09 Mayıs 1999 21:00

'Barışı kışkırtıyoruz'

Akın Birdal: "Siz, hukukunuzda, işkencecileri caydırıcı birtakım düzenlemeler yapmazsanız, bu insanlık suçunu nasıl önleyeceksiniz?"

Paylaş
'Barışı kışkırtıyoruz'
Seçkin Sertdemir
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Akın Birdal, 1 Eylül 1995 ve 1996 Dünya Barış Günlerinde yaptığı konuşmalar nedeniyle "suçlandı". 2000 yılına 212 gün kala cezaevine girecek olan Birdal'ın, barış talebinin haykırıldığı bir günde yaptığı konuşma nedeniyle cezaevine gönderilecek olması, insan hakları savunucularının baskı ve tehditten kurtulamadığının, imzalanan uluslararası sözleşmelere rağmen korunamadığının göstergesi.
Türkiye; Moskova Belgesi, Viyana Bildirgesi ve Budapeşte Belgesi'nin yanı sıra, 9 Aralık 1998 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda insan hakları savunucularının korunmasına ilişkin deklarasyonu kabul etmesine karşın, Birdal'ı cezaevine göndermekte ısrarlı. Bir tek Birdal da değil, toplam 146 "düşünce suçlusu", barışı, kardeşliği, özgürlüğü kışkırttıkları için, cezalandırılmayı ve cezaevine gönderilmeyi bekliyor.
Bir süre önce saldırıya uğrayan, üzerindeki kurşunların izleriyle mücadelesine hiç ara vermeden devam eden Birdal ve diğer "düşünce suçluları" için bir de kampanya başlatıldı. "Düşünceye Özgürlük Kampanyası" çerçevesinde, il il gezilerek, etkinlikler düzenlenip, 30 Mayıs'ta miting düzenlenecek.
Adana DGM tarafından TCK 312/2. maddesi uyarınca verilen bir yıllık hapis cezası nisan ayında onaylanan Birdal, daha önce Ankara 1 No'lu DGM tarafından bir yıllık hapis cezasına çarptırılmıştı. İki yıl cezaevinde yatacak olan Birdal, herkesi "Düşünceye Özgürlük Kampanyası"na katılmaya çağırırken, insan hakları savunucularının korunma altına alınmasını ve düşüncenin suç sayılmaktan çıkartılmasını istiyor.
3 Haziran'da cezaevine gönderileceksiniz; barış gününde barış talebini haykırdığınız için...
Birdal: İnsan hakları savunucularının korunmasına ilişkin bildirgeleri, deklarasyonları Türkiye de imzalamasına karşın, bu yıl da insan hakları savunucularının, peş peşe cezalandırılmasına ve cezaevlerine gönderilmesine başlanıyor. Ve suçlama, Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesi uyarınca yapılıyor: "halkı bölge, ırk, sınıf, din ve mezhep farklılığı gözeterek, kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek"...
Biz 12 yıllık mücadelemizde, tam tersini savunduk. Barışı kışkırtıyoruz, özgürlüğü kışkırtıyoruz. Eşit, özgür, bir arada kardeşçe yaşamayı kışkırtıyoruz. Biz, ileri sürüldüğü gibi yaptığımız konuşmalarda, halk arasında kin ve düşmanlık yaratmış değiliz.
Herkes, 312 ve 8. maddelerin yeniden düzenlenmesi gerektiği üzerinde birleşirken, bir türlü gerekli düzenleme çıkmadı. 55. hükümet döneminde de mini bir demokratikleşme paketi getirildi, TBMM'ye. Ama ne yazık ki, olmadı. 56. hükümet zaten bir seçim hükümeti olması nedeniyle, programında demokratikleşme ve insan haklarından söz etmiyordu. Şimdi, bugün itibariyle 146 kişi düşünce suçlusu. Son günlerde, geriye dönülerek, yapılan konuşmalardan, yazılardan ötürü peşpeşe davalar açılıyor. Yine İstanbul Şube Başkanımızın bir röportajından ötürü cezası kesinleşti. Kurucularımızdan Haluk Gerger'in cezası onandı. O da cezaevine gitmeye hazırlanıyor. Bu sonuç, bizim ülkemiz ve toplumumuzun geleceği için insan haklarından, özgürlüklerden, barıştan ve demokrasiden vazgeçmemizi elbetteki gerektirmeyecektir. Tam tersine daha kararlı mücadele etmemizi gerektirecek.
İşte bu bağlamda 3 Haziran'a kadar sürecek "Düşünceye Özgürlük Kampanyası" başlattık.
Yeniden düşünceyi açıklama özgürlüğü, insan haklarının olmazsa olmazı olduğunu anlatmaya çalışacağız.
18 Nisan seçimlerinden sonra Susurluk olayına adı karışan kişiler yeniden Meclis'e seçildiler. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu seçimlere birçok yasaklarla girildi. Özgür bir tartışma olanağı, yasaklar nedeniyle yine yaratılamadı. Geçmiş ve bugün sorgulanamadı. İkinci olarak da yüzde 10 barajı yani sermaye barajı etkili oldu. Muhalif, emekçi, özgürlükçü siyasi partilerimizin sermaye barajını aşarak kendilerini ifade olanakları ve kanalları bırakılmadı. Bu barajlar ve engeller nedeniyle, milliyetçi bir akımın yükselmesi sonucu ortaya çıktı.
Birçoklarının adının karıştığı Susurluk olayı nedeniyle, bence, parlamentodaki kişilerin dokunulmazlık yasasını yeniden gündeme getirmeleri gerekiyor. Milletvekillerini dokunulmazlık zırhında koruma altından çıkarmak gerekir.
Tabii insan hakları ve özgürlükler açısından biz gelecekten kaygı duyuyoruz. İnsan haklarının evrenselliğinden zaten uzaktık. Şimdi daha da uzaklaşacağız. Evrensel yükümlülüklerimiz olmasına karşın, bugün, Avrupa Birliği hedefinden, demokratik değerler, insan hakları ve hukukun üstünlüğü değerlerinden müthiş bir uzaklaşma süreci yaşanıyor.
Avrupa şu anda nedir, ne değildir tartışması yapılıyor. Ama, Uluslararası Af Örgütü de, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu da bir Avrupa. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Avrupa. Avrupa'nın demokratik, dayanışmacı kamuoyu da Avrupa. İşte biz Avrupa'nın bu yüzüne çevrilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bugün ortaya çıkan sonuç, yerel, ulusalcı bir bakışı bize gösteriyor. Evrensellikten uzaklaşan, merkezci, benci, ötekileri 'ötekiler ve başkaları' sayan bir anlayışın politik ideolojik tavrıyla karşı karşıya kalacağız. İnsan hakları ve demokratikleşme açısından, şu anda bir gelecek vaat edilmiyor.
Yeni hükümetten ve Meclis'ten insan hakları savunucuları olarak neler bekliyorsunuz?
Hangi koalisyon ortaklığı olursa olsun, biz bir şey beklemiyoruz. İnsan hakları savunucularının bir şey bekleyebilmesi, umutlanabilmesi ve gelecekten güven duyabilmesi için insan hakları ilkelerini daraltan, kuşatan anayasal sistemin önce değişmesi gerekiyor. Daha dün Metin Göktepe'yi kasten öldürenler, yine şu ya da bu şekilde korundu. Verilen cezalar kamu vicdanını tatmin etmedi. Şimdi siz, hukukunuzda, işkencecileri, sorgulayıcıları caydırıcı birtakım düzenlemeler yapmazsanız, bu insanlığa karşı suçu nasıl önleyeceksiniz? Bu bakımdan başta anayasa olmak üzere yasaların, uluslararası hukuk standartlarına bağlı olarak yeniden düzenlenmeye gereksinmesi var. Türkiye'nin taraf olduğu ulusalüstü belgelerden doğan hakların ve özgürlüklerin hukukumuzda içselleştirilmesine ihtiyaç var. Bunu yapamadıktan sonra kim hükümet olursa olsun, özgürlükçü olamaz. Bir de Türkiye'de halklar ve özgürlükleri daraltarak yönetme kolaylığı seçiliyor. İşte bugün ekonomik, demokratik ve politik olarak Türkiye'nin bence sığlığının, gericiliğinin nedeni budur. Her ne kadar Fazilet Partisi demokrasi ve insan hakları söylemine sığındıysa da, bu kendine endeksliydi. Oysa, insan hakları evrensel olduğu kadar bütünseldir. Kendisi için sorun olan insan hakları ihlali, başkaları için söz konusu olduğunda da aynı tepki gösterilmeli. Ama ne yazık ki, gösterilmediği için, kamuoyu nezdindeki insan hakları ve demokrasi söylemi inandırıcılık kazanamıyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Necdet Sezer'in konuşmasi sizce yeterince algılanıp, gerekleri yerine getirildi mi?
Doğrusu, böylesine bunaltıcı bir ortamda ferahlatıcı bir konuşmaydı. Çağdaş bir hukuk insanına yaraşır, özgürlükçü, barışçı, çoğulcu, bir konuşma. Özellikle insan hakları savunucuları açısından yönlendirici bir konuşma. Çünkü insan hak ve özgürlüklerinin güvencesi hukukun gücüdür. Hukukun gücünün demokratikleşmedeki rolünü vurgulamıştır sayın başkan. Yeni dönem parlamentoya da önemli bir mesajdı bu. Yargının bağımsız ve tarafsız olup olmadığı tartışmalarının sürdüğü günümüzde yargıya önemli bir mesajdı. Bu mesaj algılandı, ilk gün. Fakat iki gün sonra Türkiye'nin gündemi yeniden altüst oldu. Bence, eğer bu mesaj doğru alınmış olunsaydı, parlamento böyle bir gerilimle açılmayabilirdi. Biz şiddetin çatışma ve gerilimin, hak ve özgürlüklerin daraltılmasının gerekçesini oluşturduğu için, bu tür gerilimlerin yaratılmasından kaygı duyuyoruz.
Sezer'in konuşmasının olumlu tepkisini yeniden gündeme taşımalıyız. Burda da medyaya önemli bir rol düşüyor. Umuyoruz bu mesaj yolunda yeni dönem parlamento, anayasa ve yasalarda gerekli düzenlemeleri yapar. Çünkü, düşünce özgürlüğü ve insan hakları herkes için gerekli.
ÖNCEKİ HABER

WTO'da başkanlık yarışı kızışıyor

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa