29 Nisan 1999 21:00

Depresyon depremi

Biyolojik, psikolojik ve sosyo-ekonomik nedenlerden ortaya çıkabilen depresif rahatsızlıklar, nüfusumuzun yüzde 10'unda görülebiliyor.

Paylaş
Depresyon depremi
Özlem Ergun
Depresyon kimi zaman abartılan, kimi zaman yaşanıldığı halde fark edilemeyen, kimi zaman da dikkate alınmayan ve son yıllarda hayli sık söz edilmeye başlanan psikomatik bir hastalık. Kelime anlamı 'çökkünlük' olarak verilebilecek olan depresyon, her ne kadar Türkçe'ye son yıllarda yerleşmiş olsa da, günümüzden çok daha eski zamanlarda, yüzyıllar öncesinde yazılmış dini kitaplarda, destanlarda yer almış bir kavram. Hani neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Duygu, durum bozuklukları da diyebileceğimiz depresyonun belirtileri ise kişinin ruhsal ve bedeni hareketlerinin yavaşlaması, uyku bozukluğu, iştah azalması ve buna bağlı olarak zayıflama, konsantre ve hatırlama güçlüğü daha ileri safhalarda ise yaşamdan umudu kesme, intihar düşüncesi ve ardından intihar girişimi olarak kendini gösteriyor.
'Tüm etkenler incelenmeli'
Depresyonu doğuran etkenlerin, daha çok kimlerde görüldüğünü ve hangi koşullarda olgunlaştığını Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi psikiyatristlerinden Dr. Nezih Eradamlar'la görüştük.
Depresyonun kendi içinde farklılaştığını, derecelendiğini söyleyen Eradamlar, "Depresyon, en küçük semptomdan en ağır psikomatik hastalığa kadar kullanılan yuvarlak bir kelime. 'Bugün canım sıkkın, işe gitmek istemiyorum' demek de depresif bir durum, 'Artık yaşamak istemiyorum, hayattan zevk alamıyorum' demek de bir depresif durum" diyor.
Eradamlar, bir depresyon vakasının tek bir faktörle açıklanamayacağını söylerken, hastalığın biyolojik, psikolojik ve sosyo-ekonomik faktörlerin birlikte ele alınmasıyla açıklanabileceğini belirtiyor.
Eradamlar, biyolojik faktörü kişinin genetik yapısı ve ırsiyet olarak tanımlarken, "Ailesinde böyle bir hastalık olan kişinin depresyona girme olasığı, olmayan kişiye göre daha yüksektir. Ancak mutlak yüzde yüz olacak gibi bir şey söylememiz mümkün değil." Psikolojik faktörlerin de kişinin karakter özelliklerini işaret ettiğini söyleyen Eradamlar, depresyonun bağımlı, otoriter, hassas alıngan kişilerde görülme olasılığının daha yüksek olduğunu belirtiyor.
Sosyo-ekonomik etkenler
Sosyo-ekonomik faktörleri de kişinin içinde yaşadığı sosyal koşullara tepkisi olarak açıklayan Eradamlar, bir yakının kaybı, aile içi sorunlar, işsizlik ve ekonomik problemler gibi sorunları bu grup içerisinde açıklıyor. Depresyon sadece bireysel değil politik karmaşa ve savaş dönemlerinde toplumsal olarak da ortaya çıkabiliyor. 1920'li yıllarda yaşanan toplumsal dönüşümlerin ardından İstanbul'da hayli artan intihar olayları gibi. Hatta o dönemde intihar haberlerinin yayınlanmaması için basına sansür konuyor. 1914'te Balkan Şavaşı ile başlayan sürekli göçler, işgaller, dönüşte yaşanan büyük ekonomik yıkım, ardından cumhuriyet rejimine geçişle birlikte ortaya çıkan farklılık ve adaptasyon güçlükleri büyük toplumsal çalkantıları da beraberinde getiriyor. "Sonuçta bu 10 yıllık süreçte Türk toplumu büyük toplumsal karmaşalar, sosyal patlamalar yaşamış ve özellikle İstanbul'da yoğun intihar vakalarıyla karşılaşılmıştır" diyor Eradamlar.
'İyileştirme yapılmalı'
Depresyonda olan kişinin bu hastalığında sosyo-ekonomik nedenler ağır basıyorsa sosyal koşullarda iyileştirme yapılması kaçınılmaz bir hal alıyor kuşkusuz. Tedavinin bir bütün olduğunu belirten Dr. Eradamlar, "Biz hastalarımıza psikoterapinin yanında ilaçla tedavi de uyguluyoruz" derken, gerçek bir tedavinin sosyal programla da desteklenmesi gerektiğini söylüyor: "Eğer bu yapılmaz ise bataklık dururken biz sineklerle uğraşmış oluruz."
Nüfusumuzun yüzde 10'unun depresif özellikler taşıdığını söyleyen Eradamlar, ortalama tedavi süresinin 5-6 ay olduğunu belirtirken, intihar etmekten bahseden hastaların da ciddiye alınması gerektiğinin altını çiziyor.
ÖNCEKİ HABER

'Sermayeye cevabımızı alanlarda vereceğiz'

SONRAKİ HABER

Türkiye için çölleşme ve kuraklık uyarısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa