklaşık yüzde 5 düzeyinde kalacak. Devlet üniversitelerinin 4 yıllık örgün lisans programlarının kontenjanlarında yaklaşık yüzde 1'lik artış olurken, bu programlara 152 bin 281 aday yerleştirilecek.
YÖK'ten edinilen bilgiye göre, 6 Haziran günü düzenlenecek ÖSS'yle yerleştirme yapılacak programların kontenjanlarını belirleme çalışmaları son aşamasına geldi. Devlet üniversitelerinin toplam kontenjanlarında geçen yıla göre yaklaşık yüzde 5'lik bir artış öngörülürken, 4 yıllık lisans programları, 2 yıllık önlisans programları ve özel yetenek sınavı ile öğrenci alan programlara toplam 265 bin 848 aday yerleştirilecek. Programlar arasında en düşük artış 4 yıllık lisans programlarında oldu. Geçen yıl 150 bin 609 olan 4 yıllık lisans programlarının kontenjanları, 1999-2000 yılı için yaklaşık yüzde 1'lik artışla 152 bin 281 olarak planlandı.
Meslek Yüksekokulu atağı
YÖK, yükseköğretimin büyüme alanı olarak meslek yüksekokullarını seçerken, bu hedef doğrultusunda meslek yüksekokullarının kontenjanlarında rekor bir artış yaptı. Geçen yıl 2 yıllık meslek yüksekokullarına 90 bin 50 öğrenci yerleştirilirken, bu kurumların kontenjanları yaklaşık yüzde 11'lik artışla 101 bin 365'e yükseltildi. Özel yetenek sınavı ile öğrenci alan programların kontenjanları da yaklaşık yüzde 6'lık artış ile 12 bin 202'ye çıkarılırken, geçen yıl bu programlara 11 bin 546 kontenjan verilmişti.
Açıköğretime giriş serbest
Açıköğretim Fakültesi'nin programlarına giriş ise geçen yıl olduğu gibi bu yıl da açık tutulacak. Öğrenci Seçme Sınavı'nı (ÖSS) kazanan bütün öğrenciler, açıköğretim programlarına kabul edilecek. 1999-ÖSS'yi kazanmış olmak için ÖSS-SÖZ, ÖSS-SAY, ÖSS-EA ve ÖSS-DİL puanlarından en az birinin 105 veya daha yukarı olması gerekiyor.
YÖK yetkilileri ayrıca, Yerleştirme Kılavuzu'nun basım işlemlerine de önümüzdeki günlerde başlanacağını bildirdi.
ÖNCEKİ HABER

ÇGD, Bakış'a yasağı protesto etti

SONRAKİ HABER

Kılıçdaroğlu'dan 2. yıl dönümünde “Adalet Yürüyüşü” açıklaması

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa